Table Of Content1
DÜNYANIN DEĞİŞİMİ
VE
ERBAKAN DEVRİMİ
AHMET AKGÜL
2
İÇİNDEKİLER
9. Baskının Önsözü: Lider ve Devrim ....................................................................................... 4
Önsöz ....................................................................................................................................... 8
1- Giriş .......................................................................................................................................... 11
2- Erbakan’ın Özgeçmişi .............................................................................................................. 13
3- Şanlı Bir Mücadelenin Tarihçesi ............................................................................................... 19
4- Erbakan Nasıl Bir Ortamda Mücadele Vermekteydi? ............................................................... 33
5- MSP’nin Devrim Niteliğindeki Hizmetleri .................................................................................. 38
6- Erbakan'ın Misyonu ve Milli Hedefleri ....................................................................................... 47
7- Milli Görüş'ün Müjdecileri .......................................................................................................... 65
8- Güç Dengeleri ve Erbakan’ın TSK Sevgisi ............................................................................... 74
9- Erbakan Hocamızdan Altın Sözler ve Hikmetleri ...................................................................... 84
10- Dünyasını Değiştirmeden, Dünyamızı Değiştiren Şahsiyetin Son Öğütleri .............................. 93
11- Siyasi Feraset ve Fazilet Örneği ............................................................................................ 101
12- Siyaset; “Kap-Kaç” Fırsatçılığı Değil, Satranç Sabrı Gerektirirdi! ........................................... 110
13- Refah-Yol Hükümeti ............................................................................................................... 118
14- Refah-Yol’un Düşürülmesi ...................................................................................................... 127
15- 28 Şubat'ın Siyonist Baronları ve İşbirlikçi Figüranları Kimlerdi? .................................................... 134
16- 28 Şubat BOP’un İlk Kademesidir .......................................................................................... 145
17- Çekilmez Olanların Karakteri .................................................................................................. 157
18- Kayıp Trilyon Teranesi ve Tereslerin Terazisi ........................................................................ 170
-Şiir: Hocam Sen Sabır Taşı mıydın? .................................................................................... 176
19- Zafer Niçin Gecikmişti? .......................................................................................................... 177
20- Erbakan Hoca’nın Yakın Çevresine İzlettiği Fransız Filmi ...................................................... 183
21- Milli Görüş İktidarını Bekleyen Tehlikeler ve Alınması Gereken Tedbirler.............................. 189
22- Erbakan ve Şeytanın Dokuzlu Çetesi ..................................................................................... 195
23- İstanbul Mitingi ve Çuvallayan TV .......................................................................................... 205
24- Erbakan’ın Atatürk Değerlendirmesi ve Mustafa Kemal’in Filistin Endişesi............................ 211
25- Çağın Fatihi ve Üstün Silah Teknolojisi .................................................................................. 220
26- Ya Erbakan’ın Adil Düzeni veya Amerika’nın Zilleti ve Esareti! .............................................. 231
27- Yahudi Gözüyle ve Sözüyle; Erbakan Gerçeği ...................................................................... 237
28- Son Tespit: Cumhurbaşkanı ve Başbakan Olmak Kolaydı; Zor Olan Erbakan Olmaktı! ........ 248
Ahmet Akgül Kimdir? ........................................................................................................... 255
3
TEBRİK VE TAKDİR
Bu kitaplarımızın yayına hazırlanmasının her aşamasında,
büyük bir özveri ve titizlikle çalışan ve katkı sağlayan, başta
Osman Eraydın, Nail Kızılkan ve Ufuk Efe kardeşlerime, ve tabi
Gebze ve İstanbul Milli Çözüm Ekibine en içten sevgi ve
teşekkürlerimi sunuyorum.
Ahmet Akgül
4
9. BASKININ ÖNSÖZÜ:
LİDER VE DEVRİM
Liderlik, talihli bir sanat ve tabii bir ihtiyaçtır. Bir vücut için beyin ne ise, bir toplum için de lider aynı
konumdadır. Aynı amaç ve ihtiyaçlar için bir araya gelmiş, küçük büyük her toplum kesiminin ve her insan
kümesinin, değişik yetki ve yeteneklerde bir başı mutlaka vardır. Çünkü başsızlık veya başıbozukluk,
dağınıklığı ve başarısızlığı doğuracaktır.
Dini, askeri, ticari ve siyasi sahalardaki liderlik olgusu nasıl vazgeçilmez bir unsur ise, tarihi
değişimlere öncülük edecek büyük liderlerin önemi ve gereği de tartışılmazdır.
