Table Of ContentİÇİNDEKİLER
1. Bölüm: DEVLET
Neden yazıyorum?
Simon
Haliç'te Yaşayanlar
Kitabın Dilindeki Sertlik
Köydeki Okul Yıllarım
MERSİN...
Gülnar İlçe Emniyet Komiserliğim
Gençlik Parkı'ndaki Garsonlar İdeolojik Konularda
Benden Bilgiliydi
Mut İlçe Emniyet Komiserliğim
Pavyoncuların Şikayetleri
İlçede İki Hükümet Tabibi ile Çalışma
İki Öğrencinin Vurulması
Mersin Merkezdeki Görevlerim
Mafyanın Gücü
Namık Astsubayın Mafyayla Kurtarılması
PKK'lıların Banka Soygunu
Acilciler Operasyonu
İhvancılar Operasyonu ve Halit Musto
Telsiz Telefon Kullanan Fabrikatör Tutuklandı
Ehliyet Yolsuzluğu
Altın Kaçakçılığı Davası
Kaçakçılık Kültürü Atadan Gelir
DİYARBAKIR
Güneydoğu'daki Güvenlik Kuvvetleri PKK'yı Bilmiyor
Küçük Ağa
PKK'nın Yakın Geleceği Neşet Çiçek
Almanya Ziyareti
İki TİKKO'lunun Yakalanması
Burhan Nart Olayı
Aranan Üç Kişinin Yakalanması
Seren Operasyonu
Cezaevinde Tünel Bulunması ve Eğitimin Önemi
Diyarbakır'da İlk Teknikle Tanışmam
ABD Kimi Destekliyor? PKK'yı mı, Türkiye'yi mi?
Talabani'nin Türkiye Harekatı
İSTANBUL
İstanbul'da Bilgisayar Sistemini Kurmam
İstanbul Operasyonları
Cem Ersever Olayı
Cihaz Almak İçin İsrail'e Gidişimiz
Dış Güçlerin Etkisi
ANKARA
PKK'ya Teknik Bilgiler Sızdı
Susurluk Olayı
Termal Kameralı Uçak Alımı
Antalya'da PKK Operasyonu
Devletin Güvenlik-Bütçe İlişkisi
KOM Dairesi'nde Yenilikler
Uzan Olayı
ÇEAŞ ve Kepez Elektrik
Berke Barajı İnşası
Yapılanların Kısa Özeti
Neşter 2 Operasyonu
Kayseri Uyuşturucu Operasyonu
Lodur Operasyonu
EDİRNE
Kapıkule Tahkikatı
Kapının Düzeni İçin Alınması Gereken İdari Tedbirler
Edirne Belediyesindeki Yolsuzluklar
Su Davası
Diğer Görevlerimiz
Şentürk Demiral ve Çanakkale'de Kayıp Bir Çocuğun
Bulunması Olayı
Kaçak Çay Operasyonu
Yolsuzluk Olmadan Türkiye'de Ekonomi Olmaz
ESKİŞEHİR
Terörde Bilimsel ve Akademik Araştırmanın
Önemi
Psikolojik Harekat: Halkı Birbirine Karşı Kullanmak
Kendi Halkını Yönlendirme Faaliyetleri
Ergenekon
Devlet Nedir? Yetkileri Ne Olmalı?
Bugün “Bölge”de Kişilikli İnsan Yetiştiremeyiz!
Gelişmiş ve Geri Kalmış Ülkelerdeki Yapı:
Resmi ve Sivil Doku
Köleliğe İtiraz
Resmi Kurumlardaki Ast-Üst İlişkisi
Yanlış, Ama Sadece Yanlışla Kalsa!
Olayın Mağdurları: Bu Uygulamalara Tabi Olanlar
Açısından Bakmak
Özgürlük ve Demokrasi: İki Sihirli Anahtar
Demokratik Açılım
Sorunun Adı PKK mı, Bölücülük mü, Yoksa
Güneydoğu Sorunu mu?
Öcalan: Herkese Mektup Yazdık
PKK Konusunda Kaçan Fırsatlar
Balkanlarda Benzer Durumlar
Yunan-Bulgar-Türk İlişkileri
Neden AB'ye Girmeliyiz?
Bu Sistem, Fikri Olana Karşıdır
Komplo Teorileri
2. Bölüm: CEMAAT
Din ve İnanç Dünyam
Din ve İnanç Dünyamdaki Gelişmeler
28 Şubat Dönemi Yaşadıklarımız
Tutuklanmam ve Kısa Süren Hapis Hayatım
KOM Daire Başkanlığından Alınmam
Sabri Uzun'un İstihbarat Daire Başkanlığından Alınması...
