Table Of ContentTÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Amerika ile Osmanlı Devleti arasında iliĢkilerin baĢlaması 19. yüzyılın baĢların
rastlamaktadır. Bağımsızlık savaĢından sonra 1783’te BirleĢik Amerika, (o sıralar hala
güneydoğu Avrupa’nın bütünü ile güneybatı Asya’nın büyük bölümüne ve Kuzey Afrika’nın
da bir parçasına yayılmıĢ durumda bulunan) Osmanlı Ġmparatorluğu’na göre hem alan,
hem de nüfus bakımından çok küçüktü. Ġki devletin ters yönde geliĢen iliĢkileri geleceğin
bir belirtisi gibiydi.1 Amerika’nın kuruluĢundan itibaren ticaretini geliĢtirmek amacıyla kıtalar
arası iliĢki kurmak için Akdeniz’e yönelmesi Osmanlı ile çıkarlarının çoğu zaman
çatıĢmasına sebep olmuĢtur.
GeliĢimini ticaret yoluyla sağlayabileceğinin farkında olan Amerika, Baltık, Levant, Uzak
Doğu2 olmak üzere baĢlıca üç ticaret yönü belirlemiĢti; Ġlk Osmanlı-Amerikan iliĢkileri
ticaret vasıtasıyla baĢlamıĢtır. Amerika, Ġngiliz sömürüsüne son vererek bağımsızlığını
kazandıktan sonra, kendi dıĢ ticaretini yapmak için atılım içerisine girdi. Osmanlı bu
geliĢmeleri çok yakından takip etmese de Doğu Akdeniz ticareti (Levant) dolaylı da olsa
Osmanlı’nın kontrolünde olduğundan Amerika ile tanıĢmak zorunda kalmıĢtır. Böylece iki
ülke arasında ticaret nedeniyle ikili iliĢkiler kurulmaya baĢlamıĢ, bu ticari münasebet
Amerika’nın Osmanlı ülkesinde geniĢ bir faaliyet sahası elde etmesine dek geliĢmiĢtir.
Amerika, bağımsızlığını kazandıktan kısa bir süre sonra, Akdeniz bölgesinde ticaret yapan
yurttaĢlarını korumak ve onlara birtakım ayrıcalıklar sağlamak maksadıyla, Osmanlı
Devleti’nin Kuzey Afrika’daki topraklarının yöneticileri ile yakın iliĢki içine girmiĢtir.3
Amerikan tacirleri zamanla kendileri için büyük bir hammadde ve pazar kaynağı olan
Anadolu topraklarına yönelmiĢlerdir.4
Amerika, Osmanlı idaresindeki Cezayir, Tunus, Trablus (Mağrib Ocakları) ile "Dostluk ve
Ticaret” antlaĢmaları imzaladıktan5 sonra Amerikan gemileri Anadolu limanlarını da ziyaret
etmeye baĢladılar.
Amerika için "Levant” (Doğu Akdeniz) ticareti Cezayir, Tunus ve Trablusgarb ile yaptığı
antlaĢmalarla baĢlamıĢ ve güvenliği sağlanan Batı Akdeniz’den geçen Amerikan ticaret
gemileri 1797’de ilk defa Ġzmir’e demir atmıĢtır. 1810 yılından itibaren Ġzmir’le Amerika
arasında düzenli deniz ticareti baĢlamıĢtır.6
Amerika ile Türkiye arasında resmi münasebetler henüz kurulmamıĢ olmasına rağmen
Ġzmir vasıtasıyla yapılan Amerikan ticareti gittikçe geliĢti ve Ġzmir’de küçük bir Amerikan
Kolonisi oluĢtu.7 1810 yılından itibaren Ġzmir’le Amerika arasında düzenli seferler
yapılmaya baĢlaması üzerine, ileriki yıllarda Ġzmir’de konsolosluk yapacak olan David
Offley Ġzmir’e gönderilmiĢ, onun önderliğinde 1811’de Amerikan iĢ adamları ilk ticaret
odasını kurmuĢlardır.8
On dokuzuncu yüzyılın baĢlarında Osmanlı Ġmparatorluğunun sürekli gerilemesi
Avrupa’nın büyük devletlerinin iĢtahını kabartmıĢ, yıllardır hayalini kurdukları Osmanlı’yı
vesayetleri altına alarak9 topraklarını paylaĢma giriĢimine baĢlamıĢlardır. ABD’de bu
dönemde “ġark Meselesi” (Doğu Sorunu)10 olarak bilinen bu olaya dolaylı da olsa
bulaĢmıĢtır.
Osmanlı’nın gerileme döneminde sık sık yaĢadığı isyan hareketlerinden biri olan Mora
isyanı, Osmanlı Devleti ile Amerika arasında geliĢmeye baĢlayan ikili iliĢkilerin ilk yıllarında
meydana geldi. Bu isyan hareketine Avrupa devletleri destek vermekteydiler. Osmanlı,
Avrupa karĢısında yalnız kalmamak için dıĢ destek arayıĢına girdi. Bu konuda Amerika’ya
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 1
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
talebini iletti, Amerikalılar ile 6 Temmuz 1826’da bir görüĢme yapıldı ve Türkiye ile Amerika
arasında resmi iliĢkilerin kurulması yönünde görüĢ birliğine varıldı.11 Fakat aĢırı beklentiler
yüzünden anlaĢma sağlanamamıĢtır.12 Amerika’nın Osmanlı ile ilgilenmesine ticaret,
Osmanlı’nın Amerika ile münasebetlerini resmileĢtirmesine dıĢ destek ihtiyacı sebep
olmuĢtu. Amerika’nın ticari menfaatleri için yaptığı giriĢimler sonucu iliĢkiler baĢlamıĢ
bundan sonra Osmanlı’nın Avrupa karĢısında duyduğu destek ihtiyacı ile resmileĢmiĢ ve
iliĢkiler daha çok Amerika’nın çıkarları doğrultusunda devam etmiĢtir.
