Table Of ContentT.C.
ULUDA(cid:246) ÜN(cid:248)VERS(cid:248)TES(cid:248)
(cid:248)LÂH(cid:248)YAT FAKÜLTES(cid:248) DERG(cid:248)(cid:54)(cid:248)
Cilt: 18, Say(cid:213): 2, 2009
s. 183-208
Klâsik Arap Edebiyat(cid:213)nda ‘Sakîl Tipi’
ve Bu Tip Çevresinde Olu(cid:250)an Edebiyat
Hasan Ta(cid:250)delen
Yard.Doç.Dr., U.Ü. (cid:248)lahiyat Fakültesi
[email protected]
(cid:249)ener (cid:249)ahin
Ar(cid:250). Gör.Dr., U.Ü. (cid:248)lahiyat Fakültesi
[email protected]
Özet
Klâsik Arap edebiyat(cid:215) kaynaklar(cid:215), Arap toplumsal ya(cid:252)am(cid:215)(cid:81)(cid:215)n ilgi
çekici ve reel karakterlerinden “sakil”e oldukça geni(cid:252) bir yer
ay(cid:215)rm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r. Bu makale, ayn(cid:215) zamanda klâsik Arap mizah(cid:215)na da
geni(cid:252) katk(cid:215) yapm(cid:215)(cid:252) olan sakil tipine ili(cid:252)kin edebi malzemeyi ve
terminolojiyi irdelemekte, ayr(cid:215)ca edebî kaynaklarda sakil tipine
yöneltilen ele(cid:252)tiri biçimlerini ele almaktad(cid:215)r. Makalede, konunun
özüne (cid:215)(cid:252)(cid:215)k tutacak mahiyetteki bir tak(cid:215)m anekdotlara da yer
verilmi(cid:252)tir.
The Type of Sakîl (Unbearable Person) in the Classical
Arabic Literature
Abstract
The sources of classical Arabic literature devoted many pages for
the “sakîl (unbearable person)”, one of the most interesting and
real characters of Arabic social life. This article aims to study the
literary materials and terms concerning “sakîl” which, at the
same time, has a very important contribution to the field of
classical humour. This work, also contains some anecdotes about
“sakîl” which illustrate the heart of the matter.
Anahtar Kelimeler: Klâsik Arap edebiyat(cid:215), sakîl, mizah
Key Words: Clasical Arabic literature, unbearable person,
humour
Klâsik Arap edebiyat(cid:215)(cid:81)(cid:215)n ansiklopedik mahiyetteki muazzam
hacimli koleksiyonlar(cid:215), oldukça zengin bir tip ve karakter malzemesi-
ni ara(cid:252)(cid:87)(cid:215)rmac(cid:215)lar(cid:215)n önüne koymaktad(cid:215)r. Hicrî üçüncü as(cid:215)rda ya(cid:252)am(cid:215)(cid:252)
olan Câhiz’in, içinde ya(cid:252)ad(cid:215)(cid:249)(cid:215) toplumun önemli bir motifi olan ‘cimri’
tipini müstakil bir eserde (el-Buhalâ) ele alarak, bu tipe dair oldukça
ilgi çekici psiko-sosyal tahlillerde bulunmas(cid:215) tarz(cid:215)nda, bu tipleri
metodik olarak i(cid:252)leyen kitaplar(cid:215)n say(cid:215)(cid:86)(cid:215) fazla de(cid:249)ildir. Bu tür hacimli
kaynaklar, Câhiz’in müstakil telifine konu olan cimri tipinin yan(cid:215)
(cid:86)(cid:215)ra, hakk(cid:215)nda ya az say(cid:215)da eser kaleme al(cid:215)nm(cid:215)(cid:252) veya hiç eser telif e-
dilmemi(cid:252), bedevî, ahmak, çirkin, dilenci, haz(cid:215)rcevap, i(cid:252)güzar (fuzûlî),
obur, tufeylî, a(cid:249)(cid:93)(cid:215) bozuk/edepsiz (mâcin), sakîl ve daha pek çok
karakter için de verimli bir ara(cid:252)(cid:87)(cid:215)rma alan(cid:215) olu(cid:252)turmaktad(cid:215)r.
Böyle bir konuda çal(cid:215)(cid:252)acak olan ara(cid:252)(cid:87)(cid:215)rmac(cid:215)(cid:81)(cid:215)n, her (cid:252)eyden
önce, uzun soluklu bir kaynak tarama sürecine haz(cid:215)rl(cid:215)kl(cid:215) olmas(cid:215), telif
edilmi(cid:252) edebiyat koleksiyonlar(cid:215)ndaki malzemeyi sab(cid:215)rla ve özenle
seçip ay(cid:215)klamas(cid:215) gerekir. Ancak bu derlenen malzeme, kendi içeri-
sinde sistematik bir tasnife tabi tutulmad(cid:215)(cid:249)(cid:215) sürece bilimsel bir de(cid:249)er
ifâde etmekten uzak olacakt(cid:215)r. O nedenle, bu da(cid:249)(cid:215)(cid:81)(cid:215)k ve konu bütün-
lü(cid:249)ünden yoksun rivâyet y(cid:215)(cid:249)(cid:215)(cid:81)(cid:215)(cid:81)(cid:215)n, Arap edebiyat(cid:215)ndaki belirli bir
tipin karakteristik hususiyetlerini saptamak üzere bir sisteme kavu(cid:252)-
turulma ihtiyac(cid:215) vard(cid:215)r. Ne yaz(cid:215)k ki ülkemizde, Arap edebiyat(cid:215) saha-
(cid:86)(cid:215)nda (cid:252)u ana kadar, bu yönde yeterli çal(cid:215)(cid:252)man(cid:215)n yap(cid:215)ld(cid:215)(cid:249)(cid:215)(cid:81)(cid:215) söylemek
pek mümkün görünmemektedir.
(cid:250)(cid:252)te bu makale, tipoloji bak(cid:215)(cid:80)(cid:215)ndan zenginli(cid:249)i su götürmez ni-
telikteki klâsik Arap edebiyat(cid:215)(cid:81)(cid:215)n -ve elbette mizah(cid:215)(cid:81)(cid:215)n da- bu yönü-
ne dikkat çekmek maksad(cid:215)yla, Arap toplumsal ya(cid:252)am(cid:215)(cid:81)(cid:215)n ilgi çekici
ve reel karakterlerinden biri olan ‘sakîl’ tipini etrafl(cid:215) biçimde ele ala-
cakt(cid:215)r. Ancak öncelikle, bu tip hakk(cid:215)nda Arap edebiyat(cid:215) kaynakla-
(cid:85)(cid:215)nda olu(cid:252)an terminolojiyi ve literatürü tan(cid:215)maya ihtiyaç vard(cid:215)r.
Literatür
(cid:250)bn Abdi Rabbih (ö. 328/940), bir kültür hazinesi de(cid:249)erindeki
ansiklopedik eseri el-Ikdu’l-ferîd’in ikinci cildinde Tabakâtu’r-ricâl
ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215) alt(cid:215)nda sukalâ s(cid:215)(cid:81)(cid:215)(cid:73)(cid:215)(cid:81)(cid:215) ayr(cid:215)nt(cid:215)(cid:79)(cid:215) bir (cid:252)ekilde inceler. Onun bura-
da verdi(cid:249)i bilgiler, daha sonra Süyûtî’nin (cid:250)thâfu’n-nubelâ bi ahbâri’s-
184
sukalâ’s(cid:215)ndaki bilgilerin neredeyse yar(cid:215)(cid:86)(cid:215)(cid:81)(cid:215) te(cid:252)kil eder. Süyûtî’nin
sakîl tipine dair kaleme ald(cid:215)(cid:249)(cid:215) bu küçük risâlesi (cid:250)thâfu’n-nubelâ bi
ahbâri’s-sukalâ’dan ba(cid:252)ka, bu vâdide kaleme al(cid:215)nm(cid:215)(cid:252) ve tarih bak(cid:215)-
(cid:80)(cid:215)ndan en geriye götürülebilen yegâne müstakil eser, tarihçi ve edip
(cid:250)bnu’l-Merzubân el-Muhavvelî’nin (ö. 309/921) Zemmu’s-sukalâ’s(cid:215)(cid:71)(cid:215)r.
Konuyu nispeten sistematik biçimde ele alan bu eserin muhtevas(cid:215)n-
daki manzum ve mensur parçalar(cid:215)n, müteakip dönemlerde telif edi-
len birçok esere, zaman zaman da metinde tasarruflar yap(cid:215)larak da-
(cid:249)(cid:215)ld(cid:215)(cid:249)(cid:215) görülmektedir.
et-Te(cid:252)bîhât müellifi (cid:250)bn Ebî Avn (ö. 322/934); Ebû Nuvâs (ö.
