Table Of ContentNİZAMİ’NİN ‘LEYLA İLE MECNUN’ ADLI ESERİ İLE JOHANN
WOLFGANG VON GOETHE’NİN ‘DIE LEIDEN DES JUNGEN
WERTHERS’ (GENÇ WERTHER’İN ACILARI) ADLI ESERİNDE
SEVGİLİ İMGESİ VE KADIN ALGISI
Adem Yaşar KISA
YÜKSEK LİSANS TEZİ
ALMAN DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI
Doç. Dr. Melik BÜLBÜL
2012
Her hakkı saklıdır.
TC.
ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
ALMAN DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI
Adem Yaşar KISA
NİZAMİ’NİN ‘LEYLA İLE MECNUN’ ADLI ESERİ İLE JOHANN
WOLFGANG VON GOETHE’NİN ‘DIE LEIDEN DES JUNGEN
WERTHERS’ (GENÇ WERTHER’İN ACILARI) ADLI ESERİNDE
SEVGİLİ İMGESİ VE KADIN ALGISI
YÜKSEK LİSANS TEZİ
TEZ YÖNETİCİSİ
Doç. Dr. Melik BÜLBÜL
ERZURUM – 2012
s
I
İÇİNDEKİLER
ÖZET.......................................................................................................................... II
ABSTRACT .............................................................................................................. III
ÖNSÖZ ...................................................................................................................... IV
GİRİŞ .......................................................................................................................... 1
BİRİNCİ BÖLÜM
AŞK VE TARİH TÜNELİNDE KADIN
1.1. AŞK KAPIYI ÇALINCA ..................................................................................... 2
1.2. TARİH SERÜVENİNDE KADIN ....................................................................... 8
1.2.1. Semavi Dinlerin Işığında Kadın ................................................................... 15
1.2.2. Kadın ve Toplum .......................................................................................... 20
1.2.3. Tarih Yazan Kadınlarımız ........................................................................... 29
İKİNCİ BÖLÜM
DOĞU VE BATI MEDENİYETLERİNDE KADIN
2.1. LEYLA İLE MECNUN ..................................................................................... 32
2.2. GENÇ WERTHER’İN ACILARI (DIE LEIDEN DES JUNGEN
WERTHERS) ..................................................................................................... 44
2.2.1. Eserlerdeki Değer Yargıları ve Toplumsal Gerçeklik ................................ 54
2.2.2. Kendini Gerçekleştiren Kadın ..................................................................... 60
2.2.3. Doğu ve Batı Kültüründe Kadın .................................................................. 63
SONUÇ ...................................................................................................................... 68
KAYNAKÇA ............................................................................................................. 69
ÖZGEÇMİŞ .............................................................................................................. 72
II
ÖZET
YÜKSEK LİSANS TEZİ
NİZAMİ’NİN ‘LEYLA İLE MECNUN’ ADLI ESERİ İLE JOHANN WOLFGANG VON
GOETHE’NİN ‘DIE LEIDEN DES JUNGEN WERTHERS’ (GENÇ WERTHER’İN
ACILARI) ADLI ESERİNDE SEVGİLİ İMGESİ VE KADIN ALGISI
Adem Yaşar KISA
Tez Danışmanı: Doç. Dr. Melik BÜLBÜL
2012, sayfa: 71 + IV
Jüri: Doç. Dr. Melik BÜLBÜL (Danışman)
Doç. Dr. Ahmet SARI
Yrd. Doç. Dr. Halil KUMAŞ
Uzun uğraşlar sonunda ortaya konulan bu özverili tez çalışmasının amacı, asırlardır
horlanmış, hep arka plana itilmiş, toplumsal baskılara, haksızlıklara maruz kalmış, insanlık dışı
uygulamalarla bir ömür geçirmiş, bin bir zorluklara göğüs germiş, değeri tam anlamıyla
anlaşılamamış günümüz kadınının kendini gerçekleştirme yolunda var olma mücadelesine katkıda
bulunmaktır ve onların değerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır, Neden kadın? Neydi kadının
suçu? Sadece kadın olmak mıydı? Hayatımızın her anında ve her alanında var olan kadının ortak
özgeçmişini araştırıp, kadının hayatımızdaki sosyal, tarihi, eğitsel, ekonomik önemine vurgu yaparak
hayatımızdaki yeri ve önemine dikkat çekmek, kadının ne kadar değerli varlıklar olduğunu
insanoğluna hatırlatmak, kadına değer ve önem verildiğinde her alanda başarının daha kolay
geleceğini ispatlamak, kendini gerçekleştirme yolunda onlara destek olmak tezin ana hedefidir. Nasıl
değerli olmasınlar! Onlar bizim, analarımız, kardeşlerimiz, sevgililerimiz, daimi destekçilerimiz...