1820’li yıllarda Amerika için Türk-Amerikan ticareti öylesine önem kazanmıĢtı ki Amerika
Hükümeti, Yunanlılar karĢısında Osmanlı’yı desteklermiĢ gibi algılanacak Ģekilde tarafsız
davranmıĢ ve Avrupa’nın iĢlerine karıĢmıyormuĢ gibi görünmeye çalıĢmıĢtı. Monroe
Yönetimi, Türk-Amerikan ticareti uğruna Yunanistan’ın bağımsızlığını tanımayı dahi
geciktirmiĢti.13 Amerika’nın bu hareketi bir dereceye kadar ilerde uygulayacağı politikanın
da bir göstergesi olmuĢtur. Çünkü Amerika halkının Mora Ġsyanında maddi yardım
yapmasına karıĢmayarak Rumları,14 Amerikan çıkarları için de Osmanlı’yı destekler bir ikili
oyun oynamayı tercih etmiĢtir.
Navarin’de Osmanlı Donanması’nın Ġngiliz, Fransız ve Rus Donanması tarafından
yakılması15 üzerine Osmanlı Devleti’nin Amerika ile iliĢkilerini hızlandırma kararı aldı.
Çünkü dönemin teknolojilerine uygun yeni bir donanmaya ihtiyacı vardı.16 Yeni bir
donanma için ancak Amerika’dan yardım alabilirdi. Yıllardan beri Osmanlı ile bir iliĢki
kurmak için Avrupa’ya heyetler göndererek giriĢimlerde bulunan Amerika’ya karĢı ilgisiz
kalan Osmanlı, bu sebepten dolayı da olsa ani bir kararla ilgi göstermiĢ ve 7 Mayıs
1830’da dokuz açık bir gizli maddeden oluĢan “Ticaret ve Dostluk AntlaĢması”
imzalanmıĢtır.
Bu antlaĢma, Amerikalılara kapitüler haklardan yararlanma imkanı vermekte ve bu ülkeyi
“en ziyade müsaadeye mazhar ülke”17 konumuna geçirmekteydi. AntlaĢmayla devletler
birbirlerinin ülkesinde konsolosluklar açmayı kabul ediyorlar, Amerikan ticaret gemilerinin
Osmanlı limanlarından rahatça yararlanmaları sağlanıyor, Amerikan vatandaĢlarının
iĢledikleri suçlar nedeniyle yargılanmaları konusu düzenleniyordu.18 Amerikan ticaret
gemilerinin Boğazlardan geçiĢ serbestisi tanınıyordu.19
Aceleyle ve donanma hevesiyle düĢünülmeden imzalanan bu antlaĢmanın dördüncü
maddesine göre Amerikan uyruklu kiĢilerin, azınlıkların kapitülasyon ayrıcalıkları
sınıflamasına girip girmeyecekleri ve böylece Osmanlı yasa ve vergilerinden bağıĢık olup
olmayacakları, Bâb-ı Ali ile ABD Hükümeti arasında yıllar boyunca tartıĢma konusu
olmuĢtur.
ABD’ye göre yerli ya da yerleĢmiĢ bütün yurttaĢların eĢit haklardan yararlanmaları bir ilke
sorunuydu, Osmanlı için ise azınlıklar devletin varlığını tehdit ediyorlardı. Bu anlamdaki
görüĢ ayrılıkları Amerika’nın her istediğini alma prensibiyle, uzun yazıĢmalara ve
tartıĢmalara rağmen Amerika’nın bazen güç göstererek, bazen ikili oynayarak eldeki bazı
kozları iyi kullanması, genellikle Amerika’nın isteği doğrultusunda gerçekleĢmiĢtir.
Amerika’nın iddiası, ABD’nin uluslararası statüsünün yükselmesiyle ilgili ve hemen her
anlaĢmazlıkta kapitülasyon almıĢ olan bir ülkenin iĢine yarayan kapitülasyon oyununun bir
parçasıydı.20
Osmanlı Devleti’nin Amerika’dan donanma temini ile ilgili gizli maddenin hatırı için
imzalanmıĢ olan 1830 Ticaret AntlaĢması, gizli madde Amerikan Senatosu tarafından
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 2
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
kabul edilmemesine rağmen yürürlüğe girdi.21 Amerika neredeyse antlaĢmanın
maddelerini tek taraflı olarak kullanmaya baĢladı. AnlaĢıldığı üzere bu antlaĢma
Amerika’ya verilmiĢ bir imtiyazdan baĢka bir Ģey değildi.
1830 antlaĢmasından sonra meydana gelen iki geliĢme Osmanlı’yı rahatsız etti; biri gizli
maddenin Amerikan Senatosu’ndan geçmemesi, ikincisi Amerika’nın Ġstanbul’da açtığı
diplomatik temsilciliğin büyükelçilik düzeyinde değil maslahatgüzarlık derecesinde
açılmasıydı. Amerika yıllardan beri Osmanlı Devleti ile iliĢki kurmak için çaba sarf ederken
eline fırsat geçtiği andan itibaren de çok dikkatli hareket ediyor ve prensiplerinden taviz
vermiyordu.
Gizli madde, "Türkiye hesabına Amerika veya Türkiye’de yapılacak savaĢ gemilerinin
inĢasında kullanılacak kerestelerin Amerika’dan sağlanması” konusundaydı. Ayrıca
"yapılacak gemilerin fiyatı Amerikan donanması için yapılan gemilerin fiyatlarından fazla
olmayacaktı.” Aslında gizli maddenin Amerikan senatosu ve BaĢkan tarafından
onaylanmaması halinde bile antlaĢma geçerli olabilmektedir. Çünkü gizli madde tamamen
ayrı bir metin olarak düzenlenmiĢti.
Senatodaki itirazların büyük bölümü Ġngiltere ile karĢı karĢıya gelmeme isteğinden
kaynaklanmıĢtır, Ġngiltere’nin yaktığı bir donanmayı yenilemeyi öngören bir antlaĢma
maddesini onaylamak bir anlamda ideolojik olarak da Amerika’nın iĢine gelmemiĢtir. Buna
rağmen Amerikan yönetimi Osmanlı Devleti’ne, gemi ve malzemesi satıĢına soğuk
bakmadığını daha sonra Türkiye ve Ġngiltere arasında ikili bir oyun oynayarak bir geçiĢ
yapmıĢ Türkiye’yi gücendirmemek için de gemi sanayiinde usta olan iki kiĢiyi
görevlendirerek adeta Ġngiltere’ye karĢı çıkmamıĢtır.22 Bu kısmî olumsuzluklara rağmen ikili
iliĢkiler artarak devam etti. AntlaĢmanın diğer maddeleri de daha çok Amerika’nın
faydalanacağı nitelikteydi. Osmanlı bu antlaĢmanın gizli maddesini verdiği imtiyazların
karĢılığı olarak görüyordu.