198/813), (cid:250)bnu’r-Rûmî (ö. 283/896) ve (cid:250)bnu’l-Mu‘tez (ö. 296/909)
gibi hiciv yönü a(cid:249)(cid:215)r basan baz(cid:215)(cid:3)(cid:252)âirlerin, sâkil hakk(cid:215)nda söyledi(cid:249)i bir-
kaç manzum parçay(cid:215), eserinin “Fî’s-sukalâ” (Sakîl insanlara dâir)
ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)kl(cid:215) bölümünde bir araya getirmi(cid:252)tir. Hemen hemen ayn(cid:215) dönem-
de, (cid:250)brâhîm el-Beyhakî (ö. 320/932) el-Mehâsin ve’l-mesâvî adl(cid:215) ese-
rinin “Mesâviu’s-sukalâ” ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215)(cid:81)(cid:215) ta(cid:252)(cid:215)yan bölümünde, konuyla ilgili
olarak mensur ve manzum anekdotlar nakletmi(cid:252)tir.
(cid:250)bn Abdilberr en-Nemerî (ö. 463/1071), hikemî kaynaklar bak(cid:215)-
(cid:80)(cid:215)ndan oldukça zengin eseri Behcetu’l-mecâlis ve unsu’l-mucâlis’te,
be(cid:252)eri ili(cid:252)kileri hak ve sorumluluklar ba(cid:249)lam(cid:215)nda ele al(cid:215)rken, sohbet
ve konu(cid:252)ma âdâb(cid:215), ziyâret âdâb(cid:215), günlük faaliyetlere dair görgü ku-
rallar(cid:215) konular(cid:215)na (cid:250)slam ahlâk(cid:215) zaviyesinden de(cid:249)inmi(cid:252)tir. Bu ba(cid:249)lam-
da, o, sakîl tipine ay(cid:215)rd(cid:215)(cid:249)(cid:215) özel bölümde “Bâbu’s-sukalâ ve’t-tufey-
liyyîn”, kendisine ula(cid:252)an malzemeyi büyük ölçüde tasnife gayret
etmi(cid:252)tir. Bu bak(cid:215)mdan, özellikle onun bu eseri, konu hakk(cid:215)nda son
derece toparlay(cid:215)(cid:70)(cid:215) bir klâsik çal(cid:215)(cid:252)ma say(cid:215)labilir.
Be(cid:252)inci yüzy(cid:215)l müelliflerinden (cid:250)brâhim b. Ali b. Temîm el-Husrî
el-Kayravânî (ö. 413/1022), Zehru’l-âdâb adl(cid:215) eserinin “Elfâz li-ehli’l-
asr fî s(cid:215)fâti’s-sukalâ” ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)kl(cid:215) bölümünde, sakîller için söylenmi(cid:252)
hikemî cümleleri ve meselleri lirik bir tonda ve düzende s(cid:215)ralam(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r.
Yine bir Kayravanl(cid:215) edip ve tarihçi olan Rakîk el-Kayrevânî (ö.
425/1034) ise, Kutbu’s-surûr fî vasfi’l-enbize ve’l-humûr adl(cid:215) eserinin
“Zikru mâ câe fi’s-sukalâ” ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)kl(cid:215) bölümünü, sakîllere dair söylenmi(cid:252)
manzum ve mensûr edebî malzemeye tahsis etmi(cid:252)tir.
Râg(cid:215)b el-(cid:250)sfehânî’nin (ö. 502/1108), Muhâdarâtu’l-udebâ ve mu-
hâverâtu’l-bule(cid:249)â ve’(cid:252)(cid:16)(cid:252)u‘arâ adl(cid:215) be(cid:252) ciltlik eserinde, “Vasfu sakîl”;
“el-Hass alâ musâberati’s-sakîl”; “Su‘ûbetu mulâkâti’s-sukalâ”; “el-
Ahvâlu’l-mufdiye li’s-sikal”; “et-Ta‘rîz bi sakîl” gibi ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)klarla konuyu
nispeten geni(cid:252) bir çerçevede ve çe(cid:252)itli ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)klar alt(cid:215)nda incelenmeye
çal(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)(cid:249)(cid:215) görülür.
185
7. yüzy(cid:215)l müelliflerinden el-Vatvât1 (ö. 632-718), Guraru’l-hasâ-
isi’l-vâz(cid:215)ha ve uraru’n-nekâisi’l-fâdiha adl(cid:215) eserinin “Fî zemmi’s-sakîl
ve’l-ba(cid:249)îz bime’stuhsine mine’n-nesr ve’l-karîz” ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)kl(cid:215) bölümünde,
manzum ve mensur olarak sakîller aleyhinde söylenmi(cid:252) sözlere yer
vermi(cid:252)tir.
Son olarak, geç dönem müelliflerinden el-Yûsî2 (ö. 1040-1102 ),
Zehru’l-ekem fi’l-emsâl ve’l-hikem adl(cid:215) deyimler ve atasözleri antoloji-
sinde, “eskal min fîl” (Filden daha a(cid:249)(cid:215)r) deyimi çerçevesinde sakîl kav-
ram(cid:215)na oldukça geni(cid:252) say(cid:215)labilecek bir yer ay(cid:215)rm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r3. Ayn(cid:215) yazar(cid:215)n
el-Muhâdarât fi’l-luga ve’l-edeb adl(cid:215) eserininin “Bâb fî zikri (cid:252)ey min
ahbâri’s-sukalâ” ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)kl(cid:215) bölümünde de bu bilgilerin tekrar edildi(cid:249)i
görülmektedir.
Bu arada, Unvânu’l-mecd fî târîhi’n-Necd adl(cid:215) eser müellifi
Abdullah b. Bi(cid:252)r’in (ö. 1290/1873) torunlar(cid:215)(cid:81)(cid:215)n, 2006 senesinde, de-
deleri (cid:250)bn Bi(cid:252)r’e ait Mur(cid:252)idu’l-hasâis ve mubdi’n-nakâis adl(cid:215) 14
sayfal(cid:215)k k(cid:215)ymetli bir yazmay(cid:215) Kral Abdülaziz Kö(cid:252)kü kütüphanesine
hediye ettikleri bilinmektedir. Zirikli’nin el-A‘lâm(cid:183)(cid:215)nda, sözü edilen
risâlenin sukalâ ve tufeyliyyûna dair oldu(cid:249)u belirtilmekte, kezâ, Arap
bas(cid:215)(cid:81)(cid:215)nda yer alan baz(cid:215) yorumlardan da, yazman(cid:215)n, ‘âdâbu’l-meclis’e
ve baz(cid:215) nâho(cid:252) sosyal davran(cid:215)(cid:252)lara tahsis edildi(cid:249)i anla(cid:252)(cid:215)lmaktad(cid:215)r.
Sem‘ânî’nin (ö.562/1167) et-Tahbîr fi’l-mu‘cemi’l-kebîr’inde, Ebû
Ali el-Haddâd’a (ö. 515/1167) isnad edilen Kitâbu zemmi’l-bu(cid:249)adâ
ve’s-sukalâ adl(cid:215) bir risâle hakk(cid:215)nda ise -di(cid:249)erleri gibi bu eserin de
günümüze ula(cid:252)(cid:215)p ula(cid:252)mad(cid:215)(cid:249)(cid:215) bilinmedi(cid:249)inden-4 etrafl(cid:215)ca söz etmek
mümkün görünmemektedir.
(cid:251)u halde elimizdeki kaynaklar, sakîl tipine dair kaleme al(cid:215)nm(cid:215)(cid:252)
müstakil bir kitap ve risâle çal(cid:215)(cid:252)mas(cid:215) ile, yine bu konuya dair hacimli
eserlerin muhtevâs(cid:215)nda özel bir ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)k alt(cid:215)nda toplanan malzemeden
olu(cid:252)maktad(cid:215)r. Elbette hacimli Arap edebiyat(cid:215) kaynaklar(cid:215)nda, bu
hususa temas eden tek tük bilgilere da(cid:249)(cid:215)(cid:81)(cid:215)k da olsa rastlanabilir.
Ancak eldeki mevcut malzeme, bize, sakîl tipinin karakteristik yönle-
1 Muhammed b. (cid:248)brâhîm el-Kutubî el-Vatvât: Guraru’l-hasâisi’l-vâz(cid:213)ha adl(cid:213) eseri (cid:250)öhret bulmu(cid:250)
(cid:48)(cid:213)(cid:86)(cid:213)rl(cid:213) sahaf.
2 Ebû Alî Nûreddîn el-Yûsî: Mâlikî fakihi ve edîbi. Engin bilgi birikimi dolay(cid:213)(cid:86)(cid:213)yla ‘Ça(cid:247)(cid:213)(cid:81)(cid:213)n
Gazzâlîsi’ olarak an(cid:213)lm(cid:213)(cid:250)(cid:87)(cid:213)r.
