Table Of Content1
www.ontodergisi.com
Editör
Mehmet Karasu
Tasarım 2
Erdem Ömüriş
wwwwww..oonnttooddeerrggiissii..ccoomm
İİççiinnddeekkiilleerr
ÖÖnnssöözz (4)
PPssiikkoolloojjiiyyii VVaarroolluuşşççuu BBiirr TTuuttuummllaa KKaavvrraammaakk (5)
Sembolik Savaş – Gezi Direnişi (8)
DDeeaann İİççiimmiizzddeenn BBiirrii (10)
Kartezyen Düşünce - NNeewwttoonn FFiizziiğğii vvee PPssiikkoolloojjii (13)
EEnn RReennkkllii MMüüccaaddeellee:: KKeennddiimmiizzii AAnnllaammaa ÇÇaabbaammıızz (15)
‘‘CCiinnsseell AAççllıığğıınn AAffrriikkaa’’ssııddıırr,, TTüürrkkiiyyee’’ (18)
3
SSoossyyaall PPssiikkoolloojjii BBaağğllaammıınnddaa BBiirr ZZiihhiinn YYaappııssıı:: MMuuhhaaffaazzaakkâârrllııkk (19)
PPoozziittiiff PPssiikkoolloojjii (21)
İİnnaannçç PPssiikkoolloojjiissiinnee GGiirriişş (24)
TToopplluumm İİççiinnddee BBiirreeyy:: BBiirreeyyiinn İİççiinnddee TToopplluumm (26)
TTüürrkkiiyyee’’ddee İİnnaannçç PPssiikkoolloojjiissiinnee DDaaiirr BBaazzıı YYeerreell EElleeşşttiirriilleerr (28)
Çevre Psikolojisi AAççııssıınnddaann BBiirr FFiillmm AAnnaalliizzii:: KKiimmlliikk (30)
Çeviri: VVaarroolluuşşççuu PPssiikkoolloojjii (37)
OOnnlliinnee AArraaşşttıırrmmaa (41)
VV ffoorr VVeennuuss (42)
wwwwww..oonnttooddeerrggiissii..ccoomm
Değerli Okurlar,
İnsanın, kendi ömrünün önemli bir kısmını kendi ontolojik yapısını fark etmek, fark ettirmek ve doğrulatmak
için geçirdiğini varsayarsak, bir şeyler üretebilir ve ürettikleri üzerinden diğeriyle ilişki kurma ve dolayısıyla kendi
varlığını fark etme ihtiyacına sahip olduğunu söyleyebiliriz. İşbu dergi girişimi böylesi bir çabanın ürünüdür.
4
Bu toprakların çocuklarına, bizlere, faydalı olması dileğiyle.
Mehmet Karasu
Bornova, Ekim 2013
www.ontodergisi.com
uygun ortaya çıkmıştır. Yaşanmakta olan sürecin bir
ürünü olarak değerlendirebileceğimiz varoluşçuluk,
belirli isimlerle anılsa da onlara indirgenmemelidir.
Zira varoluşçuluk, mevcut koşullar nedeniyle insanın
varoluşuna ilişkin düşünceler üretmesine bağlı ola-
PSİKOLOJİYİ VAROLUŞÇU BİR
rak gün yüzüne çıkmıştır. Bu bakımdan aynı zaman
TUTUMLA KAVRAMAK
dilimlerinde, farklı düşünürlerin birbirinden bağımsız
biçimde varoluşçuluk üzerine yayınlarını görmekte-
yiz. Örneğin, Martin Heidegger, Varlık ve Za-
Mehmet Karasu
man isimli eserini 1927’de yayımlamadan 3 yıl ev-
M vel, İspanyol düşünür Ortega y Gasset benzer dü-
odern zamanlarda bireyi kitlesel davra-
şüncelerini, Heidegger’in çalışmasından haberdar
nışlara zorlayan ve doğayı kontrol altına
olmaksızın, 1924’te açıklamıştır.