Açık bir Ģekilde söylenmese de gizli maddenin kabul edilmemesi sebebiyle Amerika’nın
Osmanlı Devleti’nin gönlünü almak için gönderdiği ilk maslahatgüzar David Porter’ın asıl
mesleği denizcilikti. Tasdik edilmeyen gizli maddenin Ģartlarını yerine getirmek için olsa
gerek Osmanlı Devleti için Amerika’da hazırlanacak gemilerin inĢa iĢi ile ilgili bizzat
alakadar oldu. 1839 yılına kadar Osmanlı Devleti için bir çok buharlı gemi inĢa etmeyi
baĢardı.23 Bu Ģekilde Amerika, Osmanlı’ya oynadığı oyunu bir dereceye kadar hafifletmiĢ
oldu.
Türk-Amerikan münasebetlerinin geliĢmesi ve ticaretinin artması Amerikan tarihindeki bazı
olaylarla da ilgilidir. Amerikanın kuzey kısmının yöneticileri hem Osmanlı’yı iç savaĢ
sırasında tarafsız bırakmak hem de ticaretini artırmak düĢüncesiyle Osmanlı Devleti’ne
daha olumlu cevaplar vermeye baĢlamıĢtır. Zaten Amerika’nın o andaki durumu da bunu
gerektiriyordu. Çünkü Amerika’nın güney eyaletleri bütün ihtiyaçlarını pamuk satarak
karĢılıyorlardı. Ġç savaĢ baĢlamadan önce güney eyaletleri pamuk üretimlerini en büyük
bölümünü Ġngiltere’ye satıyordu, kuzey eyaletleri hem en doğal hammadde kaynağından
hem de mallarını sürebileceği en yakın pazarından soyutlanmıĢ durumdaydı. Kuzeyde
sanayinin geliĢebilmesi için güneyin pamuğu düĢük fiyatla kuzeye aktarılmalıydı, kuzeyli
sanayiciler bunun ancak silah zoruyla yapılabileceğinin bilincindeydiler bu nedenle de
Amerikan savaĢ malzemesinin yapım merkezi kuzey olmuĢtur.24 Ġç savaĢ bittiğinde, silah
yapımcıları açısından tek çözüm dıĢ pazarlara açılmaktı. ĠĢte 1870’lerde Amerikan silah
yapımcılarını Osmanlı Ġmparatorluğu’na önce savaĢ artığı silahları daha sonra modern
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 3
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
silahları satmaya iten sebep budur. Osmanlı ise 18. yüzyılın baĢından itibaren sürekli
toprak kaybetmekteydi. Bilindiği gibi Osmanlı yöneticileri önce askeri tedbirlerle
imparatorluğu kurtarmaya çalıĢtılar. Bu nedenle Avrupa ve Amerika’dan silah alma yoluna
baĢvurmuĢlardır. 1862 yılındaki "Ticaret ve Seyrü Sefain” antlaĢmasından25 sonra Amerika
artık Osmanlı’ya silah da satıyordu.
Ġki ülke arasındaki iliĢkilerin belli bir düzeye gelmesi üzerine Amerika, 1839 yılında
maslahatgüzarına elçi unvanı verdi.26 Osmanlı’nın Amerika’da diplomatik temsilcilik açması
yıllar sonra 1866’da Girit isyanı üzerine Osmanlı Devleti’nin yeniden kendisini yalnız
hissetmesi sonucu gerçekleĢti. Bu arada 1861-1865 yılları arasındaki Amerikan iç savaĢı
sırasında Türkiye’nin kuzey yanlısı bir tavır sergilemesi ve savaĢı kuzeyin kazanması iki
taraf için de önemli bir olumlu geliĢme olmuĢtur.27 Türkiye 11 Nisan 1867 de Eduard
Blacque Bey’i Washington elçiliğine atadı28 ve bu Ģekilde Girit isyanı sırasında Amerika’nın
tarafsız kalması sağlanmaya çalıĢıldı.
GeliĢen Türk-Amerikan münasebetleri yalnızca ticaretle sınırlı değildi. Navarin’de
donanmasını kaybeden Osmanlı Devleti, daha 1830 yılında gemi yapımcısı Henry Eckford
ve yardımcısı Foster Rhodes ile anlaĢarak donanması için gerekli gemileri inĢa için
Ġstanbul’da çalıĢtırıyor, 1846’da Sultan Abdülmecid’in isteği ile Amerikan pamuğunun
Osmanlı ülkesinde yetiĢtirilmesi için deneyler yapılıyor ve Lawrence Smith adlı bir
madenciye dağlarda maden arattırılıyordu. Bu aĢamada vurgulanması gereken Ģey,
Osmanlı Ġmparatorluğu’ndaki Amerikan varlığının gittikçe pekiĢtiğidir. Yalnızca ticari
iliĢkilerle sınırlı olmamak koĢuluyla Osmanlı Ġmparatorluğu’nda giderek artan Amerikan
varlığının oluĢmasında 19. yüzyılda araç olan iki kurumdan biri Amerikan Donanması, bir
diğeri ise misyonerler olmuĢtur.29
Osmanlı-Amerikan iliĢkilerinin baĢladığı ve geliĢerek devam ettiği 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın
ilk çeyreği misyonerliğin altın çağı olmuĢtur. Bu çağ aynı zamanda kapitalizmin
emperyalizme dönüĢtüğü çağdır. Hıristiyan misyonerler dinden daha çok devletlerinin,
dolayısıyla emperyalizme ve emperyalizmin en kötüsü olan kültür emperyalizmine hizmet
etmiĢlerdir.30 Amerika’nın büyük çıkar beklentileri ile Osmanlı topraklarına göz dikmesi ve
bu topraklar üzerinde spekülasyonlara giriĢmesi kendi ilkesini çiğnemek olacaktı. Bu,
Avrupa’nın kendi iĢlerine karıĢmasına yol açabilirdi. Bunu engellemek düĢüncesiyle
Amerika, Ortadoğu’da beklentilerini sağlamak yolunda Protestan misyonerleri seferber etti.