3 Sözgelimi A‘me(cid:250), yan(cid:213)na oturan bir adam(cid:213) istiskal etti(cid:247)i zaman (cid:250)u beyti okurmu(cid:250):
!(cid:418)(cid:508)(cid:259)(cid:265)(cid:455)(cid:418)(cid:333)(cid:500)(cid:260)(cid:435)(cid:3)(cid:466)(cid:398) (cid:480)(cid:261)(cid:259)(cid:421)(cid:3)(cid:506)(cid:261) (cid:265)(cid:503)(cid:3)(cid:498)(cid:394) (cid:394)(cid:492)(cid:402)(cid:431)(cid:394)(cid:408)(cid:398)(cid:421)(cid:3)(cid:418)(cid:428)(cid:262)(cid:261)(cid:520)(cid:259)(cid:503)(cid:3)(cid:510)(cid:260)(cid:500)(cid:396)(cid:265)(cid:504)(cid:261)(cid:440)(cid:259)(cid:427)(cid:3)(cid:498)(cid:396) (cid:520)(cid:265)(cid:488)(cid:402)(cid:499)(cid:417)(cid:3)(cid:418)(cid:504)(cid:259)(cid:394)(cid:487)
Le(cid:250)ini ta(cid:250)(cid:213)(cid:71)(cid:213)(cid:247)(cid:213)n bir fil, baz(cid:213) arkada(cid:250)lar(cid:213)(cid:80)(cid:213)zdan daha a(cid:247)(cid:213)r de(cid:247)ildir, bil!
Hasen el-Yûsî, Zehru'l-ekem fi'l-emsâl ve'l-hikem (I-III), n(cid:250)r. Dr.Muhammed Hacî-Dr.
Muhammed el-Ahdar, Dâru's-sekâfe, 1. Bask(cid:213), 1981, II, 11.
4 el-Mervezî, Ebû Sa’d, et-Tahbîr fi’l-mu’cemi'l-kebîr (I-II), thk. Munîra Nâcî Sâlim, Riyâsetu
dîvâni’l-evkâf, 1. Bask(cid:213), 1975, I, 178.
186
rine dâir ve klâsik dönemde te(cid:252)ekkül eden sakîl edebiyat(cid:215)(cid:81)(cid:215)n mâhiye-
ti hakk(cid:215)nda yeterli bir fikir verecek düzeydedir.
Terim ve kavramlar
Klâsik Arap mizah(cid:215)nda, kendisi hakk(cid:215)nda en çok malzemeye
rastlan(cid:215)lan tiplerin ba(cid:252)(cid:215)nda gelen sakîlin ((cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) ço(cid:249).: (cid:197)(cid:1)(cid:379)(cid:391) (cid:390) (cid:285)(cid:390) (cid:224)(cid:1)(cid:391) veya nâdir
olarak (cid:1)(cid:290)(cid:388) (cid:211)(cid:285)(cid:390) (cid:224)(cid:392)) gerek klâsik gerekse modern sözlüklerdeki temel anlam
kar(cid:252)(cid:215)(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215) ‘(cid:68)(cid:249)(cid:215)r/a(cid:249)(cid:215)rl(cid:215)(cid:249)(cid:215) olan’d(cid:215)r. Bu sözcük daha sonralar(cid:215) metaforik bir
anlam kazanarak, klâsik edebiyat(cid:215)n, tipler ve karakterler ba(cid:249)lam(cid:215)nda
üzerinde en fazla durdu(cid:249)u kavramlardan biri hâline gelmi(cid:252)tir. Edebi-
yat kaynaklar(cid:215)ndaki zengin ça(cid:249)(cid:85)(cid:215)(cid:252)(cid:215)mlar(cid:215) dikkate al(cid:215)nd(cid:215)(cid:249)(cid:215)nda, (cid:291)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:1)(cid:285)(cid:392)(cid:224)(cid:390) söz-
cü(cid:249)üne dilimizde kar(cid:252)(cid:215)(cid:79)(cid:215)k olarak gösterilebilecek anlamlar (cid:252)öylece s(cid:215)-
ralanabilir:
(cid:57) (bir sebepten ötürü) sevilmeyen, kendisinden ho(cid:252)lan(cid:215)lmayan,
sevimsiz, antipatik, so(cid:249)uk, itici (kimse);
(cid:57) Ho(cid:252)sohbet olmayan, muhabbeti tat vermeyen (ki(cid:252)i);
(cid:57) ortamdaki varl(cid:215)(cid:249)(cid:215) ba(cid:252)kalar(cid:215)(cid:81)(cid:215) huzursuz eden (kimse);
(cid:57) tahammül edilmez, katlan(cid:215)lmaz, dayan(cid:215)lmaz, çekilmez ölçüde
(cid:86)(cid:215)(cid:78)(cid:215)(cid:70)(cid:215) (kimse);
(cid:57) ba(cid:252)kalar(cid:215)na yük/külfet olan (kimse)5;
(cid:57) kendisinden nefret edilen, i(cid:249)renç, menfur (kimse).
(cid:57) (soru veya istekleriyle) (cid:215)srarc(cid:215) davranan, s(cid:215)kbo(cid:249)az eden, bu-
naltan, insan(cid:215)n tepesine binen (kimse)6.
(cid:57) (cid:86)(cid:215)rna(cid:252)(cid:215)k, dü(cid:252)üncesiz, vurdumduymaz, davran(cid:215)(cid:252)lar(cid:215)yla ba(cid:252)ka-
lar(cid:215)(cid:81)(cid:215) rahats(cid:215)z ve taciz eden (kimse), halden anlamayan, anla-
(cid:92)(cid:215)(cid:252)(cid:86)(cid:215)z7.
5 Süfyân-(cid:213) Sevrî’nin, Zâide b. Kudâme’ye söyledi(cid:247)i;
.(cid:1)(cid:291)(cid:392) (cid:285)(cid:381)(cid:301)(cid:426)(cid:292)(cid:210)(cid:1)(cid:290)(cid:392) (cid:211)(cid:277)(cid:390) (cid:214)(cid:392)(cid:1)(cid:299)(cid:390) (cid:296)(cid:392)(cid:1)(cid:219)(cid:391) (cid:301)(cid:381)(cid:289)(cid:391) (cid:292)(cid:390)(cid:1)(cid:290)(cid:392) (cid:211)(cid:277)(cid:390) (cid:215)(cid:392)(cid:292)(cid:381)(cid:210)(cid:1)(cid:299)(cid:390) (cid:296)(cid:392)(cid:1)(cid:219)(cid:391) (cid:301)(cid:381)(cid:288)(cid:391) (cid:1)(cid:307)(cid:381)(cid:292)(cid:390)
(cid:249)âyet bir kat(cid:213)r olsaym(cid:213)(cid:250)(cid:213)m, herhalde bir yük kat(cid:213)(cid:85)(cid:213) olurmu(cid:250)um!
sözünde bu mânâya dönük bir espri bulunmaktad(cid:213)r. Bkz. (cid:248)bnu’l-Merzubân, el-Muhavvelî,
Kitâbu zemmi’s-sukalâ, thk. Me’mûn Muhammed Yasîn, Muessesetu ulûmi’l-Kur’an, Dâru (cid:248)bn
Kesîr, 1. Bask(cid:213) (1412/1991), 61.
6 Sakîlin, bir hususu anlamama noktas(cid:213)ndaki inat ve (cid:213)srar(cid:213) gayet güzel ve sanatl(cid:213) biçimde (cid:250)u
sözde özetlenmi(cid:250)tir:
.(cid:247)(cid:1) (cid:391)(cid:314)(cid:390)(cid:211)(cid:289)(cid:390) (cid:221)(cid:390)(cid:314)(cid:390)(cid:1)(cid:298)(cid:381) (cid:390)(cid:200)(cid:1)(cid:242)(cid:391) (cid:239)(cid:392) (cid:285)(cid:381)(cid:314)(cid:390)(cid:1)(cid:307)(cid:390) (cid:304)(cid:391) (cid:306)(cid:390) (cid:1)(cid:247)(cid:391) (cid:390)(cid:314)(cid:211)(cid:221)(cid:390)(cid:221)(cid:390)(cid:390)(cid:314)(cid:1)(cid:298)(cid:391) (cid:211)(cid:249)(cid:390) (cid:300)(cid:381)(cid:376)(cid:392) (cid:381)(cid:210)(cid:1)(cid:298)(cid:390) (cid:307)(cid:289)(cid:391) (cid:390)(cid:314)(cid:1)(cid:298)(cid:381) (cid:390)(cid:200)(cid:1)(cid:291)(cid:392) (cid:285)(cid:381)(cid:382)(cid:225)(cid:392)(cid:292)(cid:210)(cid:1)(cid:218)(cid:392) (cid:211)(cid:315)(cid:390)(cid:261)(cid:390) (cid:221)(cid:390)(cid:285)(cid:381)(cid:296)(cid:391) (cid:1)(cid:299)(cid:381) (cid:296)(cid:392)
Ki(cid:250)inin, anla(cid:250)(cid:213)lmas(cid:213) son derece mümkün olan bir hususu anlamamak için (cid:213)srar ve inatla ayak
sürümesi sakîl olu(cid:250)unun alâmetlerindendir.
el-(cid:248)sfahânî, Râ(cid:247)ib, Muhâdarâtu'l-udebâ (I-V), thk. Riyâd Abdulhamîd Murâd, Dâru Sâdir, 1.