almaya çalışan zihinsel doku insanı
kendinden uzaklaştırarak yalnızlaştırmış ve aynı za-
Varoluşçuluk, Kartezyen düşüncenin hiyerarşik du-
5
manda kendisine yabancılaştırmıştır. Zira birey ko-
ruşuna rağmen bir konumu tercih etmiştir. Batı’nın
lektif davranışlarda bireyliğini yitirmiş, doğayı kontrol
‘sahip olmak’ üzerinden şekillenen aklı, Doğu’nun
altına almaya çalışırken ise kendinin doğanın bir
(özellikle Çin ve Hindistan) yüzyıllardır tanıklık ettiği
parçası olduğunu ihmal ederek kendine yabancı-
bu ‘olmak’ bilgeliğini son yüzyıllarda keşfetmiştir. Bu
laşmıştır. Yalnızlaşma ve yabancılaşma zaten var
keşfi 19. yüzyıl filozoflarından Soren Kierkegaard’a
olan varoluşsal iniltileri, çığlığa çevirmiştir. Dikkat
kadar götürmek mümkündür. Nietzsche,
ederseniz, iniltide devamlılığı olan ve çözülememiş
Sartre, Heidegger, Jaspers ve Marcel gibi düşünürler
bir problemden muzdarip bir seda varken, çığlıkta
ise varoluşçu düşünmeye derinlik katmış yazarlar-
bahsi geçen problemden kaynaklı yok oluş tehdidine
dır.
karşı bir feryat vardır.
Psikanalitik yaklaşım, davranışları biyolojik itki (is-
Tıpkı diğer felsefi ve bilimsel gelişmelerde olduğu
tek) ve toplumsal roller arasındaki çatışma üzerin-
gibi varoluşçuluk zamanın ruhuna yani Zeitgeist’e
den açıklamaya çalışırken; varoluşçu yaklaşım insa-
nın sırf bu dünyada var olmasından kaynaklanan
Psikolog
www.ontodergisi.com
trajedisiyle yüzleşmesi üzerinden davranışları anla- mektedir. Bahsi geçen bu gizli tehlike, kimi zaman
maya çalışır. İnsanın kendi trajedisiyle yüzleşmesi ciddi anlamda öngörülemeyen problematikler do-
ise yaşamın trajik yönünü fark etmekle mümkündür. ğurmaktadır. Örneğin, Psikanalitik yaklaşımın kuru-
Ölüm, yalnızlık, mahrumiyet, kayıp yaşantısı, suçlu- cusu Freud, ego-id-süperego ayrımlarını işlediği ese-
luk yaşantısı ve ‘can sıkıntısı’ yaşamın trajik yönünü rini Almanca yazmıştır. Ancak bu kişi zamirlerinin
zihinlerde belirgin kılan olgu ve durumlardır. Bahsi Almanca’dan İngilizce’ye tercüme faaliyetlerinde La-
geçen olgu ve durumlarla yüzleşen modern bi- tince karşılıkları tercih edilmiştir. Oysaki Freud Ich
rey, yaşadığı hayatın anlamlılığı üzerine sorgulama- (Ben) kavramını kişisel olanı betimlemek, Es (O) kav-
lara gitmiştir. ramını ise ‘Ben’ olmayana işaret etmek için kullan-
mıştır. Okur kitlesince bahsi geçen kişi zamirlerinin
Psikanalitik yaklaşım, kişiliği bölümlere (ego-id- Latince karşılıklarının kabul görmesi ve popüler ol-
süperego) ayırarak incelemesinden dolayı Kartezyen ması, Freud’un bu tercümelere karşı çıkmasını en-
düşünceyi dolayısıyla özne-nesne ayrımını pekiştir-
gellemiş olmalıdır. Aşağıda, bahsedilen terimlerin
miştir. Zira bir bütünü parçalara ayırıp incelemek dört dile göre karşılıkları listelenmiştir:
parçalar arası kıyaslamayı nispeten daha mümkün
6
kılar ve doğal bir süreçle ‘iyi-kötü’ gibi dilsel tasnifler Latince Almanca İngilizce Türkçe
hiyerarşiyi doğurur. Oysa varoluşçu psikolojideki ego ich I ben
‘ben’ bir özne değildir. ‘Ben’ var olmakta olan id Es İt o
bir yaşantıdır. Bu yaşantı insan, eşya ve hayatla superego uber-ich above I üst-ben
mülkiyet dokusu üzerinden ilişki kurmaz. Dolayısıyla
‘olmak’ bilgeliğini yaşar. ‘Olmak’ bilgeliği, bir yandan Modern zamanların yaygın nevrotik olgusu, anlam
‘an’ı haz alarak ve verimli geçirmek üzerinden şekil- arayışının engellenmesi, silikleşmesi ya da kaybolma-
lenirken, diğer yandan saldırgan hâllerimizi, kaygıla- sıyla yakından ilişkili görünüyor. Anlam arayışının
rımızı, nefretimizi ‘kabullenmeyi’ ve bertaraf edeme- böylesi formlarda yitirilişi ‘olamamak’la değil, ‘hiç-
diğimiz acılara karşı dirayetle dayanabilmeyi ihtiva lik’le son bulur. Olamamak (no-thingness) ve hiçlik
eder. (nothingness) arasında önemli farklar olan kavram-
lardır. İlki varoluşun vakumunda, diğeri nihilizmin
Felsefi ve bilimsel metinlerdeki teknik terimlerin ter- tepelerinde ortaya çıkar ve varoluş vakumu yönetilebi-
cüme faaliyetleri pek çok açıdan netameli görün- lir bir stres kaynağıyken, nihilizm bölünemez -atom-
www.ontodergisi.com
dolayısıyla başa çıkılamaz bir düşünce tutulmasına
karşılık gelir. Zira nihilizm yokluğu değil, varlığın an-
lamsız oluşunu kabul eder.
Kaynaklar
Frankl, V. E. (2013). İnsanın Anlam Arayışı (10. Baskı). (S. Budak,
Çev.). İstanbul: Okyanus Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi
1946.)
Geçtan, E. (2007). Varoluş ve Psikiyatri (7. Baskı). İstanbul: Metis
Yayınları.
Tarlacı, S. (18 Şubat 2013). Bilincin Altı, Üstü, Sağı, Solu, Sobe:
Ben’lik. 23 Temmuz 2013, http://goo.gl/gdKM1O.
7
www.ontodergisi.com
mazdı. Gezi Ruhu denilen ‘şey’ son yıllarda dünyada
sıkça ortaya çıkan, pek çok film, müzik, düşün eseri
ile desteklenen ‘yeniçağın ruhundan’ başka bir şey
değil.
SEMBOLİK SAVAŞ
Bunun öncülleri çok açık, yeniçağın insanları konuşa-
GEZİ DİRENİŞİ
rak anlaşmıyorlar, neredeyse herkes kısa da olsa
yazıyor-okuyor, şaşırıyor, alay ediyor, dilediğini söylü-
yor. Sözcükler yazıldıkları anda bir belge oluşturdukla-
Erdem Ömüriş
rı için, hatıraları, gerçekten bir ömür boyu sürebilir.
B
ir zihniyetler savaşı yaşanıyor sembolik düz- Hiç kimse söylediği üzerinden yargılanamaz, söyle-
lemde. Polis bunu reel düzleme çekmeye mek, bir fısıltı da olabilir bir slogan da, ama yazarsan
çalışarak bedenlere saldırdı ve bir karşılık anısı orada durur. Herkes önceki yazdıklarından ‘so-
bulamadı. Bedenler sadece akşamleyin rahat uyumak rumlu’ bir bireydir. O nedenle silinen twitler bu kadar
8
için orada olduklarından saldırıya göğüs gerdi ve hat- ayıplanmakta hatta bir internet günahı sayılmaktadır.