Osmanlı mülküne 1820 yılında ilk gelen Amerikalı misyonerler Plinny Fisk ve Levi
Parsons’dur.31 Bu iki misyoner, ABD’deki Protestan misyoner örgütlerinin en güçlüsü olan
American Board of Commissioners for Foreign Mission (ABCFM) elemanlarıdır.32
Yıllarca Hıristiyanların dinlerini değiĢtirdiği için diğer Hıristiyan mezhep ve cemaatler
tarafından dıĢlanmaya çalıĢılan ve engellenmek için her türlü çareye baĢvurulan33
Amerikalı misyonerler, 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanı’nın getirdiği hürriyetlerden
yararlanan Amerikalı Protestan misyonerler, çeĢitli seviyelerde okullar açtılar. Bu okulların
büyük kısmı ABCFM. tarafından açılmıĢtır. Önceleri Ġzmir, Ġstanbul gibi kıyı Ģehirlerine
gelen misyonerler sonraları iç bölgelere yayıldılar.34 Amerikalı misyonerlerden halkın
arasına karıĢarak onların kültürel, ekonomik durumlarını öğrenmeleri isteniyordu. Yapılan
fizibilite çalıĢmaları ve alan geniĢliği ve müesseselerin artmasıyla misyonerler daha
sistemli çalıĢabilmek için Osmanlı topraklarını Avrupa, Doğu Türkiye, Batı Türkiye ve
Merkezi Türkiye olmak üzere dört çalıĢma bölgesine ayırdılar.35
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 4
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Amerikalı misyonerlerin Türkiye’ye ilk geliĢlerinin Yunan ayaklanmasının çıktığı yıllara
rastlaması iki açıdan önem arz etmektedir; birincisi Rumların Yunan ayaklanması
sebebiyle kurulacak otoriteye daha yakın ve olaylara daha ilgili olmaları ve bu sebeple de
misyonerlerin mecburi olarak Ermenilere yönelmeleri, ikinci olarak Yunan isyanının
Ermeniler için de böyle bir hareketin özendirilmesi faaliyetlerinin baĢarısında etkili olacağı
fikrinin Amerikalılar tarafından düĢünülebileceğidir.36 Protestan misyoner örgütleri daha
sistemli olarak çalıĢabilmek için dünyayı aralarında paylaĢmaları sırasında Osmanlı
Ġmparatorluğu, ABD’nin payına düĢmüĢtür.37
ABCFM’nin açtığı modern eğitim kurumları, misyonunu gerçekleĢtirmesinde çok önemli
yere sahip olmuĢtur ve bu eğitim kurumları ile Türkiye’nin her kısmındaki insanların
yaĢamlarını, düĢüncelerini, ideallerini Ģekillendirmeye çalıĢmıĢtır. Buna karĢılık
misyonerler hep politika yapmadıklarını ileri sürmüĢlerdir. Oysa misyonerlik, Amerika’nın
Ortadoğu’da, Osmanlı Ġmparatorluğu topraklarında kendine ekonomik, sosyal ve kültürel
bir hayat alanı yaratma çabalarının bir aracı olmuĢtur. Hayat alanlarını daha
geniĢletebilmek için Osmanlı Devleti ise ABCFM’nin faaliyetlerini özetleyen 1880 tarihli
Bartlett Raporu’nda; "misyoner faaliyetleri açısından Türkiye, Asya’nın anahtarıdır”
Ģeklinde ifade edilmiĢtir.38
Amerika’nın Osmanlı Devleti ile iliĢkilerinin geliĢtirilmesinin perde arkasındaki ikinci bir
sebebi de böylece ortaya çıkmaktadır. Amerika, Osmanlı ülkesindeki her tür çıkarını elde
etmek için ticaretin yanı sıra misyonerlik faaliyetlerini de kullanacaktır. Kısaca misyonerler,
Amerikan menfaatlerini tesis etme aracı olarak kullanılmaktan öteye gidememiĢlerdir.
Harput Amerikan Konsolosu, hazırlamıĢ olduğu bir raporda Amerikan misyonerlerinin
faaliyetlerini değerlendirirken “Amerikan ticaretini baĢlatan, Van’da ve Bitlis’te yer
belirleyen, Amerika fikir ve müesseselerini yaymada ciddi ve etkin bir Ģekilde çalıĢan
koloniler ayrı bir hak ve korumaya sahiptirler” Ģeklinde bir açıklık getirir.39
Gerçekçi düĢünürsek Amerika’nın baĢka da çaresi yoktu. ÇeĢitli Avrupa ülkelerinden
Amerika’ya göçenlerin kurdukları kolonilerin birleĢmesiyle oluĢan ABD’nin ulusallıkla ilgili
birleĢtirici bir beklentisi olamazdı. Hıristiyanlık, birliğin tek ortak olgusu olduğuna göre
Hıristiyanlık mezhepleri arasında tutuculuktan uzak, Amerika’da çoğunluğun oluĢturduğu
Protestan mezhebi çerçevesinde bir bütünlük sağlamak en akılcı çözümdü. Bu sebeple
Protestanlığı önce Amerika’da sonra tüm dünyada yayma çalıĢmaları gittikçe hızlandı.
ABD’nin bu emperyalist politikayı izlemesinin nedeni düĢünüldüğünde karĢımıza 19.
yüzyılın baĢından beri devlet politikası olarak saptadığı Monroe Doktrini çıkar. Bu doktrin,
Avrupa’yı Amerika’nın iç iĢlerinden uzak tutmayı sağlamak ve ayrıca eski dünyanın bütün
iĢlerinden uzak kalmaya gayret göstermekti.40
Fakat dünyanın sömürgeci devletlerce bölüĢülmesine kayıtsız kalmasının Amerika’ya
ileride getireceği zarar hissedilince çare arayıĢları baĢladı. Monroe Doktrini’ni çiğnememek
için misyonerlerden yararlanmak yoluna gidildi. Çünkü bunlar resmi kurumlar olmayıp sivil
toplum örgütleri olarak kabul ediliyorlardı.
Osmanlı Yönetimi’nin gerilemeyi durdurmak için baĢlattığı batılılaĢma süreci içinde yapılan
yenilikler ve Batının baskısıyla azınlıklara tanınan imtiyazlar (özellikle Islahat Fermanı) ve
Amerika’ya tanınan kapitülasyonlar, misyonerlere çok rahat bir çalıĢma ortamı hazırlamıĢtı.
Bu rahat ortam, Amerikalı misyonerlerin Ermenilerle kolaylıkla kaynaĢabilmelerini sağladı.