Kısacası her şeyimiz!
Doğu ve Batı medeniyetlerinin, toplumlarının kadına bakış açısının incelendiği bu özverili
karşılaştırmalı çalışmada, yöntem olarak sosyal-kültürel, tarihsel, dinsel boyutlu bir araştırma
yaparak iki farklı kültür arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları gerek edebi eserler aracılığıyla, gerek
sosyal içerikli kaynaklarla tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu karşılaştırmalı yöntem sayesinde Doğu ve
Batı medeniyetlerinin sevgiye olan inancına, kadın algısına ve değer yargılarına objektif bir şekilde
bakılarak çıkarımlarda bulunulmuştur.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; ortak kötü kadere sahip olan kadın, tarih tünelinde sayısız
işkencelere, zulümlere, haksızlıklara uğramıştır. Fakat, artık bu karamsar tablo yerini daha umut
verici, iyimser, pozitif bir tabloya bırakmıştır. Son yüzyıllarda ise Batı, Doğu’ya göre
endüstrileşmenin, hukuksal ve eğitimsel gelişmenin doğal sonucu olarak daha olumlu gelişmeler
kaydetmiş; kadın, haklar ve yaşam tarzı bakımından bir adım öne geçmiştir. Fakat aşk ve sevgi
konularında Doğu kültürü apayrı bir yere sahiptir. Doğu’da aşk başkadır. Doğu’da aşk başka doğar.
Doğu’nun sevgiye ve kadına bakış açısı çok eskilere dayanır ve sağlam temeller üzerine kuruludur.
Doğu’da manevi değer olgularına bakış ve duygusallık önde gelirken, Batı’da rasyonel tutum ve
madde ağır basmaktadır. Şunu da söylemeden geçmemek gerekir ki: Kültürler, coğrafyalar,
yaşamlar, iklimler farklı da olsa bütün kadınlar değerlidir!
Anahtar Kelimeler: Kadının Başarısı, Doğu ve Batı Medeniyetleri, Değer, Sevgi, Kadın,
Maddecilik, Maneviyat
III
ABSTRACT
MASTER’S THESIS
THE IMAGE OF A DARLING AND PERCEPTION OF A WOMAN IN THE WORK OF
NİZAMİ CALLED “LEYLE İLE MECNUN” AND OF JOHANN WOLFGANG VON
GOETHE CALLED “DIE LEIDEN DES JUNGEN WERTHERS”
Adem Yaşar KISA
Thesis Advisor: Assoc. Prof. Dr. Melik BÜLBÜL
2012, Page: 71 + IV
Jury: Assoc. Prof. Dr. Melik BÜLBÜL (Advisor)
Assoc. Prof. Dr. Ahmet SARI
Assist. Prof. Dr. Halil KUMAŞ
The aim of this sacrified thesis, appeared after a great deal of struggling, to support today’s
woman’s struggling on the way of proving her identity whose value couldn’t be understood exactly
who came over lot’s of obstacles, spent her life along with lot’s of wild practises exposed to injutices
and social compulsion, always seen in backgrounds, despised over ages and to help their value to be
understood in a better way. Why women? What was the woman’s crime? Just becoming woman?
Searching the main background of woman, who is in every moment and place of our life, pointing
out the woman’s social, historical, educational and economic importance, reminding the human
being how much important the woman’s place is, proving that if given enough value to the woman,
the success will be caught in every area easier and lastly supporting them while they are doing their
best, are all the main aims of this thesis. How can they be unvaluable? They are our mothers, sisters,
darlings shortly everything.
The differences and similarities between two different cultures were tried to be spotted by
making a socio-culturel, historical and religional research with both literatural and social sources in
this sacrified comperative work in which the viev of Eastern and Western civilazations’societies to
the woman. Thanks to that comparative technique, inferences have been done by analyzing the
Eastern and Western civilization’s belief against love, vief of woman and values.
Conclusionally, we can say that the woman having the same bad faith exposured to
countless tortures, injustices etc. along the history. However, instead of this pesimistic view there is
a more optimistic, pozitive and happy view. Recently, the West has showed more pozitive
improvements compared to the East as a result of devoloping its technology, education and policy
and woman has gone a step ahead in terms of rights and lifestyle. However, Eastern culture has a
unique place in terms of love. The love is different at East. The love wakes differently at East. The
East’s view of love and woman goes to very old dates and is founded on strong frames. While
spritual values and romantizm preceed everything at East, the materialistic and rational views are
more valued. Lastly not to pass without saying that “All the women are valuable even if the cultures,
regions, lifes, climates differ!”