421
Ahmet İlhan Güler'in İstanbul İstihbarat Şubesinden
Alınması
İstihbarat ve KOM Neden Ele Geçirilmek İstenir?
Emin Aslan Hakkındaki İftira
Emin Bey'e Kurulan Komplonun Başlangıcı
İki Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Hakkındaki
İzmir Tahkikatı
Sakarya Tahkikatı
Genel Müdür Yardımcılarını Yiyen Yapı Ne Yapmak
İstiyor?
Benim Hakkımdaki Çalışmalar
İhbar ve Şikayetlerim
Danıştay Olayı
Erzincan Olayı
Erzincan Olayı ile İlgili Genel Bilgilerim
Alışılmadık Savcılar
Alışılmadık Polisler
İlk Yanlış İşlemler
Ergenekon Örgütü
Davada Yanlış Olan Birinci Konu
Davada Yanlış Olan İkinci Konu
Bazı Yerler Neden Aranmaz?
Ankara Emniyet Müdürleri Toplantısında İçişleri
Bakanı'ndan Talebim
Bugüne Kadar Cemaat Tarafından Yapılan
Operasyonlar ve Çalışmalar
Askeri Belgeler Nasıl Değerlendirilmeli?
Türkiye'de Bazı Şeyler Birbirine Karışıyor
EMASYA Planları
Savaş Oyunları, Planları
Siyasi Hayata Müdahale, Darbe Hazırlıkları
Nasıl Yönetiliyor, Kimler Yönetiyor?
Cemaatin Propaganda Araçları
Garip Bir Kaset Olayı
Güncel İttihat ve Terakki
Bu Bölümü Niye Yazdım?
Cemaati Yönetenlere73
Bugün Yaşananları Nasıl Yorumlamalı?
Bütün Kurumlar ve Kişiler Kof mu?
Kanunsuz Dinlemeler
Devleti Kim Yönetiyor?
Ne Yapılabilir?
Ankara Emniyet Müdürünün Tutuklanması
Dizin
HANEFİ AVCI
1956 yılında Kahramanmaraş'ın Pazarcık ilçesinin
Karabıyıklı köyünde dünyaya gelen Hanefi Avcı, öğrenim
yaşamına doğduğu köydeki Karabıyıklı İlkokulu'nda başladı.
Ortaokulu Gaziantep'teki Karşıyaka Ortaokulunda, liseyi ise
Ankara'daki Polis Kolejinde bitirdi. Ardından Polis
Enstitüsünde eğitimine devam etti ve bilahare Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1980 yılında mezun oldu.
Polis Akademisinden mezun olduğu 1976 yılından 1984
yılma kadar Mersin ili Gülnar ve Mut ilçe Emniyet
Komiserliği ve Mersin Terörle Mücadele Şubesinde görev
yaptı. 1984 yılında Güneydoğu'da artan terör olayları sonrası
Diyarbakır İstihbarat Şubesine atandı. Burada 8 yıla yakın
görev yaptıktan sonra 1992 yılında İstanbul İstihbarat Şube
Müdürlüğü görevine atandı. 1996 yılındaki terfisi sonrası
İstihbarat Daire Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.
Susurluk olayları sonrası TBMM Araştırma Komisyonunda
Terörle Mücadele adı altında güvenlik kuvvetleri içerisinde
çeteler oluşturulduğunu ifade etmesi üzerine hakkında davalar
açıldı. Tahkikatlara uğradı. Basına yaptığı açıklamalar üzerine
açığa alındı. Devletin gizli bilgilerini temin etmek ve
açıklamak suçlarından Ankara Devlet Güvenlik
Mahkemesince tutuklandı 10 gün hapis yattı. Ardından berat
etti idare mahkemesi kararı ile görevine döndü.
2003 yılına kadar geri hizmetlerde çalıştıktan sonra 2003
yılında Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize
Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına atandı. Burada yaptığı
yolsuzluk operasyonları hoşa gitmeyince 2005 yılında geçici
olarak, 2006 yılında ise asaleten Edirne İl Emniyet
Müdürlüğüne getirildi. Edime Kapıkule hudut kapısında polis
ve gümrükçüleri rüşvet alırken gizli kameraya kayıt ederek
mahkum olmalarını sağladı.