Osmanlı yönetimi Amerikalı misyonerlerin faaliyetlerini kısıtlamak bir yana ilk yıllarda
onlara türlü kolaylıklar bile sağlıyordu. Nedeni de öbür emperyalist Avrupa ülkelerinin
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 5
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
yanında tarafsızlığına inandığı Amerika’nın güvencesine sığınmak olmalıydı. Türk-
Amerikan iliĢkileri, özellikle 1877-78 Osmanlı-Rus savaĢından sonra Rusların Ermenilerin
koruyuculuğunu üstlenmeleri sebebi ile daha da geliĢti.41
Misyonerlerin faaliyetlerinin özellikle Osmanlı tebaası üzerinde ayrılıkçı ruhu empoze eder
bir rol oynadığı düĢüncesinden hareketle tedbir alınma yoluna gidilmeye baĢlandı. Fakat
alınmak istenen tedbirler çoğunlukla kapitülasyonlara ve dıĢ devletlerin baskısına takıldı.
VerilmiĢ olan bu imtiyazlarla misyonerler adeta devlet içinde devlet haline geldiler.
Osmanlı Ġmparatorluğu’nun, ekonomik sıkıntı içinde oluĢu, özellikle merkeze uzak
bölgelerin uygarlıktan yoksun oluĢu, ülkedeki eğitimin yetersiz ve denetimsiz oluĢu, sağlık
hizmetlerinin yok denecek kadar az oluĢu ve kapitülasyonlar sebebiyle içiĢlerine
müdahale, misyonerler için oldukça iyi bir zemin hazırlamıĢ ve maddi üstünlük, faaliyetleri
için iyi bir avantaj sağlamıĢtır.
1840 yılında Ġngilizlere Protestanları himaye, 1844’te Hıristiyanların mezhep değiĢtirme,
1850’de Protestanların kilise kurma hakkı verildi. 1856’dan sonra kilise sayısı hızla arttı.42
1839 ve 1856 fermanlarının getirdiği hürriyeti kendi çalıĢmaları yönünden istismar eden
Avrupa Devletleri, bu dönemde maddi olarak çok güçlenmiĢlerdi ve Osmanlı Devleti’nin
her türlü zaafından istifade ederek kendilerine yakın cemaatleri (Protestan ve Katolikler
vb.) kapitülâsyonlardan faydalandırarak taraflarına çekmeye çalıĢıyorlardı.43
Avrupalıların iç iĢlerine müdahale edebilmek sebebiyle Osmanlı’ya kabul ettirmek istediği
bir çok haksız isteğe karĢı olumsuz cevaplar alınca bir çok sürtüĢme de doğmaya baĢladı.
Bu politikalar sebebiyle çıkan sürtüĢmeler ABD’de Osmanlı Ġmparatorluğu hakkında
olumsuz düĢünceler oluĢmasına yol açtı.44 Sultan Abdülaziz döneminde baĢlayan,
misyonerleri sadece Anadolu ve Rumeli ve Arap ülkelerinde de kontrol altına alma siyaseti
ve ayrıca Mısır’ın baĢına getirdiği Hidiv Ġsmail PaĢa’nın, misyonerlerle mücadele etmesi,
Avrupa ve Amerika’da büyük tepkiyle karĢılandı. Bu ilk tepkiler sonucunda Beyrut’ta açılan
misyoner okullarının kapanıĢı batılıları adeta bir ittifak içine soktu.45
1824’ten 1886’ya kadar Ġmparatorluktaki Amerikan eğitim kurumlarının sayısı 400’e
yaklaĢtı. Bunlar çoğunlukla 1830’lar ve 1840’larda kurulmuĢtu ve ruhsatsız olarak
faaliyetlerini sürdürüyorlardı. 1869’da Osmanlı Devleti’nin eğitimi düzene sokmak için
"Maarif Nizamnamesi” adında bir yönetmelik çıkarttı. Bu nizamnamenin 129. Maddesine46
göre yabancı okulların ruhsatsız çalıĢması mümkün değildi ve ruhsat almaları gerekiyordu.
Buna rağmen bir çok okul ancak 1880’ler ve 1890’larda ruhsat almıĢlardır ve devletin bu
konuda ciddi bir müdahalesine de rastlanmamıĢtır.47
Müslümanları Hıristiyan yapmak için Osmanlı Devleti’ne gelmiĢ olan Amerikalı
misyonerler, Müslümanları HıristiyanlaĢtırmanın devletin kanunları ve dinin kuralları gereği
zor olduğunu görünce adeta Hıristiyanları tekrar Hıristiyan yapmak yani mezheplerini
değiĢtirerek kendilerine daha yakın bir hale getirmek Ģekline dönüĢen bir role büründüler.
Bu sebeple baĢlıca uğraĢı alanları azınlıklar olmuĢtur.48
Ġmparatorluğun her kesiminden insanın eğitim ihtiyacı artmıĢtı. Ġmparatorluk 19. yüzyılda
yapısal bir değiĢim içindeydi. Tanzimat bir anlamda bu değiĢimin ve bu değiĢimi
yönlendirebilme özleminin sonucuydu. Tanzimat, eğitime çok önem veriyordu. Ayrıca
Protestanların kendi kiliselerine kavuĢmaları, Ermenilerin, Amerikan misyoner okullarına
olan talebini artırdı. 1870’lere gelindiğinde ABCFM yönetimi yerli Hıristiyan unsurların da
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 6
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
yönetiminde söz sahibi olacağı bir yüksek okul örgütlenme modeli geliĢtiriyordu.49
ĠĢte Anadolu’daki yüksek okullar bu modele uygun olarak kuruldular. En önemli Protestan
kolejleri Beyrut ve Ġstanbul’da açıldı. Okullar, matbaa, hastane ve yardım kuruluĢları ile
hızlı bir ProtestanlaĢtırma çalıĢması yanında azınlıkları etkileyerek onların Osmanlı’dan
kopmaları sağlanıyordu. Ġstanbul’daki Robert Kolejin 1863-1903 tarihleri arasındaki
mezunlarının çoğu, Bulgar öğrencilerdi. Yine kolejin ilk Bulgar mezunlarından beĢi,
Bulgaristan’da baĢbakanlık görevinde bulunmuĢlardır.50
Sekiz misyonerin imzasını taĢıyan 30 ocak 1857 tarihli bir mektupta, Bulgaristan
ProtestanlaĢtırılmadan Osmanlı Ġmparatorluğu’nda yapılan iĢin tamamlanmıĢ
sayılamayacağı çünkü Ermenilerin en iyi ihtimalle imparatorluk ahalisinin 1/20 sinden çok
olmadıklarını belirtiyorlardı. Bulgaristan’ın kurtarılması davasını ilk baĢlatan misyoner
Robert Kolej’in kurucusu Cyrus Hamlin olmuĢtur.51
Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiği görevi Araplar için Beyrut’ta Amerikan Koleji
üstlendi. 1886’da Beyrut’ta açılmıĢ olan Protestan Koleji, bölgenin Osmanlılardan
koparılmasında rol oynadı.52
Ayrıca Amerikalı misyoner Jones King, Yunan Kilisesine hayatiyet kazandırmak için
yıllarca çalıĢtı.53 Osmanlı tebaası olan Bulgarlar ve Ermeniler arasında 1810 yılına kadar
bağımsızlık arzusu yoktu. Osmanlı Ġmparatorluğu’ndaki azınlıklar önce misyoner okulları
aracılığıyla Avrupa devletlerinin etkisi altında kalmıĢlar sonra karĢılıklı çıkar iliĢkisi ve
dayanıĢma içinde tam bir himayeye girmiĢler, o devletlerin siyasi görüĢleri doğrultusunda
hareket ederek Osmanlı Ġmparatorluğu aleyhinde siyasi çalıĢmalarda bulunmuĢlardır.54
Yüzyıllardır Osmanlı egemenliğinde kalmıĢ bu toplumlar, Fransız Ġhtilali’nden sonra
dünyayı saran bu akımın etkisi ile artık gerileme dönemine girmiĢ imparatorluk yönetimine
karĢı ayaklanmaya baĢlamıĢlardı.