ta düşünceleri için çektiği acının nasıl kendine güve-
nini ve inancını pekiştirdiğinin farkına vararak en Ama bir de ‘okumak’ kısmı var bu işin; okuyan insan
önlere gitti, gitmek istedi, izledi, kızdı, bağırdı, çanak- ile dinleyen insanın arasındaki farklar o denli yoğun-
çömlek patlattı, uyumadı, inandı, direndi. dur ki, yabancı dil eğitimde okumak ile dinlemek ayrı
derslerde öğretilir, ayrı sınav yapılır. Dinlemek ve
Düşünceler o kadar birikmişti ki, söylenmeyen, söyle- konuşmak, ‘diyalojik’ (ikili-diğerli) bir akıl üretir. İki kişi
nemeyen, istenip de yapılamayan, kaybetmekten arasındaki milyon tane değişkene bağlı olarak sürekli
korkulan, kaybedildiği fark edilen her şey, bir ergenin dönüşen, biyolojik bir şeydir ‘konuşmak’ (koku, kıya-
odası kadar dağınık ve birikmiş bir biçimde siyasete fet, hava durumu vs.). Biriyle konuşmak ile yazışmak
fışkırarak nüfuz etti -biber gazı misali-. arasındaki farkların ‘çok ciddi’ düzeyde olması nede-
niyle pek çok internet aşkı sonlanmaktadır.
Ortaya çıkan ifade patlamasında ‘neredeyse’ herkes
ve her şey yer aldı. Bir uzlaşım mümkün olmadı, ola- Artık konuşmanın dokunmak kadar değerli olduğu
ilişkiler oluşmakta, insan ilişkilerine bir kademe daha
Sosyal psikolog
www.ontodergisi.com
eklenmektedir. Bu kademe yazışarak ve görseller ile dan sanki). İşletim sistemlerimiz farklı, dosya transferi
haberleşilen bir zihin halinin tezahürüdür. Çağın ruhu, yapamıyoruz, anlaşamıyoruz. Hep istikrarsızlıklarını
kendi kapalı dünyasında yeni bir ‘akıl üretti’, bu akıl: (çelişki-yalan vb.) sunuyoruz. Ama ‘konuşan’ zihinler
her bir bireyin sıralı ‘monologları’ ile biçimlenen bir bunu fark etmiyorlar. Her dinlediklerinde ve konuştuk-
yazışmalar ve görseller (imgeler-semboller) silsilesi, larında dönüşüyorlar. Bunu hak biliyorlar. İnsan ‘böy-
olarak tanımlanabilir. Yapılan her şeyin belgeli olduğu le’ bir şeydir; diyorlar. Unutabilir, yanılabilir, yalan
bereketli bir düşün arazisine dönüşüyor internet, yeni söyleyebilir. Ama sorun şu ki biz unutmuyoruz. Hep
bir güce, bir enformasyon tarlasına dönüşüyor ve kayıtlı, hep bir tarih aralığında adresli bilgilerimiz ve
orada herkes bir şey söyleyebiliyor. belgelerimiz var. Çok ‘organize’yiz. Bir örgüt ‘illüzyonu’
yaratıyor bu durum. Aslında sadece bir düşünce biçi-
Belleği çok eskilerdeki işkenceleri-belgeleri saklıyor mi, yeni bir düşünüş biçimi…
(youtube vb.) ‘unutmuyor’. Son 20 yılda her şey o
denli hızlı gelişti ki, buna ayak uyduranlar büyük bir
enformasyon arabirimiyle (internet), aynı anda tüm
dünyayı izler ve çelişkileri fark eder oldular. Ama bu
9
çağı fark etmeyen, sevmeyen, direnen, dâhil olama-
yanlar hala sadece ‘konuşarak’ anlaşan bir siyaset
yapıyorlar (kömür bahane, kapısına gelmeleri hâlini
sormaları önemli). Böylesi bir siyasete karşı, yazarak
ve çizerek anlaşanlar Yeniçağın ruhunun sınırlarını
sokaklarda, akıl düzleminde çizebildikleri kadar iyi
çizemediler (Zeitgeist), çizdirtilmedi, net bir ‘iktidar’
görünümü ile kitle, gerçekten süpürülmeye çalışıldı.