Bask(cid:213), Beyrut, 2004, II, 678.
7 Özellikle bu verdi(cid:247)imiz son anlama uygun bir rivâyet Kitâbu zemmi’s-sukalâ’da yer almak-
tad(cid:213)r. Buna göre, sakîl t(cid:213)ynetli bir genç, kabilesinden genç bir k(cid:213)za â(cid:250)(cid:213)k olan ve onunla -gizli
187
(cid:57) alg(cid:215)lamas(cid:215) dü(cid:252)ük ve kavray(cid:215)(cid:252)(cid:86)(cid:215)z oldu(cid:249)u için muhatab(cid:215)(cid:81)(cid:215) s(cid:215)kan
(kimse).
(cid:57) saf, câhil.8
Sakîl kelimesi, ba(cid:249)lam(cid:215)na göre, bu anlamlardan bir veya bir-
kaç(cid:215)(cid:81)(cid:215) içerebilir. O nedenle, oldukça zengin ça(cid:249)(cid:85)(cid:215)(cid:252)(cid:215)mlara sahip bu
sözcük -bir terim gibi dü(cid:252)ünülerek- makalenin bütününde Türkçe’ye
çevrilmeksizin özgün biçimiyle (sakîl) kullan(cid:215)lacakt(cid:215)r. Ancak hemen
vurgulayal(cid:215)m ki, yukar(cid:215)da verilen olumsuz manalar(cid:215)n ki(cid:252)i üzerindeki
rahats(cid:215)z edicili(cid:249)i, sakîl kimsenin, kal(cid:215)(cid:252) süresine paralel olarak (cid:252)iddet-
lenip azalabilmektedir. Bu yüzden “sakîl” kavram(cid:215)(cid:81)(cid:215)n, temel sözlük
anlam(cid:215) olan “(cid:68)(cid:249)(cid:215)r/oturdu(cid:249)u yere m(cid:215)hlan(cid:215)p kalm(cid:215)(cid:252)” sözcü(cid:249)ü ile yak(cid:215)n
bir ili(cid:252)kisi vard(cid:215)r. Bu anlam herhalde en güzel biçimde Sâhib b.
‘Abbâd’(cid:215)n (ö. 385/995) (cid:252)u beytinde dile getirilmi(cid:252)tir:
(cid:247)(cid:1) (cid:390)(cid:280)(cid:392) (cid:211)(cid:301)(cid:390)(cid:237)(cid:390) (cid:292)(cid:381)(cid:210)(cid:1)(cid:303)(cid:392) (cid:221)(cid:392)(cid:228)(cid:390) (cid:211)(cid:229)(cid:390) (cid:292)(cid:390) (cid:1)(cid:313)(cid:280)(cid:392) (cid:1)(cid:247)(cid:391) (cid:280)(cid:392) (cid:211)(cid:301)(cid:390)(cid:314)(cid:391) (cid:247) (cid:392) (cid:280)(cid:392) (cid:211)(cid:301)(cid:390)(cid:265)(cid:426) (cid:292)(cid:210)(cid:1)(cid:313)(cid:280)(cid:392) (cid:1)(cid:271)(cid:390) (cid:214)(cid:426)(cid:243)(cid:390) (cid:220)(cid:390)(cid:1)(cid:239)(cid:381) (cid:284)(cid:390) (cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390)
(cid:250)(cid:252)te sergiye ba(cid:249)da(cid:252) kurup oturan bir sakil!
Sanki bu (cid:215)srar ve inad(cid:215)nda, osurgan böce(cid:249)iyle yar(cid:215)(cid:252)(cid:215)yor!9
Arap edebiyat(cid:215) kaynaklar(cid:215)nda s(cid:215)kça rastlayabilece(cid:249)imiz (cid:303)(cid:1)(cid:293)(cid:390)(cid:391)(cid:285)(cid:390) (cid:225)(cid:381)(cid:221)(cid:390)(cid:248)(cid:381) (cid:210)(cid:392)
ya da (cid:303)(cid:1)(cid:261)(cid:391) (cid:390) (cid:277)(cid:390) (cid:214)(cid:381)(cid:390)(cid:200) (onu so(cid:249)uk ve itici buldu) eylemleriyle; yine s(cid:215)k s(cid:215)k kar(cid:252)(cid:215)-
gizli- görü(cid:250)meye ba(cid:250)layan bir bedevîyi sürekli takip eder ve â(cid:250)(cid:213)k, sevgilisiyle ne zaman bir ten-
hada bulu(cid:250)acak olsa hemen yak(cid:213)nlar(cid:213)nda biterek onlar(cid:213) rahats(cid:213)z edermi(cid:250). Kitâbu zemmi’s-
sukalâ, s. 50.
(cid:1)(cid:299)(cid:392) (cid:315)(cid:215)(cid:381)(cid:426)(cid:233)(cid:392) (cid:296)(cid:391)(cid:1)(cid:299)(cid:390) (cid:315)(cid:381)(cid:214)(cid:390)(cid:1)(cid:213)(cid:389) (cid:315)(cid:284)(cid:392)(cid:242)(cid:390)(cid:1)(cid:299)(cid:381) (cid:296)(cid:392) (cid:291)(cid:391) (cid:285)(cid:390)(cid:224)(cid:381)(cid:200)(cid:390) “(cid:248)ki â(cid:250)(cid:213)k aras(cid:213)na giren kimseden daha anlay(cid:213)(cid:250)(cid:86)(cid:213)z” ve (cid:1)(cid:299)(cid:381)(cid:296)(cid:392) (cid:1)(cid:291)(cid:391) (cid:285)(cid:390)(cid:224)(cid:381)(cid:200)(cid:390)
(cid:1)(cid:283)(cid:389)(cid:252)(cid:392) (cid:211)(cid:272)(cid:390) (cid:309)(cid:293)(cid:390)(cid:272)(cid:390) (cid:1)(cid:250)(cid:389)(cid:210)(cid:306)(cid:390) “Bir â(cid:250)(cid:213)(cid:247)(cid:213)n gizli ili(cid:250)kisini ba(cid:250)kas(cid:213)na duyuran kimseden daha sakîl” atasöz-
lerini de (Bkz. Seâlibî, Ebû Mansûr (429/1038); et-Temsil ve'l-muhadara, thk. Abdulfettah Mu-
hammed Hulv, 2.Bask(cid:213), Dâru'l-‘Arabiyye li'l-kitâb, 1983, s. 213) bu çerçevede de(cid:247)erlendirmek
gerekir.
8 Zemah(cid:250)erî, el-Ke(cid:250)(cid:250)âf’ta, Nisâ suresi 34. ayetin tefsirinde, ((cid:299)(cid:1)(cid:426)(cid:304)(cid:391) (cid:306)(cid:243)(cid:391)(cid:229)(cid:391) (cid:304)(cid:381) (cid:210)(cid:306)(cid:390))’ “onlar(cid:213) terk edin”
(cid:250)eklinde de(cid:247)il de, “onlar(cid:213) ba(cid:247)lay(cid:213)n” (cid:250)eklinde yorumlar(cid:213)n da var oldu-(cid:247)unu ifâde ettikten sonra,
ba(cid:247)lama uygun bulmad(cid:213)(cid:247)(cid:213) bu yorum hakk(cid:213)nda ((cid:197)(cid:1)(cid:392)(cid:379)(cid:390)(cid:285)(cid:390)(cid:225)(cid:427)(cid:292)(cid:210) (cid:1)(cid:243)(cid:392)(cid:315)(cid:249)(cid:392) (cid:281)(cid:381)(cid:220)(cid:390) (cid:299)(cid:1)(cid:381)(cid:296)(cid:392) (cid:210)(cid:241)(cid:390) (cid:304)(cid:390)(cid:306)(cid:390)) “Bu yorum, sakil mü-
fessirlerin yorumudur” de(cid:247)erlendir-mesinde bulunmu(cid:250)tur. Onun bu de(cid:247)erlendirmesinin “saf,
câhil” manas(cid:213)(cid:81)(cid:213) i(cid:250)mam etti(cid:247)ini dü(cid:250)ündü(cid:247)ümüz için, yukar(cid:213)da ayr(cid:213) bir madde hâline getirerek
vurgulamay(cid:213) uygun gördük. Bkz. ez-Zemah(cid:250)erî, Mahmûd b. Umar, el-Ke(cid:250)(cid:250)âf an hakâiki
gavâmidi’t-tenzîl ve uyûni’l-ekâvîl fî vucûhi’t-te’vîl, thk. Âdil Ahmed Abdulmevcûd-Alî
Muhammed Muavvad, 1. bask(cid:213), Mektebetu’l-Ubeykân, Riyâd 1998, I, 70.