18 Haziran 2009 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan
ortak kararname ile Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü'ne
atandı. Halen Birinci Sınıf Emniyet Müdürü olarak Eskişehir
İl Emniyet Müdürlüğü görevini sürdürmekte olan Hanefi
Avcı, 2006 yılında TASAM'ın Stratejik Vizyon Sahibi
Bürokrat Ödülü'nü kazanmıştır. Avcı, Emniyette teknik-
elektronik istihbaratın kurucusu olarak bilinmektedir.
1. Bölüm
Neden Yazıyorum?
Neden yazıyorum? Yazmak için kimsenin bir sebebi
olmamalı. Okumak dünyada elzem olduğu halde, okumayan
ülkemde yazmanın sebebi aranıyor, arıyoruz. İnsan kendine
de soruyor: Neden yazıyorum? Neden yazmalıyım?
Herkesin, bırakın kolayca, bin bir çabayla dahi
gelemeyeceği bir noktadayım. Sayısını bilemediğim kadar
çok olay içerisinde yer aldım, çok şey yaptım; ama
yaptıklarımın bir kısmını yıktım ve tamamının yıkılması
gerektiğine inanıyorum. Bu kitapla bir kısmını daha yıkmaya
çalışacağım. Kendimce sağ görüşle, bazı değerlerle, belirli bir
vatan, millet, ülke ahlak anlayışını kapsayan inançlarla
büyüdüm. Daha yücesine özenerek yaşadım ama geçen
zamanda, yaşayarak gördüğüm olaylar sonrasında bu yüce
değerlerin bir kısmını sorgulamaya başladım. Bunlardan
yalnız biri veya bir kısmı bile yazmam için yeterliydi.
Kaç yaşındayım? Yaştan kasıt ne? Eğer kastedilen
doğumdan itibaren geçen zaman ise nüfus kağıdımda yazan
tarihe göre 54 yaşındayım; biyolojik olarak sağlığım veya
hissettiğimse 35-40; duygu dünyamda yaşadığım ve
gördüğüm olaylar, aldığım dersler, çektiğim acılar ise o
zaman kendimi 100-150 yaşında hissediyorum.
Hiçbir polis benim kadar değişik olay yaşamamıştır.
Ülkenin en güneyinden en doğusuna, oradan en batısına kadar
her yerinde görev yaptım. 12 Eylül öncesi sağ-sol
çatışmalarının ülkeyi iç savaş aşamasına getirdiği olaylardan,
1984 sonrası PKK'nın yarattığı Güneydoğu katliamlarına;
1990'lı yılların başında yeniden hız kazanan (başta İstanbul
olmak üzere) büyük illerimizdeki suikastlara; siyaset ve terör
olaylarına kadar tüm ideolojik çatışmaların soruşturulması
safhasında yer aldım.
Büyük hayali ihracat şebekelerinden, büyük banka
dolandırıcılıklarına; ihalelere fesat karıştırma olaylarından,
uluslararası uyuşturucu şebekelerinin soruşturulmasına kadar
çok geniş bir kriminal yelpazede çalıştım. Bu görevler
esnasında sokakta adam da kovaladım, daire başkanı olarak
ülke genelinde ve hatta uluslararası alanda polis teşkilatlan ve
kuruluşlarıyla işbirliği içinde planlama da yaptım, müşterek
operasyon icrasında da bulundum. Suçlu gördüğüm kişilerle
fiziken ve ruhen mücadele etmekten, silahlı çatışmaya; en
teknik cihaz ve sistemlerle onların karşılarına çıkmaya kadar
her sahada ve her türlü polisiye olayda yer aldım.
Sonra bir anda polislikten, devletin güvenlik gücü
olmaktan, yani avcılıktan sistemin istemediği, yanlış bulduğu
bir hedef, bir av konumuna düştüm.
Bunlar da gerçek manada kendimi 100-150 yaşında
hissetmeme neden oldu.
Yaşadıklarımdan dolayı, sanki yüksek bir tepeden kendi
sahamda tüm dünyayı seyreder gibiyim. Kendimi, herkesin
geçeceği yollardan çoktan geçmiş biri gibi hissediyorum. Şu
tepenin arkasında bulunanlar biraz sonra karşıdan gelecek
olanlara tuzak kurmuşlar, eyvah yine kan dökecekler, biri
bunları uyarsa... Ben, “Ey tuzak kuranlar değmez, yapmayın,
d l k b k h b ğ k d d k
y , y ğ , y p y ,
düşmanlık büyük hata, bu tuzağa kendiniz düşeceksiniz,
yapmayın, etmeyin!” demek istiyorum.