Binlerce kötü muamele yapıldı, büyük suçlar işlendi
ve işlenmeye devam ediliyor.
Her şeyin temelinde algoritmalar, paradigmalar ve
düşün sistemleri arasındaki çatışma yatıyor. Gerçek-
ten anlayamıyoruz ve anlayamıyorlar (biz-siz hep bun-
www.ontodergisi.com
Jim anne ve babasına aynı konu hakkında sürekli
farklı şeyler söyledikleri için kızar. Polis Jim ile yalnız
konuştuğunda Jim buraya yeni taşındıklarını ve eski-
den oturdukları yerde kendisine ‘ödlek’ dediği için bir
çocuğu dövdüğünü söyler. Ardından gelen konuşma-
DEAN İÇİMİZDEN BİRİ
larda Jim babası gibi olmak istemediğinden bahse-
derken söz konusu ödleğin babası olduğunu anlarız.
Bağlan Keskin Daha sonraki bir sahnede Jim eve geldiğinde babasını
hizmetçi önlüğüyle yere dökülen tepsiyi toplarken
S
öz konusu filmler olunca karşımıza arka görür. Yerdeki dağınıklığı annesi görürse babasına
plandaki duvarın renginden kapı tokmağının kızacaktır. Bu sahnede eğer babası yere saçılan ye-
şekline kadar tahmin edemeyeceğimiz ayrın- mekleri toplarken fırfırlı hizmetçi önlüğü giymemiş
tıda gönderme çıkar. Sinema, entelektüel birikimini olsaydı Jim’in babasının annesi tarafından ezilmesine
bu şekilde ortaya çıkarır çünkü. Dünyadaki öykü sayı- sinirlenmesi olarak yorumlayabilirdik. Ancak babaya
sı, ortaya çıkan yapıtlardan çok çok azdır. Hep aynı giydirilen kadın önlüğü bariz Jim’in babasının toplu- 10
öyküler farklı yorumlarla bu yüzden işlenir. mun kadına atfettiği rolleri yapmasından kaynaklanan
bir utanç duymasını anlatır. Başka bir sahnede Jim
Rebel Without a Cause her dönemin ikonu James babasının annesine karşı kendi arkasında durmasını
Dean için belki de fenomenliğinin başlangıç filmidir. istediğini söyler ancak babası sesini çıkaramaz. Ço-
Sinemada her zaman fazla ayrıntılı karakterler akılda cuklar asla ebeveynleri gibi olmak istemezler. Aslında
kalmıştır. Bu fazla ayrıntılılık bir bakıma fazla psikolo- oluştuğu şeyden daha iyi bir duruma gelme fikri ya-
jik durum demektir. Yani tek bir karakter aynı anda şam için temel koşuldur. Ancak Freud’a göre insanın
birden çok insanı temsil eder. James Dean’in Rebel iki içgüdüsü vardır: Ölüm ve Yaşam İçgüdüleri. Jim’in
Without a Cause’da canlandırdığı Jim karakteri sorun- film boyunca sürekli babası gibi ödlek olmamak için
lu bir profil çiziyor. En başında üç ana karakterimiz kendi ölüm içgüdüsünün yükseldiği ve hep uçurumun
Jim, Judy ve John karakolda bir araya geliyor. Üçü de kenarından döndüğünü görüyoruz. Jim’i ölümden
ergenlik çağında lise öğrencileri. Sarhoş olduğu için kurtaran Yaşam İçgüdüsü ise filmde Judy ile vücut
karakola götürülen Jim’in ailesi karakola geldiklerinde buluyor. Yaşam İçgüdüsü seksle sağlanan bir durum-
dur. Kavramsal olarak devamında üremeyi getirir.
Psikolog
www.ontodergisi.com
Description:konuşmak, 'diyalojik' (ikili-diğerli) bir akıl üretir. İki kişi arasındaki milyon kapatılması (1924), öğretimin birleştirilmesi (1924), şer'iyye mahkemelerinin .. noktalarından biri 1980 yılında Irvin Yalom tarafından ortaya konmuştur.