Milliyetçilik fikri, Avrupa ulusları arasında geliĢirken onlar bu akımı bir silah olarak
kullanmaya baĢladılar. Ermeniler, Türklerin anavatanı üzerinde ve yaygın biçimde
yaĢıyorlardı. Ermeni ayaklanması da bu topraklardan ödün ister biçimde geliĢecek ve
Osmanlı’yı yıkması kesin olacaktı.55 Misyonerler çalıĢmalarında öylesine baĢarılı oldular ki
1848 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti, mezhep değiĢtirerek belli bir sayıya ulaĢan
Protestanları ayrı bir cemaat olarak tanımak zorunda kaldı.56 Açılan okullar Ermeniler
arasında Türk düĢmanlığı oluĢturmaya yetti.
GeçmiĢ olaylar çok kısa süre içinde Avrupa Türkiye’sinde çok ciddi siyasal değiĢikliklerin
olabileceğini gösteriyordu. O kadar ki; 1876-1878 yılları arasında terör ve karıĢıklık
nedeniyle misyonerlerin faaliyet göstermeleri bile güçleĢti. Misyoner okulları zaptiyelerce
korundu ve Amerikalı misyonerler Türk subaylarına sığındılar. Bu denetim altına alma
politikası ve tepkilere rağmen misyoner faaliyetleri 1890’larda Selanik ve Manastır’ı da
kapsayan geniĢçe bir alana yayılmıĢtı.57
Osmanlı Devleti, 1869’dan itibaren her türlü yabancı okulu, bu arada Amerikan misyoner
okullarını da daha yakından izlemeye baĢlamıĢtı. Dolayısıyla Amerikan okulları, Türk-
Amerikan iliĢkilerinde sürekli sürtüĢme konusu olmuĢtur. Özellikle 1890’lı yılların
ortalarından itibaren baĢ gösteren Ermeni olaylarının merkez üssü misyoner okulları olmuĢ
ve birçoğu da zarar görmüĢtür.58 Amerika tazminat talebinde bulunup adeta Osmanlı’yı
tehdit ettiği için de bu okullar Türk-Amerikan sürtüĢmesinin temelini oluĢturmaya
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 7
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
baĢlamıĢtır.59
Sadece Ermenilerle yetinmeyen Amerikalılar, Rumları da teĢkilatlandırmaya devam ettiler.
Bu çeĢit faaliyetlere örnek, Merzifon Amerikan Koleji binasında Rum-Pontus teĢkilatının
kurulmasıdır. Merzifon Pontus teĢkilatından birinin bir Yunanlıya yazdığı mektupta
teĢkilatın faaliyete geçmek üzere olduğu, Yunanistan’dan imdat bekledikleri ve
kullandıkları binanın Merzifon Amerikan Koleji binası olduğu belirtilmiĢtir.60 Aynı Ģekilde
Anadolu’da kurulmuĢ olan Harput’taki Fırat Koleji ve onun etrafa dağılmıĢ olan Ģubeleriyle
(Harput ve çevresinde Amerikalıların seksen üç tane okulları mevcuttur) 61
Antep’te kurulmuĢ olan Merkezi Türkiye Koleji Ermenilerin Osmanlı’ya karĢı
ayaklanmalarında büyük rol oynamıĢ ve adeta Ermeni ihtilalcilerin buralardan yetiĢen
kiĢilerden oluĢtuğu gözlenmiĢtir.