9 Muhâdarâtu’l-udebâ, II, 677; (cid:248)sfahânî, ayn(cid:213) kitab(cid:213)n Ve mimmâ câe fi’l-hevâmm ve’l-ha(cid:250)erât
ba(cid:250)(cid:79)(cid:213)(cid:247)(cid:213)yla açt(cid:213)(cid:247)(cid:213) bölümde hunfesa’/osurgan böce(cid:247)i hakk(cid:213)nda (cid:250)u bilgileri nakleder: Sab(cid:213)r
özelli(cid:247)iyle bilinir. Bazen s(cid:213)rt(cid:213)na bir diken batar ve bu dikenle do(cid:247)umu yakla(cid:250)(cid:80)(cid:213)(cid:250) kad(cid:213)nlar(cid:213)n
yürümesi gibi dola(cid:250)maya ba(cid:250)lar. (cid:249)ayet deve, içinde bu böcekten bulunan alaf(cid:213) yer ve böcek
çi(cid:247)nenmeden yutuldu(cid:247)u için hayvan(cid:213)n midesine canl(cid:213) olarak ula(cid:250)(cid:213)rsa devenin ölümüne sebep
olur. Bu hayvan ayn(cid:213) zamanda (cid:213)srarc(cid:213)(cid:79)(cid:213)k özelli(cid:247)iyle de bilinir. Bkz. Muhâdarâtu’l-udebâ, IV,
766.
188
(cid:80)(cid:215)za ç(cid:215)kan (cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) (sevimsiz/antipatik) s(cid:215)fat(cid:215) bu tiple ilgili anahtar kav-
ramlard(cid:215)r. Zaman zaman (cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) kavram(cid:215)yla yak(cid:215)n anlamda olmak üze-
re ((cid:1)(cid:259)(cid:388) (cid:315)(cid:277)(cid:392) (cid:214)(cid:390) [ço(cid:249). (cid:1)(cid:197)(cid:211)(cid:391)(cid:261)(cid:390) (cid:277)(cid:390) (cid:214)(cid:391)]) ve ((cid:219)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:296)(cid:390), (cid:1)(cid:218)(cid:388) (cid:307)(cid:285)(cid:391) (cid:297)(cid:381)(cid:296)(cid:390)) sözcükleri de kullan(cid:215)lm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r.
Bu arada (cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) sözcü(cid:249)ünün, edebiyatta s(cid:215)k s(cid:215)k (cid:1)(cid:291)(cid:429) (cid:268)(cid:392) (gölge) ve (cid:1)(cid:230)(cid:388)(cid:306)(cid:242)(cid:391) (ruh)
kavramlar(cid:215)yla ili(cid:252)kilendirilerek (cid:291)(cid:1)(cid:392)(cid:382) (cid:269)(cid:382)(cid:392) (cid:292)(cid:210) (cid:1)(cid:291)(cid:391) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) (kar(cid:252)(cid:215)(cid:87)(cid:215): (cid:291)(cid:1)(cid:392)(cid:382) (cid:269)(cid:382)(cid:392) (cid:292)(cid:210) (cid:279)(cid:1) (cid:391) (cid:315)(cid:281)(cid:392) (cid:236)(cid:390) ) ve (cid:1)(cid:291)(cid:391) (cid:315)(cid:285)(cid:392)(cid:224)(cid:390)
(cid:230)(cid:306)(cid:243)(cid:427)(cid:292)(cid:210) (kar(cid:252)(cid:215)(cid:87)(cid:215): (cid:398)(cid:437)(cid:513)(cid:268)(cid:450)(cid:499)(cid:417) (cid:260)(cid:486)(cid:520)(cid:488)(cid:265)(cid:443)(cid:259) ) biçiminde deyimle(cid:252)ti(cid:249)i de görülür. Kavra-
(cid:80)(cid:215)n, “birine yük veya külfet olma” anlam(cid:215)nda kullan(cid:215)lan mastar biçi-
mi ise (cid:291)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:225)(cid:381)(cid:220)(cid:390)(cid:3)(cid:252)eklindedir. Sözgelimi, Gizâu’l-elbâb (cid:252)erhu manzûmeti’l-
âdâb adl(cid:215) eserde hat(cid:215)(cid:85)(cid:215) say(cid:215)(cid:79)(cid:215)r hacimde bir bölüm, bu (cid:291)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:225)(cid:381)(cid:220)(cid:390) bahsine
ayr(cid:215)lm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r. Zaten, ilgili eserin ana ba(cid:252)(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215)nda (matlab) yer alan(cid:1)(cid:298)(cid:426) (cid:204)(cid:392)
(cid:1)(cid:291)(cid:392) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:225)(cid:426)(cid:292)(cid:210)(cid:1)(cid:291)(cid:392) (cid:297)(cid:381) (cid:233)(cid:392) (cid:292)(cid:381)(cid:210)(cid:1)(cid:299)(cid:381) (cid:296)(cid:392) (cid:1)(cid:298)(cid:392) (cid:211)(cid:249)(cid:390)(cid:300)(cid:381)(cid:376)(cid:392) (cid:381)(cid:210)(cid:1)(cid:309)(cid:293)(cid:390) (cid:272)(cid:390) (cid:1)(cid:291)(cid:391) (cid:285)(cid:390) (cid:224)(cid:381)(cid:200)(cid:390) (cid:1)(cid:291)(cid:390) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:225)(cid:381)(cid:221)(cid:426) (cid:292)(cid:210) (Bir insana manevi bak(cid:215)mdan
yük olma, maddi yükten daha fazla rahats(cid:215)z eder) cümlesi de konuyu
büyük ölçüde özetler mahiyettedir10.
Ayr(cid:215)ca i(cid:252)âret etmek gerekir ki, ‘sakîllik’ -edebiyat kitaplar(cid:215)(cid:81)(cid:215)n
yan(cid:215) s(cid:215)ra- terâcim ve tabakât kitaplar(cid:215)nda da, bir (cid:252)ahs(cid:215) tan(cid:215)mlamak
üzere müelliflerin zaman zaman ba(cid:252)vurduklar(cid:215) s(cid:215)fatlardan biriydi. Bu
gibi klâsik kaynaklarda, bir ki(cid:252)inin karakteristik hususiyetlerini be-
lirlerken, (cid:213)(cid:1) (cid:388) (cid:314)(cid:238)(cid:392)(cid:390)(cid:200) (edîb), (cid:303)(cid:1)(cid:315)(cid:388)(cid:285)(cid:392)(cid:280)(cid:390) (hukukçu), (cid:279)(cid:1) (cid:388) (cid:314)(cid:243)(cid:392) (cid:268)(cid:390) (nüktedan) ve benzeri s(cid:215)-
fatlar(cid:215)(cid:81)(cid:215)n yan(cid:215)nda (cid:1)(cid:291)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:392) (cid:224)(cid:390) niteli(cid:249)i de -tercihen (cid:197)(cid:1)(cid:392)(cid:379)(cid:390) (cid:285)(cid:390) (cid:427)(cid:225)(cid:292)(cid:210) (cid:1)(cid:299)(cid:390)(cid:296)(cid:392) (cid:298)(cid:1)(cid:390) (cid:211)(cid:288)(cid:390) (cid:306)(cid:390) (sakîl ola-
rak bilinen zümredendi) kal(cid:215)(cid:69)(cid:215) ile- kullan(cid:215)lmaktayd(cid:215).
Arap edebiyat(cid:215) kaynaklar(cid:215), sakîl tipine yöneltilen ele(cid:252)tiriler ve
bu paralelde olu(cid:252)an manzum ve mensur rivâyetler bak(cid:215)(cid:80)(cid:215)ndan
öylesine zengindir ki, bu durum bizi, bu tipin yeterince anla(cid:252)(cid:215)lmas(cid:215)
için Arap sosyal ya(cid:252)am(cid:215)(cid:81)(cid:215)n mâhiyeti üzerinde bir parça dü(cid:252)ünmek
gerekti(cid:249)i noktas(cid:215)na götürür. Burada temel soru (cid:252)udur: “Acaba
Araplar hangi sebepten sakîl tipi üzerinde bu kadar etrafl(cid:215)ca durmu(cid:252)
ve neticede böylesine zengin bir edebî materyal ortaya ç(cid:215)km(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r?”.
