Table Of ContentLa - Sonsuzluk Hecesi - Nazan Bekiroğlu
sonsuzluk hecesi
Öyle bir çığlıkla attı ki kendini Adem
uykusundan, gerçekte çığlık atıp atmadığını bile bilmedi. Ama
iki uyku arasında rüyasının bölündüğü gün gibi gerçekti. Ve başına bir
şey gelmiş gibiydi.
O zamansızlık zamanında, cennet ırmağının kıyısında Adem,
onunla göz göze geldi.
Kuşları, tüyleri ürkütmekten korkarcasına elini uzattı yavaşça.
Parmaklarının ucundan dökülen yaseminleri gösterdi. İçine dolan ses
ve ışığa, sevince sarmaşığa, usulca, sen kimsin, dedi. Bildiğini bir kez
daha bilmek, kelimesini bir de ondan duymak istedi.
Ben kadınım, dedi Havva, ama bu benim sıfatım. Adımı henüz
bilmiyorum.
Sonra döndü Adem'e, aklına bir şey gelmişti, Sesi, bengisular
gibiydi.
Bana, dedi, bir isim ver, varlığım olsun. Durdu, aklından yeni bir
şey geçti. Bana, dedi, sen isim ver, varlığım senin olsun.
Bana öyle bir isim ver ki senin adının yanında dursun.
Seni anan beni de ansın. Seni hatırlayan beni hatırlamadan
olmasın.
Bir "ile" koy aramıza bizi birbirimize
bağlasın.
LÂ
SONSUZLUK HECESİ
Nazan Bekiroğlu
TİMAŞ YAYINLARI 11927 Roman Dizisi | 91
YAYIN YÖNETMENİ Emine Eroglu
EDİTÖR Seval Akbıyık
KAPAK TASARIMI Mim Emin
1.BASKI Kasım 2008, İstanbul
2.BASKI Aralık 2010, İstanbul
ISBN
978-975-263-851-8
TİMAŞ YAYINLARI Cağaloğlu, Alemdar Mahallesi,
Alayköşkü Caddesi, No:5, Fatih/İstanbul Telefon: (0212) 511
24 24 Faks: (0212) 512 40 00 PK. 50 Sirkeci / İstanbul
timas.com.tr [email protected]. tr
Kültür Bakanlığı Yayıncılık Sertifika No: 12364
BASKI VE CİLT Sistem Matbaacılık Yılanlı Ayazma Sok. No: 8
Davutpaşa-Topkapı/İstanbul Telefon: (0212) 482 11 01
LA
Sonsuzluk Hecesi
Nazan Bekiroğlu
NAZAN BEKİROĞLU
3 Mayıs 1957, Trabzon.
Dört yıllık üniversite hayatı hariç hep bu kentte yaşadı.
Bulut. Deniz. Yağmur.
Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimini Erzurum’da aldı. Kar.
Rüzgâr. Ova. Halide Edip’le doktor,
Nigâr Hanım’la doçent.
Şimdilerde Trabzon, KTÜ Fatih Eğitim Fakültesi’nde
Profesör. Suyun kıyısında.
İki kız çocuğuna anne.
Görünürdeki hayatı bundan ibaret.
Eserleri:
Nun Masalları (1997)
Şair Nigâr Hanım (1998)
Halide Edip Adıvar (1999)
Mor Mürekkep (1999)
Yûsuf ile Züleyha (2000)
Mavi Lâle (2001)
İsimle Ateş Arasında (2002)
Cümle Kapısı (2003) TYB Deneme Ödülü
Cam Irmağı Taş Gemi (2006) TYB Hikâye Ödülü
Lâ: Sonsuzluk Hecesi (2008) ESKADER Roman ödülü
LÂ SAHİFESİ
LÂ SAHİFESİ
Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs’tan, Âdem’le
Havva’nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da
hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim.
Çünkü Âdem cem makamındaydı, yani hayatları,
hikâyeleri kendinde toplayıcıydı. İnsanın bütün halleri
Âdem’de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde
özetlenmişti.
Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim de bir türlü
kalemi elime alamadım, anlatmaya kalkışamadım. Oysa
anlatmak, benim için de anlamanın en yetkin biçimiydi.