19. yüzyılda Türk-Ermeni iliĢkilerinde baĢlayan zıtlaĢmanın türlü dıĢ etkenler ürünü olduğu
tarihî bir gerçektir. Bu dıĢ etkenlerin baĢında Osmanlı Ġmparatorluğu’nun zayıflamasından
yararlanan emperyalist batılı devletlerin sömürgeci emellerle Osmanlı topraklarına göz
dikmeleri gelir.62
American Board ve diğer misyoner teĢkilatlarının bu derece etkin ve yoğun çalıĢmaları
sonucunda 1880’lerden itibaren ABD’ye Ortadoğu ve Anadolu’da ekonomik, sosyal ve
kültürel bir hayat sahası oluĢturmada aracı rol oynadığı gözden kaçmayacak bir
gerçektir.63 Bu gerçeği hissetmiĢ olan Batılı devletler her yönüyle misyonerlerine sahip
çıkmayı da ihmal etmemiĢlerdir. Bu cümleden olmak üzere misyonerler bu hususu kendi
faydalarına oldukça iyi kullanmıĢlardır. Misyonerler bir çok Ģikayette bulunarak devletlerinin
kendilerine daha fazla yardımcı olmalarını istemiĢlerdir. Kendileriyle ilgili olaylarda Osmanlı
yönetimine baskı yapılması için her türlü imkandan yararlanmıĢlardır ve misyonerler
kendilerine bu desteği sağlamak için yalan propagandalara baĢvurmuĢlardır. Bundan
etkilenen yöneticiler de genellikle yönetime gelmeden bir Türk düĢmanı olarak motive
etmiĢlerdir. Bunun en iyi örneklerinden bir tanesi de 1901 yılında baĢkan seçilen Theodore
Roosevelt, daha 1898 yılında Ģunları söylemiĢtir; "dünyada herkesten önce ezmek
istediğim iki güç Ġspanya ve Türkiye’dir”.64
Amerikan misyonerlerinin yoğunlaĢtığı yörelerde ABD, Konsolosluklar kurarak, bu
konsolosluklar eliyle, misyonerlerinin faaliyetlerine destek olmak için teĢebbüslerde
bulunmuĢ ve Osmanlı Devleti ile sıkı bir pazarlığa girmiĢtir. ABD Konsoloslukları
kuruldukları bütün bölgelerde yoğun siyasi faaliyetlerin içine girmiĢlerdir. Osmanlı
Hükümeti bu faaliyetlerden dolayı bir süre sonra rahatsızlık duymuĢ ve konsoloslukların
sayısının artmasını istememiĢtir. Buna rağmen daha önce vermiĢ olduğu imtiyazlar
sebebiyle özellikle Doğu Anadolu’da Konsolosluklar açılmasına engel olamamıĢtır.65
Konsolosluklar, ABD vatandaĢlığına geçiĢ, vatandaĢların haklarının korunması,
Ermenilerin ABD’ye göçlerini kolaylaĢtırmak konusunda ellerinden gelen bütün gayreti
göstermiĢlerdir. Doğu Anadolu’daki Amerikan Konsoloslukları, Amerika’ya göç için
yapılacak bir çok iĢin halledilmesinde her türlü kolaylığı sağlamıĢlardır. 1869’dan sonraki
ABD vatandaĢlığına geçiĢlere Türk Hükümeti kolayca izin vermemekteydi, vatandaĢlığa
geçmiĢ bulunanlar da bunu Osmanlı Hükümetinden saklıyorlardı, konsolosluklar bu gizlice
tabiiyet değiĢtirme olayını gerçekleĢtiriyorlardı.66 Bu sebeple bölgedeki Amerikan nüfuzunu
pekiĢtirmek ve Amerikan idealini yaymak için misyonerler ve Ermeniler ve onların
koruyuculuğunu yapan konsolosluklar Amerika’nın Ortadoğu politikasında kullandığı
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 8
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
önemli unsurlar olmuĢlardır67 Bir çok Amerikan Konsolosluğunda misyonerler görev almıĢ,
konsolos vekili veya yardımcılığını genellikle misyonerler üstlenmiĢtir. Yardımcı eleman
olarak da genellikle Ermeni veya Rumlar tercih edilmiĢtir.68
Amerikalı misyoner ve konsoloslukların faaliyetlerinin sadece Ermenilere yönelik bir olay
olduğunu söylemek mümkün değildir. Müslümanlar üzerinde de etkili olmuĢ hem ayrılık
ruhu hem de Amerikan değerlerine özenti duyulmuĢtur. 1875’li yıllarda Osmanlı
topraklarından Kuzey Amerika’ya baĢlayan kitleler halindeki Müslüman göçünün en önemli
nedenleri arasında Osmanlı Devleti’ndeki Amerikan Okulları’nın faaliyetleri gelmektedir. Bu
okulların öğrencileri genellikle varlıklı ailelerin çocuklarıydı ve bu okullardan mezun
olduktan sonra aileleri ile yüksek öğrenim için Amerika’ya gidiyorlardı.69 Amerika’ya giden
bu ilk gurubun asıl amacının bol para kazanıp iyi bir gelecek elde etmek olduğu
bilinmektedir.
YetiĢmiĢ bir çok Ermeni genci de Amerika’ya gönderilerek orada daha ileri eğitim görmeleri
de sağlanıyordu. Bu gençlerin pek çoğu Amerika’da Amerikan vatandaĢlığına geçerek
Ġmparatorluğa geri geliyor, Osmanlı topraklarında Amerikan vatandaĢı olmanın
dokunulmazlığı içinde kendi halklarına özgürlük propagandası yapıyor, gördüklerini
anlatarak devletten reformlar istemeye yönelttiriliyorlardı. Çok geçmeden Osmanlı
imparatorluğunda artık bilinçlenmiĢ bir Ermeni toplumu olduğunu gösteren en büyük kanıt
ise 1863’te hazırlanan ve imparatorluk tarafından onaylanan Ermeni anayasası oldu.70 Bu
geliĢmelerden rahatsız olan sadece devlet yöneticileri değil, Ermeni Gregoryen yöneticileri
de rahatsız olmuĢ ve bunu bir çok defa dile getirmiĢlerdir.71
Her memleketin misyoner müesseseleri aynı zamanda Osmanlı Devleti’ndeki Hıristiyan
gençlere kendi milletlerinin ve devletlerinin nüfuzlarını tesis ederken,72 bunu daha iyi
yürütebilmek düĢüncesiyle onlara mali ve ticari müesseselerinde de iĢ bulmaya gayret
gösteriyorlardı. Bu sayede hem kendilerine yakın gurubun güvenini kazanacak hem de o
Hıristiyan gurubun sosyal yönden üstün bir duruma gelmesini sağlayacaktı. Bu durum
Hıristiyanlarda da bir beklenti yarattı ve daha iyi bir sosyal hayat için bilhassa Amerika’ya
giderek iĢ imkanı aramaya baĢladılar. Bu hareket zaman içerisinde Osmanlıya karĢı
yürütülen politikanın da bir parçası oldu. Özellikle Ermeniler ve Bulgarlar bu suretle az
zamanda ihtilalci bir unsur haline sokulmuĢtur.73
Bu arada Osmanlı topraklarından Amerika’ya göçen Rum ve Ermenilerin Türkler aleyhine
çalıĢmaları Amerikan kamuoyunda Türk düĢmanlığı oluĢturmaya baĢladı. Yine Ermeni-
Amerikan iliĢkilerine ait bir örnek Amerikalı bir profesör olan Mr. Earle’nin “American
Missions in the Near East” adlı eserinde Ģöyle ifade bulmuĢtur;74
“Amerikan misyoner okullarında Ermeniler dillerini ve tarihsel geleneklerini yeniden üstün
tutmayı öğrendiler. Batının siyasal, toplumsal ve ekonomik ilerleme ideallerini tanıdılar.”