Kanaatimize göre bunun makul nedeni (cid:252)udur: (cid:250)slâm’(cid:215)n ilk
yüzy(cid:215)-l(cid:215)ndan itibaren Müslüman topluluklar için ilim tahsili ve bilgi-
nin payla(cid:252)(cid:215)(cid:80)(cid:215) ilim meclis ve halkalar(cid:215) arac(cid:215)(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215)yla gerçekle(cid:252)mekteydi.
(cid:250)ster temel (cid:250)slâmî disiplinlerden birinde (tefsir, hadis, f(cid:215)(cid:78)(cid:215)h) büyük bir
otorite, isterse mütevâz(cid:215) çapta bir ilim adam(cid:215) olsun, hoca veya (cid:252)eyh
vasf(cid:215)(cid:81)(cid:215) ta(cid:252)(cid:215)yan ki(cid:252)inin çevresinde bir ilim halkas(cid:215) olu(cid:252)maktayd(cid:215).
Bilginin naklinde not tutturmak (imlâ) kadar ders veya sohbetlerden
(cid:252)ifâhî yoldan istifâde etmek de (semâ) izlenen bir yöntemdi. (cid:250)lim ha-
yat(cid:215) için vazgeçilmez menbalar hükmündeki bu ilim ve irfan halka-
10 es-Sefârînî, Muhammed b. Ahmed, (cid:42)(cid:213)zâu’l-elbâb (cid:250)erhu manzûmeti’l-âdâb, thk. Muhammed
Abdulaziz el-Hâlidî) 2.bask(cid:213), Dâru’l-kutubi’l-ilmiyye, Beyrut, 2002, II, 122-123.
189
lar(cid:215)11, zaman içerisinde kendine özgü birtak(cid:215)m usül ve merâsimler
olu(cid:252)turmu(cid:252)tur.
(cid:250)(cid:252)te bu usül ve merâsimlerin bir k(cid:215)sm(cid:215) da, ilim ve edeb meclis-
lerinde nas(cid:215)l davran(cid:215)lmas(cid:215) gerekti(cid:249)i, sohbetten feyiz alma ve âzâmi
istifâde için ona ili(cid:252)kin âdâba riâyetin zorunlulu(cid:249)u ile ilgilidir. Bu
noktada, bir ilim veya edebiyat halkas(cid:215)na dahil olacak kimsenin
dikkat etmesi gereken en önemli husus, o meclisin gerektirdi(cid:249)i a(cid:249)(cid:215)r-
(cid:79)(cid:215)(cid:249)(cid:215) sergileyerek etraf(cid:215)ndaki sohbet arkada(cid:252)lar(cid:215)(cid:81)(cid:215) rahats(cid:215)z etmemek-
tir. Aksi takdirde ki(cid:252)i, çevresindekilerce sevimsiz bulunacak, (cid:252)ayet
so(cid:249)uk ve itici tav(cid:215)rlar sergilemeye devam ederse sakîl damgas(cid:215)
yemekten kurtulamayacakt(cid:215)r. Sohbet âdâb(cid:215) ile sakîllik aras(cid:215)ndaki
ili(cid:252)kinin bir örne(cid:249)i Eksem b. Sayfî’ye (ö. 612 m.) nispet edilen (cid:252)u
sözde görülmektedir: “Verilen cevapla tatmin olmay(cid:215)p -ba(cid:252)ka bir cevap
beklentisiyle- sorusunda (cid:215)srar eden ki(cid:252)i düpedüz sakîldir”12.
(cid:251)a‘bî (ö. 103/721) ile irtibatland(cid:215)(cid:85)(cid:215)lan a(cid:252)(cid:68)(cid:249)(cid:215)daki rivâyete bak(cid:215)l-
(cid:71)(cid:215)(cid:249)(cid:215)nda ise, sakîl ile ondan uzak durmaya çal(cid:215)(cid:252)an ki(cid:252)i aras(cid:215)nda -
bak(cid:215)(cid:252)larda veya fiziksel olarak- gizli bir kovalamaca söz konusudur.
Burada sakîl, (cid:215)srarl(cid:215) bak(cid:215)(cid:252), soru ve s(cid:215)(cid:78)(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)rmalar(cid:215)yla muhatab(cid:215)(cid:81)(cid:215) taciz
etmekte, muhatab(cid:215) ise -f(cid:215)rsat(cid:215)(cid:81)(cid:215) bulabilirse- bu belây(cid:215) ba(cid:252)(cid:215)ndan
savmaya çal(cid:215)(cid:252)maktad(cid:215)r:
(Israrl(cid:215) sorular(cid:215)yla bunaltan sakîl mizaçl(cid:215)) bir adam (cid:251)a‘bî’ye,
“(Akl(cid:215)ma tak(cid:215)lan bir meseleyi ö(cid:249)renmek için pe(cid:252)inde dola(cid:252)(cid:215)p
duruyorum” demi(cid:252). Buna kar(cid:252)(cid:215)(cid:79)(cid:215)k (cid:251)a‘bî de “(Asl(cid:215)na bakarsan) ya-
kay(cid:215) kapt(cid:215)rmamak için ben de senden kö(cid:252)e bucak kaç(cid:215)yordum!”
cevâb(cid:215)(cid:81)(cid:215) vermi(cid:252)13.
Bu mesele, zaman(cid:215)nda, ulemâ ve edipleri öylesine me(cid:252)gul et-
mi(cid:252)tir ki, dinî kültürün yalan söylememe noktas(cid:215)ndaki ciddî uyar(cid:215)-
lar(cid:215)na ra(cid:249)men, sakîl bir insanla ayn(cid:215) sofray(cid:215) payla(cid:252)mamak ve s(cid:215)(cid:78)(cid:215)(cid:70)(cid:215)
ortam(cid:215) teneffüs etmemek ad(cid:215)na yalana cevaz verenler ç(cid:215)km(cid:215)(cid:252), hatta,
bu i(cid:252)kenceyi ya(cid:252)amak istemeyenlerin oruçlu olmad(cid:215)klar(cid:215) halde ken-
11 (cid:249)u birkaç eser ad(cid:213) bile bize, ilim halkalar(cid:213)(cid:81)(cid:213)n önemi ve yayg(cid:213)nl(cid:213)(cid:247)(cid:213) ayr(cid:213)ca bu halkaya dahil olan
ki(cid:250)inin niteli(cid:247)inin önemi hususunda fikir verebilir: Edebu’l-mucâlese (cid:11)(cid:248)bn Abdilberr), Beh-
cetu’l-mecâlis ve unsu’l-mucâlis ((cid:248)bn Abdilberr), Nuzhetu’l-mecâlis ve muntehabu’n-nefâis (es-
Sufûrî), el-Celîsu’s-sâlih ve’l-enîsu’n-nâs(cid:213)h (cid:11)(cid:248)bn Zekeriyyâ), es-Sadâka ve’s-sadîk (Ebû
Hayyân et-Tevhîdî); Âdâbu’l-(cid:213)(cid:250)ra ve zikru’s-suhbe ve’l-uhuvve (Ebu’l-Berakât el-(cid:246)azzî);
Âdâbu’s-suhbe (es-Sulemî) ve di(cid:247)erleri.
12 Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 50. (cid:248)mam (cid:249)a’bî’nin ba(cid:250)(cid:213)ndan geçen (cid:250)u komik hâdise de bunun güzel
bir örne(cid:247)ini te(cid:250)kil etmektedir:
Birgün sakîl bir adam, (cid:248)mam (cid:249)a’bî’ye gelerek, “Abdest al(cid:213)rken sakal(cid:213) meshetmenin hükmü
nedir?” diye sormu(cid:250). O da, “(Câizdir, ancak) suyu sakal diplerine kadar yeterince ula(cid:250)(cid:87)(cid:213)r-
mal(cid:213)(cid:86)(cid:213)n” demi(cid:250). Adam(cid:213)n, “Öyle de olsa, yine de suyun bütün yüzeye temas edece(cid:247)inden emin
de(cid:247)ilim” demesi üzerine, (cid:249)a’bî cevâb(cid:213) yap(cid:213)(cid:250)(cid:87)(cid:213)rm(cid:213)(cid:250): “O halde içinin tam anlam(cid:213)yla rahat etmesi
için sakallar(cid:213)(cid:81)(cid:213) bir gece öncesinden suya yat(cid:213)r!”. Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 53.
13 Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 67.
190
dilerini oruçlu takdim etmelerine göz yumanlar bile olmu(cid:252)tur14.