Key Words: The Success of woman, The Eastern and Western Civilizations, Value,
Woman, Materialism, Morale
IV
ÖNSÖZ
Karşılaştırmalı edebiyat (Vergleichende Literatur), keşfedilmeyi bekleyen bir
hazine gibidir. İzini sürdükçe kendine daha da çok bağlar ve meraklılarını köleleştirir.
Karşılaştırmalı edebiyat, iki ya da daha fazla milletin edebiyatını dilbilimsel, kültürel ve
toplumsal, tarihsel açıdan inceleyen, benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koyan
eleştirel ve disiplinler arası bir sosyal bilim alanıdır. Karşılaştırmalı edebiyat sayesinde
zamandan ve mekândan bağımsız olabilir, uzakları yakın hâle getirebiliriz.
Karşılaştırmalı edebiyat biliminin temelinde Goethe’nin ‘Dünya Edebiyatı’
(Weltliteratur) düşüncesi yatar. Bu da şu anlama gelir ki, farklı kültürlerin birinci kalite
(erste Klasik), yani klasik eserlerinin, insanlığın ortak edebiyat hazinesini yaratması
demektir. Bu anlamda edebiyat, uluslararası bir eğitim halkası oluşturmaktadır.
Karşılaştırmalı edebiyat kültürel farklılıklara saygı duymayı gerektirir ve bu sayede de
özünü ve ötekini daha iyi anlamada bireye yardımcı olur. Bu çalışmada Nizami’nin
‘Leyla ile Mecnun’ adlı eseriyle, Goethe’nin ‘Genç Werther’in Acıları’ (Die Leiden des
Jungen Werthers) adlı eserinin karşılaştırılması sonucu kendi kültürümüzü inceleme
fırsatı bulurken, kültürümüzü başka kültürlerle kıyaslama fırsatı da bulmaktayız. Elde
edilen veriler, tamamen incelenen eserlerden, toplumsal bakış açılarından, çevremizdeki
kişilerin fikir ve yorumlarından beslenmiş olup, eser toplumsal ve tarihsel içerikli bir
araştırmanın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
İnsan doğduğu andan itibaren bilgilerle donanmaya başlar. Herkes her şeyi
bilemeyeceği gibi, herkesin bildiği en az bir şey vardır. Önemli olan sahip olunanları
paylaşmak ve insanlığa faydalı olmaktır. Bu ifadeler bizi, yıllarını eğitime, insan
yetiştirmeye, toplum yararına adamış olan, Melik BÜLBÜL’e götürecektir. Lisans ve
lisansüstü öğrenimim boyunca bana emek ve değer veren Sayın Hoca’ma saygılarımı ve
en içten dileklerimi sunar, emin adımlarla yürüdüğü akademik hayatında başarılar
dilerim. Son olarak, bu dağdağalı hayat yolunda beni yalnız bırakmayan, iyi ve kötü
anlarımda yanımda olan elleri öpülesi annem Neriman KISA’ ya ve desteğini hiçbir
zaman benden esirgemeyen sevgili eşim Duygu KISA’ya teşekkürü borç bilirim.
Erzurum - 2012 Adem Yaşar KISA
1
GİRİŞ
HAYATIN ANLAMI SEVMEK
İnsan sevmeye başlayınca, yaşadığının farkına varır. Hava ile su gibidir sevmek.
Sevince insan, ayakları yerden kesilir, kalbi gümbür gümbür atar, içi içine sığmaz. Hep
onu ister; sevdiğinin yanında olmak, elini tutmak, gözbebeklerinde kaybolmak… Hele
de gerçek sevgiyi buldun mu bambaşkadır sevmek. Uyurken, uykuda, uyandıktan sonra,
her nefes alışında o vardır gönüllerde. Seven gönül kendini düşünmekten vazgeçer,
sevdiğinin mutluluğu için uğraşır; çünkü o mutlu oldukça kendisi de mutlu olur. Kendi
benliğini eritiverir sevdiğinin kollarında. Hele de ilk kez sevgiyi, aşkı iliklerinde hissetti
mi, kalbin atışları karşıdan duyulur. Mutlu olmak için sevmek, sevilmek, değer verilmek
gerekir. Aşkın gözü kördür. İnsanı kör, sağır, deli eder. Aynı Leyla ile Mecnun’u, Arzu
ile Kanber’i, Ferhat ile Şirin’i, Aslı ile Kerem’i, Vamık ile Azra’yı, Yusuf ile
Züleyha’yı ettiği gibi.
Sayısız aşk destanı, çekilen kutsal acılar, tertemiz özlemler, masumane
duygular… Onları bu kadar aşklarında başarılı kılan, yüzyıllara taşıyan, neydi acaba?