Ermenilerin Doğu Anadolu’dan ABD’ye göçünde, konsoloslukların tam yerleĢmelerinden
(1901) sonra büyük bir artıĢ oldu. Konsoloslar raporlarında bu büyük çaplı göçün sebebini,
Ermenilerin sürekli baskı ve zulme uğramaları olarak göstermiĢlerdir. Doğu Türkiye
misyonunun merkezi olan Harput’taki Amerikan Konsolosu Thomas H. Norton raporunda
göç olayına Ģöyle bir yorum getirmiĢtir; “insanlar zengin olmak, tehlikelerden uzak kalmak
ve çocukları için iyi bir ortam elde etmek istemektedirler ve ancak bu büyük çaplı göç
sayesinde dünyanın dikkatini çekme fırsatı yakalamaktadırlar”.75 Fakat bilinmektedir ki aynı
konsolosun çalıĢma bölgesinden birçok Müslüman da Amerika’ya göç etmiĢtir. Eğer
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 9
TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
sadece baskıdan dolayı gayrimüslimler göç etseydi Müslümanların Amerika’ya gitmesi
düĢünülemezdi. Bu sebeple göçü kolaylaĢtırmak ve Amerika’da taraftar bulmak
düĢüncesiyle yapılan propaganda Amerikan kamuoyunu aldatmaktan baĢka bir Ģey
değildi.76
Amerika’ya göçte Amerikan okullarının etkisi olduğunun en güzel kanıtı Ģüphesiz en fazla
göçün olduğu Harput’ta açılmıĢ olan misyon merkezidir. 1878 de bu misyon merkezinde
açılan kolej (Fırat Koleji),77 iyi yetiĢtirilmiĢ Ermenilerin iyi bir eğitim almasını sağlamıĢ ve
Ģuurlu öncüler yetiĢtirmiĢtir. Bu yetiĢtirilen öğrenciler ABD’ye götürülmüĢ ve çoğu Amerikan
vatandaĢlığına geçirilerek sonra Osmanlı topraklarına geri getirilmiĢtir. Bu geri gelen
öğrenciler de Amerika-Ermeni ittifakının idealleri için çalıĢmıĢlardır.78
Osmanlı Ġmparatorluğu’nun büyük sarsıntılar içine düĢtüğü 19. yüzyıl bitiminde artık türlü
etkilerle bütünüyle değiĢik kavramlara sahip olmuĢ Ermenilerin devlete karĢı ayaklanmaları
baĢlamıĢtı. Huzursuzlukların çok arttığı sırada Türkiye’nin doğusundaki Amerikan
kolonisinin zarar görmemesi için çeĢitli tedbirler alınmıĢ, Müslüman halkın onlara karĢı
düĢmanca tavır içinde olduğu ifade edilmiĢ, bu nedenle konsolosluk kadrosunun
silahlandırılması için giriĢimlerde bulunulmuĢtur.79 Amerikalıların hep Ermeni yanlısı bu
tutumlarından sonra Amerikalı misyonerler, Türkler tarafından Ermeni meselesine katkıları
dolayısıyla suçlanmıĢlardır.
Sonraki yıllarda misyoner-Ermeni yakınlaĢması bir kat daha artarken Amerika 1896’daki
Türk- Ermeni olaylarından sonra Türk sularına, sözde Amerikan yatırımlarını korumak,
gerçekte ise Ermenilerin yanında olduğunu göstermek üzere iki savaĢ gemisini göndererek
tarafgirliğini kesin biçimde gösterdi.80 Amerika, devlete baĢkaldırmıĢ bir unsurun yanında
yer almak suretiyle kendi de Osmanlı’ya karĢı bir konuma geçti. Amerika’da bu
misyonerlerin yayın organlarında ve yine onların yazılarıyla beslenen basında sürekli
abartılarak yer verilen Türk-Ermeni olaylarına iliĢkin haber ve makalelerle bir Hıristiyan
ulusun, Müslüman Ġmparatorlukta ezilmekte olduğu fikri iĢlenmiĢtir. Bulundukları
bölgelerde Amerikan çıkarlarını korumak misyonunu üstlenmiĢ olan konsolosluklar Ermeni
ayaklanmasını sanki bir "kutsal savaĢ”81 gibi desteklediler, yağma ve katliam
hareketlerinden sürekli Müslüman halk ve yönetim sorumlu tutulmuĢtur.
Konsoloslar, Amerika’ya gönderdikleri raporlarda Ermeni Ġhtilalci liderlerinin mektuplarına
yer vererek Amerika’nın direk müdahalesini istemiĢlerdir. Yine konsolosluk raporlarında,
Vilayet-i Sitte (Altı Vilayet), Ermeni Vilayetleri olarak anılmıĢ ve bu Ģehirlerin Hıristiyan
valilerce yönetilmesi fikri ortaya atılmıĢtır. Bu isteğin özellikle Bitlis, Sivas, Erzurum,
Mamuratül Aziz ve Diyarbakır için, Ģartları nedeniyle doğal bir hal aldığı savunulmuĢtur.82
Azınlıkları kıĢkırtmak ve ayaklandırmak yoluyla konsolosluklar, sömürge kazanma
yarıĢında önemli yere sahip olmuĢlardır. Bu veriler ıĢığında genel bir değerlendirme yapan
değerli bir hocamız, "Ermeni sorununun, Ermenilerin baĢlangıçtan beri Hıristiyan oldukları
gözetilerek, bir din sorunu olmadığı, yüzyıllardır Doğu Anadolu’da, Trabzon ve Bağdat,
Samsun-Batum ticaretini ellerinde tuttukları ve Türklerden çok daha rahat yaĢadıkları
açısından bakılınca da ekonomik bir sorun olmadığı ancak Ġngiliz, Rusya, Fransa ve ABD
gibi dünyanın güçlü, emperyalist ülkelerinin kendi politikalarını izleyebilmek için ortaya
attıkları bir siyasal sorun olduğu sonucuna eriĢilmektedir”83 Ģeklinde güzel bir açıklık
getirmiĢtir. O dönemde atılan düĢmanlık tohumları halen Amerika’da Türkiye’ye karĢı olan
tavrın temelini oluĢturmaktadır.
Türkçülerin Kavşıt Yeri http://www.Altayli.Net
Sayfa No: 10
Description:1820'li yıllarda Amerika için Türk-Amerikan ticareti öylesine önem .. Amerikan iliĢkilerine ait bir örnek Amerikalı bir profesör olan Mr. Earle'nin “