Bulunduğum noktaya nasıl geldim? Bu mucizeden öte bir
şeydi. Ne mucizeyle ne de benim çalışma ve gayretimle
olacak şey değildi; ne akıllı ne de cesur olmam yeterliydi.
Belki mistikçe düşünülünce, akıl üstü bir irade buraya
gelmemi istedi.
Bu noktaya gelişim fiziki bir mücadeleyle olsaydı, derin
vadilerden geçmiş, aşılması imkansız dağları aşmış,
masallardaki ejderhalarla kavga etmiş, hiç kimsenin bilmediği
tehlikelerle boğuşmuş olmak gerekirdi. Fiziki tehlikeleri
geçmek, kavga etmek zor şeylerdi ama bunları
gerçekleştirmek mümkündü; oysa insanın kendi ruh
dünyasındaki kavgası, kendi içindeki tehlikeli yolculuğu çok
daha zor, çok daha amansız mücadele gerektiriyordu. Daha
önemlisi sadece kavgayla ve akılla da zihinde ve kişilikte bazı
şeyleri aşmak mümkün olamıyordu, tüm bunlar yeterli
değildi. İçte ve dışta milyonlarca, milyarlarca tesadüfün art
arda, sistemli, düzenli bir biçimde etrafımda meydana gelmesi
ve tüm ruhumu, benliğimi etkileyerek beni bulunduğum yere
itmiş olması gerekirdi.
Mademki herkesin kolayca gelemediği bu yere, mucize
üstü bir şekilde savrulmuştum, olan ve olacak birçok olayın
perde arkasını çok az da olsa görebiliyordum. O zaman
arkadan gelenlere söyleyecek sözüm olmalıydı; yaşadıklarımı,
yollardaki tehlikeleri, kendilerine kurulan tuzakları anlatmam
ve bunlardan kurtulma yollarını, bildiklerimi söylemem
gerekiyordu.
Görev uğruna tüm yaptıklarımın doğru olduğu fikrini
zihnimde yıktım. Bir zamanlar yok etmeye bütün gayretimle
çalıştığım tüm düşmanlarımın, silaha ve şiddete sarılmayan
hallerini şimdi elzem görüyorum. Onları silaha ve şiddete
itenin de aslında doğru olduğunu zannettiğim değerler
olduğunu anladım. Bu öyle büyük bir şeydir ki; ne dağa, ne
tepeye benzer. Ruh dünyasında bu kadar büyük bir değişime
dayanmak mümkün müdür? Karanlıktan aydınlığa, soğuktan
sıcağa, inançsızlıktan inanmaya gidiş gibi; birbirinin zıddına
dönerek öncekinin tam tersine yol almak o kadar zor ki...
Sözlerle tarif etmek, yaşamadan anlamak mümkün değil.
Hayatım boyunca, yapmam gereken işin gereği ne ise onu
yapmaya çalıştım. Ne para, ne makam, ne de başka bir
menfaat, hiçbir zaman eylemlerime etken olmadı. Yaptığım
işin yapılmasının gerekliliği önem taşıyordu. Bütün enerjimle,
gayretimle, aklımla, yaptığım işe kilitleniyordum. Ne özel
hayatım, ne eğlencem ve merakım, ne istirahatim vardı.
Sabah uyanınca işe başlar, yorulunca uyur, uyanınca tekrar
hedefime yönelirdim. Bir derviş edası, bir ideal tutkusu, bir iş
sevdasıydı benimki. Her iş tehlike, her iş riskti aynı zamanda.
Dünyada herkesin hayran olduğu, hakkında şiirler yazılan,
aşıklarının her tepesi için ayrı eser verdiği İstanbul'da dört
koca yıl çalışmış; her türlü lüks yaşamı sağlayacak imkan ve
konuma sahip olmama rağmen bir defa bile ne İstiklal
Caddesi'nde ne Bağdat Caddesi'nde gezmedim. Bir defa bir
gazinoya gitmedim, resmi mecburi yemeklerin haricinde bir
d f b l l k d ğ l d b d k
Description:Emniyet Teşkilatının efsanevi ismi, Susurluk sürecinde cesur duruşuyla gerçek bir kanun adamı tavrı gösteren Hanefi Avcı yine doğru bildiklerini söylemeye devam ediyor. Ucunun kime dokunduğuna bakmadan, yalnızca ülkesine karşı vicdani sorumluluğunu yerine getirmek için son dönemd