Nasıl başarabilmişlerdi acaba bu kadar sevmeyi, sevilmeyi? Aslında cevabı çok açık ve
kolay. Yaptıkları sadece sevmek, hem de hesapsızca, karşılık beklemeden, sadece o
olduğu için, varlığından ötürü… Maalesef bu duygular günümüzde o kadar çok azaldı
ki, böylesi sevdalar sadece dillerde kalmakta. Günümüzde artık insanlar, aşktan ve
sevgiden daha önemli şeyleri icat etti. Para, ev, araba, makam, mansıp, zevk, eğlence…
Maddenin ön plana geçtiği bir evrende yaşar olduk. İnsanların yüzü hep asık; mutsuz
oldukları her halinden belli. Kimi sudan sebeplerden dolayı sevdiğini kırmış, kimi
fındık kabuğunu doldurmayacak nedenlerden dolayı sevdiğini aldatmış, kimi de …
Günümüzde toplumumuzun, bu çarpıklıklarla karşı karşıya kalması, aldatmaların
ve boşanmaların sıradanlaşması korkutucu boyuta ulaşmıştır. Maddenin, maneviyatın ve
sevginin önüne geçtiği günümüzde bizi bekleyen tehlikelere ışık tutmak, insanlarda
bilinç uyandırmak gerekmektedir. Aksi takdirde çok yakında bizi bekleyen toplumsal
çöküş gerçekleşip, kapımızı çalacaktır. İşte buradan hareketle sevginin, sevmenin
değerinin anlaşılması için Leyla ile Mecnun’dan yola çıkarak, Genç Werther’in Acıları
ile karşılaştırma yoluna gidilmiş ve çalışmada doğu- batı eksenli, tarihsel, toplumsal ve
kültürel bir çalışma gerçekleştirilmiştir.
2
BİRİNCİ BÖLÜM
AŞK VE TARİH TÜNELİNDE KADIN
1.1. AŞK KAPIYI ÇALINCA
Bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona,
Sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana,
Bir gününü sevgisiz geçirdinse yazık
En boş geçen günün o gündür, inan bana
Ömer Hayyam
A/ Ş/ K, üç harfli buzdağı. Bu kadar kısa olup da, telaffuz edildiğinde insanın
içini kıpır kıpır eden, içini ısıtan, hayata bakışını değiştiren, kişiye yaşama sevinci
aşılayan sihirli bir değnek var mıdır? Aşk insanoğlunun varoluşundan bu yana
süregelen, çeşitli tanımları yapılmasına rağmen hala tam anlamıyla anlaşılamayan üç
harfli bir gizem yumağı. Pençesine aldığı kölesini, kendisine tutsak eder. Aşk kuyusuna
düşen insanın kimyası değişir, özgürlüğüne kavuşmuş kuş misali kalbi kıpır kıpır
çarpmaya başlar, eli ayağı birbirine dolaşır, uyku girmez gözüne, ayakları yerden
kesilir. ‘Sevgili’yi düşünür hep; onunla yer, onunla içer, onunla uyur. Aşk insanı ansızın
yakalayan, yakaladığında kendine bağlayan, bağladıkça acıtan ve acıttıkça tat veren bir
talih kuşudur. Aşkın gelişi, sıcak yaz gününde ani bir sağanak yağmur gibidir. Başından
aşağı boşalırken sular, dudakları susuz bir ateşle kavrulur insanın. Aşk, bir gün ansızın
çıkıp kapınızı çalabilir. Kim o? dersiniz, bakarsınız ki o. Geri çeviremezsiniz kapıdan,
bir de bakmışsınız ki kalbinizde taht kurmuş kendine. Aşk, aslında hayatın ta kendisidir.
Mutluluk, hüzün, kahkaha, neşe, gözyaşı… Hepsini barındırır içinde. Sevginin bir
üstüdür aşk ve sevgide karşılık bekleme, mantık varken aşkta yoktur. Bu noktada aşk,
sevgiden farklılaşır. Çünkü aşkta acı vardır; aşk, acıya rağmen var olabilen bir
duygudur. Acı çekseniz de âşık olmaya devam edersiniz. Çünkü aşk, tatminsizdir, her
zaman daha fazlasını ister. Aşk ve sevgi arasındaki bu ince çizgiyi Nevzat (2005),
bizlere şu şekilde aktarmaktadır: “Aşk, sevginin tutkulu ve derin biçimidir. Aşkın en
önemli özellikleri sadakat, bağlılık ve şefkattir. Bu üç hususiyet, aşk ile sevgi arasındaki
farkı gösterir. Aşık olan kişide önceliği duygular almış ve muhakeme ikinci plana
Description:Ömer Hayyam. A/ Ş/ K, üç harfli buzdağı. edebilirken, kadın evde oturan, çocuk büyüten, erkeğine hizmet eden varlık olmaktan başka bir adım ileri