Medine’nin önde gelen hadis âlimlerinden Yahyâ b. Sa‘îd’in (ö.143/
760), kendisinden hadis ö(cid:249)renmeye gelen sakîl tabiatl(cid:215) bir ki(cid:252)iye
dayanamay(cid:215)p (cid:252)öyle söyledi(cid:249)i nakledilmektedir: “Elinde bir hadisle
bana gelip soru sormandansa, eline k(cid:215)rbac(cid:215)(cid:81)(cid:215) al(cid:215)p beni kamç(cid:215)laman(cid:215)
tercih ederim!”15. Sakîl mizaçtaki insanlara duyulan bu -bir yerde
kolektif- tepki, ünlü dil bilgini Asmaî (ö. 216/831) taraf(cid:215)ndan son
derece keskin biçimde dillendirilmi(cid:252)tir: “Yeryüzünde bir tek sakîl bile
kalsa, bu zümreye olan nefretim sönmeyecektir!”16.
(cid:250)(cid:252)te, ba(cid:252)lang(cid:215)çta ilim meclislerinde ve sohbet halkalar(cid:215)nda daha
çok ba(cid:252)vuruldu(cid:249)unu tahmin etti(cid:249)imiz sakîl kavram(cid:215), daha sonralar(cid:215)
gündelik dilde belirli bir tipi tan(cid:215)mlamak üzere yayg(cid:215)n biçimde kulla-
(cid:81)(cid:215)lan bir s(cid:215)fat hâlini alm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r. (cid:251)imdi, temel edebiyat kaynaklar(cid:215)nda bu
tipe ili(cid:252)kin yap(cid:215)lan tan(cid:215)m ve tariflere bir göz atal(cid:215)m.
Edebiyatta ‘sakîl’ tipi tasvir ve tan(cid:213)mlar(cid:213)
En genel nitelikleri dü(cid:252)ünüldü(cid:249)ünde, sakîl, bulundu(cid:249)u orta-
(cid:80)(cid:215)n tad(cid:215)(cid:81)(cid:215) kaç(cid:215)ran, havas(cid:215)(cid:81)(cid:215) berbad eden, en keyifli meclisleri bile
kasâvete bo(cid:249)an kimsedir. A‘me(cid:252)’in (ö. 148/765) de(cid:249)erlendirmesine
göre, sakîl mizaçl(cid:215) bir insan(cid:215) sadece görmek dahi ki(cid:252)ide s(cid:215)(cid:78)(cid:215)nt(cid:215)(cid:79)(cid:215) bir
hâlet-i rûhiye yarat(cid:215)r, hele konu(cid:252)uldu(cid:249)unda bu i(cid:252)kencenin (cid:252)iddeti
katlanarak artar. Bu manalar, bir sakîlin, ba(cid:252)ka bir sakîli tarif
sadedinde terennüm etti(cid:249)i (cid:252)u sat(cid:215)rlarda gayet güzel anlat(cid:215)lm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r:
(cid:291)(cid:1)(cid:391) (cid:315)(cid:1)(cid:285)(cid:392)(cid:224)(cid:1)(cid:390)(cid:306)(cid:1) (cid:390) (cid:291)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:1)(cid:392)(cid:224)(cid:1)(cid:390)(cid:306)(cid:1) (cid:390) (cid:291)(cid:315)(cid:285)(cid:224) (cid:291)(cid:1)(cid:388) (cid:315)(cid:285)(cid:1)(cid:392)(cid:224)(cid:1)(cid:390) (cid:210)(cid:1)(cid:241)(cid:390) (cid:1)(cid:304)(cid:390) (cid:211)(cid:314)(cid:1) (cid:390)(cid:219)(cid:1)(cid:390) (cid:1)(cid:300)(cid:381)(cid:200)(cid:1)(cid:390)
(cid:291)(cid:1)(cid:391) (cid:315)(cid:280)(cid:1)(cid:392) (cid:1)(cid:243)(cid:392) (cid:1)(cid:215)(cid:237)(cid:1)(cid:381)(cid:390) (cid:297)(cid:1) (cid:292)(cid:1)(cid:390)(cid:381)(cid:210) (cid:313)(cid:280)(cid:1)(cid:392)(cid:306)(cid:1) (cid:390) (cid:298)(cid:1) (cid:388) (cid:211)(cid:249)(cid:1) (cid:390)(cid:1)(cid:300)(cid:381)(cid:1)(cid:204)(cid:392) (cid:1)(cid:243)(cid:392) (cid:269)(cid:1)(cid:390) (cid:1)(cid:301)(cid:297)(cid:1)(cid:381) (cid:292)(cid:1)(cid:390)(cid:381)(cid:210) (cid:313)(cid:280)(cid:1)(cid:392) (cid:219)(cid:1)(cid:390) (cid:1)(cid:300)(cid:381)(cid:200)(cid:1)(cid:390)
!(cid:291)(cid:1)(cid:391) (cid:315)(cid:293)(cid:1)(cid:392)(cid:269)(cid:1)(cid:426) (cid:292)(cid:210) (cid:1)(cid:291)(cid:427) (cid:1)(cid:269)(cid:382)(cid:392) (cid:292)(cid:210) (cid:239)(cid:1)(cid:390)(cid:249)(cid:1) (cid:390)(cid:280)(cid:1)(cid:390) (cid:291)(cid:1)(cid:389)(cid:382) (cid:269)(cid:1)(cid:392) (cid:292)(cid:1)(cid:392) (cid:219)(cid:1)(cid:390) (cid:1)(cid:260)(cid:381) (cid:1)(cid:243)(cid:273)(cid:1)(cid:426)(cid:1)(cid:220)(cid:390) (cid:390) (cid:307)(cid:1)(cid:292)(cid:1)(cid:381)(cid:390)(cid:306)(cid:1) (cid:390)
Be Adam! Sen kat(cid:215)ks(cid:215)z bir sakîlsin, sakîlsin, sakîlsin,
Görünü(cid:252)te insan(cid:215) and(cid:215)(cid:85)(cid:215)yorsun ancak gerçekte bir filsin.
(cid:40)(cid:249)er bir gölgeye musallat olsan, oray(cid:215) da berbat edersin.
(Yani gölge gibi de(cid:249)erli bir yer, senin orada bulunmanla de(cid:249)erini
kaybeder. Seninle beraber gölgede oturmaktansa, güne(cid:252)te dur-
may(cid:215) tercih ederim.)17
Görüldü(cid:249)ü gibi, bedevînin ya(cid:252)am ko(cid:252)ullar(cid:215) dikkate al(cid:215)nd(cid:215)(cid:249)(cid:215)nda,
son derece makbul, muteber hatta zaman zaman zorunlu olan ‘gölge’
dahi, bir sakîlin orada bulunmas(cid:215)yla katlan(cid:215)lmaz hâle gelmektedir.
14 Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 26.
15 Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 34.
16 Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 31.
17 Zehru’l-ekem fi’l-emsâl ve’l-hikem, II, 11.
191
(cid:250)(cid:252)te bundan dolay(cid:215), geçmi(cid:252)te -halife, emir, vâli, kad(cid:215) vb.- âmir
pozisyonunda görev yapan ki(cid:252)iler, emirleri alt(cid:215)nda çal(cid:215)(cid:252)acak kimse-
leri belirlerken, onlar(cid:215)n ho(cid:252)sohbet insanlar olmas(cid:215)na ayr(cid:215) bir önem
vermi(cid:252)lerdir. Sözgelimi Ebû Usâme, adamlar(cid:215)ndan kendisine bir
kâtip bulmalar(cid:215)(cid:81)(cid:215) istedi(cid:249)inde, onda istemedi(cid:249)i en belirgin vas(cid:215)f olarak
sakîlli(cid:249)i zikretmektedir: “Bana, (cid:252)öyle ho(cid:252)sohbet bir adam bulun.
Aman ha sakil olmas(cid:215)n! Aman ha sakil olmas(cid:215)n!”18.