Ne zaman ki, kalmak için değil uğrayıp geçmek
için kadem bastığımız, kök attığımız değil kısa bir gölge
saldığımız şu dünyada bir cennet sürgünüyle
yazgılandığımı anladım ve Kelimeler Kitabıçift isimler
sahifesinde, Âdem’le Havva’nın yanına bir de Habil’le
Kabil ekledim. O zaman anladım anlatma zamanının
geldiğini.
Hikâyenin ismi düştü dilime bir gece: LÂ.
İLLÂ, dedim.
Bir ömür boyu aradığım hece harfinin LÂ olduğunu
bildim.
LÂ: Olumsuzluk eki. Başkaldırı serbestîsi.
Ama değil mi ki Tevhid kelimesi de LÂ ile başlar:
LÂ ilâhe.
Bilinçli kabul kelimesi onun ardından gelir: İllallah.
Öyleyse Âdem, İLLÂ’ya giden yolda bir LÂ
hecesidir. İsyan tecrübesi onun ilk halidir. Âdem,
cümlenin daha başında LÂ diyecek, reddedecek
özgürlüğe sahip olduğu halde illallah’a varmasıyla
yaratılmışların en güzelidir, mümkünler âlemindeki o en
esrarlı heceyle, kendiliğinden değil bile isteyedir. LÂ,
hiçlik mesabesi, öyleyse sonsuzluk ekidir.
***
Hamdele, bu hikâyenin hem ilk sahifesi hem de
neticesi.
Hamd O’na ki;
Ey varlığı kendi kendinden olan.
Ey kendi kendisinin hem sebebi hem sonucu.
Ey kendi ezelinde ezeli, kendi ebedinde ebedi.
(....)
Bütün bunları.
Aklım almıyor.
Ama kalbime sığıyor.
Ey, sorgulayan aklıma değilse de kalbime bu
genişliği veren Allah’ım. ey ki aklımın her şeye
yetmediğini sezecek gücü de yine aklıma veren
Allah’ım.
Aklım iyi ki almıyor. Çünkü Yaratan, yarattığı şeyin
sınırları içine nasıl sığabilir? Onunla nasıl anlaşılabilir,
bilinebilir? Onun hükmü altına nasıl girebilir?
Bildim ki başka bilgiler var, bu kitaba sığmazmış.
Bu terazi almazmış.
***
Terazinin kefelerini zorlayıp da, melek-şeytan,
Âdem-Havva, iyilik-kötülük, şuur-irade, kader-kaza
hakkında düşünüp durduğum geceler boyunca: Kimi,
gülümseten sezginin hükmünde kendimden memnun
kaldım. İlk ânda, aydınlık bahçelere yağan nisan
yağmurları berraklığında gördüm göreceğimi. Işıklı.
Sevinçli. Renkli. Ama kelimeyi söz denizine
kavuşturmaya, sükûn bulmaya gelince sıra, kâğıtlarım
rüzgârda dağıldı, kalemimde mürekkep tükendi.
Akşamdan dizdiğim harfleri sabahtan bozdum, birer
kanat taktım, hepsini rüzgârda uçurdum. Hafızama
kaydettiklerimin de çoğu yerinde yoktu. Uçtu düşünce,
fikir buharlaştı. Geriye bir duygu kelâmı kaldı o da
muğlâktı.
Kimi de, öyle bir dolandım, öyle bir çatala düştü ki
yolum, bir yılan hikâyesine dönüştü, el yordamıyla bile
yol alamadım. Söz gelimi iyiliği ve merhameti sınırsız
olan, kötülüğü neden yaratmıştı? O Tek, sonsuz iyilik ve
sınırsız hayr iken, kötülüğün çamurunu nereden karıp
da hamurumuza katmıştı?
Hem kötülük nedir? Kime göredir? Hâl midir irade
midir? Şeytan sonra! Kötülüğün nesidir? Sebebi midir
bahanesi midir? Benzeyeni midir benzetileni midir?
Temsil midir gerçek midir? Kıssa mıdır mesel midir?
Dahası Âdem, kendi kaderinin neresindedir?
Description:Bir gün Sabâ Melikesi Belkıs'tan, Âdem'le Havva'nın hikâyesini anlamanın bütün bir insanlığın da hikâyesini anlamak manasına geldiğini öğrendim. İnsanın bütün halleri Âdem'de gizliydi ve bütün macera onun hikâyesinde özetlenmişti. Bu cümleyi yıllarca içimde gezdirdim d