5. yüzy(cid:215)lda kaleme al(cid:215)nan Zehru’l-âdâb, bize, sakîl hakk(cid:215)nda,
birço(cid:249)u edipler, nüktedanlar ve ulemâ aras(cid:215)nda yayg(cid:215)n biçimde tedâ-
vül etti(cid:249)i anla(cid:252)(cid:215)lan lirik formda veya mesel türünde zengin tan(cid:215)mla-
malar verir. Husrî’nin, kendi dönemine ili(cid:252)kin verdi(cid:249)i bu tan(cid:215)mlardan
çarp(cid:215)(cid:70)(cid:215) baz(cid:215) örnekler, özgün biçimleri edebî de(cid:249)er ta(cid:252)(cid:215)(cid:71)(cid:215)(cid:249)(cid:215) için, orijinal
(cid:252)ekliyle a(cid:252)(cid:68)(cid:249)(cid:215)ya al(cid:215)nm(cid:215)(cid:252)(cid:87)(cid:215)r19:
Görünü(cid:252)ü rahats(cid:215)zl(cid:215)k verici,
(cid:157)(cid:265)(cid:424)(cid:500)(cid:394)(cid:504)(cid:261) (cid:260)(cid:436)(cid:499)(cid:402)(cid:417)(cid:259)(cid:513) (cid:398)(cid:498)(cid:520)(cid:265)(cid:464)(cid:402)(cid:488)(cid:428)(cid:267)(cid:499)(cid:417) (cid:260)(cid:466)(cid:520)(cid:265)(cid:484)(cid:259)(cid:421) (cid:157)(cid:424)(cid:265)(cid:480)(cid:259)(cid:500)(cid:402)(cid:472)(cid:333) (cid:499)(cid:417) (cid:396)(cid:498)(cid:520)(cid:265)(cid:492)(cid:394)(cid:431) (cid:505)(cid:392) (cid:418)(cid:394)(cid:500)(cid:396)(cid:487)
konu(cid:252)malar(cid:215) huzursuz eden, hal ve
hareketleri batan kimse .(cid:265)(cid:424)(cid:394)(cid:495)(cid:259)(cid:450)(cid:259)(cid:440)(cid:499)(cid:402)(cid:417)(cid:259)(cid:513) (cid:505)(cid:265) (cid:514)(cid:396)(cid:496)(cid:268)(cid:456)(cid:499)(cid:417) (cid:260)(cid:445)(cid:398)(cid:449)(cid:418)(cid:259)(cid:421)
(cid:54)(cid:215)rt(cid:215)nda sakîl insan(cid:215) ta(cid:252)(cid:215)maya
tahammül eden yeryüzü, nas(cid:215)l olup (cid:263)(cid:465)(cid:261)(cid:449)(cid:394)(cid:407) (cid:394)(cid:424)(cid:3)(cid:186)(cid:507)(cid:259)(cid:418)(cid:259)(cid:503)(cid:394)(cid:408)(cid:402)(cid:499)(cid:394)(cid:417) (cid:402)(cid:498)(cid:3)(cid:186)(cid:265)(cid:504)(cid:261)(cid:440)(cid:259)(cid:427) (cid:261)(cid:502)(cid:394)(cid:499) (cid:259)(cid:486)(cid:261)(cid:520)(cid:394)(cid:495) (cid:517)(cid:398)(cid:449)(cid:261)(cid:445)(cid:394)(cid:407) (cid:418)(cid:394)(cid:499)(cid:259)(cid:513)
da emâneti yüklenmekten
(cid:159)(cid:260)(cid:510)(cid:428)(cid:261)(cid:394)(cid:500)(cid:259)(cid:504)(cid:259)(cid:439)
kaç(cid:215)nm(cid:215)(cid:252), anlam veremiyorum?!
Üstünde sakîl insan(cid:215) ta(cid:252)(cid:215)yan
(cid:418)(cid:259)(cid:503) (cid:259)(cid:446)(cid:261)(cid:480)(cid:259)(cid:421) (cid:398)(cid:497)(cid:418)(cid:259)(cid:422)(cid:398)(cid:436)(cid:499)(cid:402)(cid:417) (cid:516)(cid:394)(cid:499)(cid:398)(cid:411) ((cid:260)(cid:465)(cid:261)(cid:449)(cid:394)(cid:408)(cid:499)(cid:402)(cid:417)) (cid:265)(cid:426)(cid:259)(cid:435)(cid:418)(cid:259)(cid:428)(cid:261)(cid:439)(cid:417) (cid:259)(cid:486)(cid:261)(cid:520)(cid:394)(cid:495)
yerkürenin, denge için da(cid:249)lara ne
ihtiyac(cid:215) olabilir ki?! (cid:159)(cid:260)(cid:510)(cid:261)(cid:428)(cid:333)(cid:500)(cid:394)(cid:491)(cid:394)(cid:407)
Ondaki surat, gece vaktinde âfet,
.(cid:398)(cid:420)(cid:265)(cid:415)(cid:417)(cid:259)(cid:514)(cid:508)(cid:267)(cid:499)(cid:417) (cid:518)(cid:499)(cid:265)(cid:418)(cid:259)(cid:520)(cid:394)(cid:499)(cid:259)(cid:513) (cid:157)(cid:398)(cid:420)(cid:265)(cid:415)(cid:418)(cid:259)(cid:464)(cid:259)(cid:504)(cid:499)(cid:402)(cid:417) (cid:501)(cid:260)(cid:418)(cid:519)(cid:267)(cid:394)(cid:407) (cid:260)(cid:510)(cid:259)(cid:512)(cid:261)(cid:435)(cid:259)(cid:513) (cid:333)(cid:505)(cid:394)(cid:408)(cid:394)(cid:495)
gündüz vaktinde musîbet gibi.
Sükûneti huzursuzluk veren,
hareketi rahats(cid:215)z eden ki(cid:252)i .(cid:265)(cid:424)(cid:394)(cid:495)(cid:259)(cid:450)(cid:259)(cid:440)(cid:499)(cid:402)(cid:417) (cid:260)(cid:466)(cid:520)(cid:265)(cid:484)(cid:259)(cid:421) (cid:157)(cid:505)(cid:265) (cid:514)(cid:396)(cid:496)(cid:268)(cid:456)(cid:499)(cid:417) (cid:396)(cid:498)(cid:520)(cid:265)(cid:492)(cid:394)(cid:431) (cid:259)(cid:514)(cid:260)(cid:511)
(Onun varl(cid:215)(cid:249)(cid:215)) mahsul olmad(cid:215)(cid:249)(cid:215)
halde ödenen vergi (gibi insana
dokunur); hasta de(cid:249)ilken al(cid:215)nan .(cid:266)(cid:424)(cid:333)(cid:500)(cid:265)(cid:479) (cid:528)(cid:398)(cid:421) (cid:199)(cid:404)(cid:417)(cid:259)(cid:513)(cid:259)(cid:445)(cid:259)(cid:513) (cid:266)(cid:424)(cid:333)(cid:500)(cid:394)(cid:483) (cid:418)(cid:394)(cid:500)(cid:398)(cid:421) (cid:393)(cid:433)(cid:417)(cid:259)(cid:450)(cid:259)(cid:443) (cid:261)(cid:506)(cid:265)(cid:503) (cid:498)(cid:396) (cid:492)(cid:394)(cid:431)(cid:402)(cid:407)(cid:3)(cid:514)(cid:259)(cid:260)(cid:511)
ilaç gibi (zarar verir).
Göz ile göz kapa(cid:249)(cid:215) aras(cid:215)ndaki
çapak gibi bat(cid:215)(cid:70)(cid:215); ayak taban(cid:215) ile (cid:398)(cid:462)(cid:259)(cid:504)(cid:261)(cid:443)(cid:394)(cid:408)(cid:499)(cid:402)(cid:417) (cid:259)(cid:506)(cid:261)(cid:520)(cid:259)(cid:421)(cid:259)(cid:513) (cid:157)(cid:392)(cid:423)(cid:417)(cid:394)(cid:448)(cid:394)(cid:491) (cid:398)(cid:506)(cid:261)(cid:520)(cid:259)(cid:480)(cid:499)(cid:402)(cid:417)(cid:259)(cid:513) (cid:398)(cid:506)(cid:402)(cid:488)(cid:259)(cid:436)(cid:402)(cid:499)(cid:417) (cid:259)(cid:506)(cid:261)(cid:520)(cid:259)(cid:421) (cid:259)(cid:514)(cid:260)(cid:511)
ayakkab(cid:215) aras(cid:215)ndaki çak(cid:215)l gibi
.(cid:423)(cid:392)(cid:418)(cid:259)(cid:464)(cid:259)(cid:439) (cid:398)(cid:498)(cid:261)(cid:480)(cid:508)(cid:267)(cid:499)(cid:417)(cid:259)(cid:513)
rahats(cid:215)z edici.
18 el-Bustî, Muhammed b. Hayyân, Ravdatu’l-ukalâ ve nuzhetu’l-fudalâ, thk. Muhammed Muh-
yiddîn Abdulhamîd - Muhammed Abdurrezzak Hamza & Mu-hammed Hâmid el-Fakiyy, Mat-
baatu’s-sunneti’l-Muhammediyye, 1949, s. 71; Kitâbu zemmi’s-sukalâ, s. 38.
19 Husrî, (cid:248)brâhîm Ali, Zehru’l-âdâb (I-II), (cid:250)erh ve n(cid:250)r. Ali Muhammed el-Bicâvî, II. Bask(cid:213), Dâru
ihyâi’l-kutubi’l-‘Arabiyye, I, 441-442.
192
Description:463/1071), hikemî kaynaklar bakı- mından oldukça zengin eseri keskinleştirir, melankoliyi giderir, tembelliği ortadan kaldırır.54. Arapçaya tercüme