Lider, her işi tek başına yapan bir süpermen değil, başarı için gerekli her türlü organizeyi yapan,
bunların arasındaki koordineyi kuran ve otoriteyi sağlayan insandır.
Özellikle, askeri işgallerin, ekonomik ve siyasi krizlerin ve ahlaki çöküntülerin yaşandığı toplumlar,
kurtarıcı aramaya ve dolayısı ile liderlik kabiliyeti ve karakteri taşıyan kimseleri meydana çıkarmaya müsait
ortamlardır.
Sadece olanları gören değil, olacakları da hesap edebilen... Yalnız bugünleri kurtarabilen değil,
yarınları da kurgulayabilen... Geçmişi değiştiremeyeceğini, ama geleceği şekillendirebileceğini düşünen...
Yapılan haksızlık ve yanlışlıkların perde arkasını ve çözüm yollarını topluma gösterebilen... Doğuştan
taşıdığı üstün yetenekleri, ciddi ve disiplinli bir eğitim, deneyim ve birikim süreciyle geliştirilebilen liderlere
ihtiyaç duyulan durumlar, tarihi değişim ve dönüşüm noktalarıdır. Ancak bu fırsatları istismar eden bazı kişi
ve çevrelerin kurtarıcı rolüyle sahte kahraman olarak ortaya çıktıkları ve bu suni liderlerin ‘toplumsal uyku
hapları’ gibi kafaları ve kalabalıkları uyuşturdukları da unutulmamalıdır.
Oysa toplumu uyutan değil uyandıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan
ve sorumluluk taşıyan, dejenere olmuş dünya nizamına ve devlet hukukuna razı olmayıp, hukuk devletini ve
adalet medeniyetini amaçlayan, kısaca halkının ‘kuvvetin hukukuna değil, hukukun kuvvetine’ inanan
kimseler olmasını sağlayan liderlere sahip çıkılmalıdır.
Ama maalesef dünyamız hep yanlış rolleri oynayan insanların dolaştığı bir sahne görünümündedir.
Kendi kabiliyet ve kapasitesinin çok ötesinde işlere girişen ve karanlık merkezlerin güdümlü kuklası haline
gelen zavallı kimselerin liderlik hevesleri, toplumsal birikim ve beklentileri istismara yöneliktir.
Evet, günümüzün en büyük problemi, mantıkların makineleştirilmesi, düşünme, değerlendirme ve
doğru karar verme yeteneğinin körleşmesi ve insanların bilgisayar donanımlı bir robot haline
dönüştürülmesidir. Böylece, medya marifetiyle, kalabalıkların uzaktan kumanda ile yönlendirilmesi daha
kolay hale gelmektedir. Öyle ise kendisi bazı merkezlerce güdülen, yani kendi kendisini bile yönetemeyen ve
kendi nefsini yenemeyen zavallı kimseler, başkalarını nasıl yöneteceklerdi?
Liderlik, herşeyden önce hürriyet, haysiyet ve hamiyyet ister... Yani, maddi ve manevi bağımsızlık,
onur ve saygınlık, gayret ve kararlılık gerektirir.
Liderlik ciddiyet ve cesaret işidir. İnanç ve ideallerine değil, ihtiraslarına ve masonik mihraklara
bağımlı, kiralanmaya ve kullanılmaya yatkın; riskli ama şerefli girişimler yerine, garantili ve geçici
heyecanlara alışık tiplerle kurtuluşa erişmek mümkün değildir. Elbette lider, hiç korkmayan ve kuşku
duymayan değil, ama korkuları ve kuşkuları yenebilen kimsedir. Bazıları makam ve yetki gücüyle bir teşkilatı
yönetebilir, ama yönlendiremez... Yani, hayırlı ve başarılı hedeflere doğru, toplumu ve teşkilatı manipüle
edemez. Bazıları bilgi ve becerisiyle insanları etkileyip yönlendirebilir, ama yönetemez... Gerçek liderler ise,
hem yönlendirmesini, hem de yönetmesini iyi bilen şahsiyetlerdir.
Liderlik, bir bakıma, farklı katmanları, kendi başkanları vasıtasıyla yönetmek ve yönlendirmektir.
Bunun için de organizasyondaki birim ve ekip başkanlarının kabiliyet ve karakterini iyi tespit edip onlardan
olduğunca yararlanabilmelidir. Ekip başlarının ve hizmet elemanlarının adlarını, soyadlarını, genel
5
durumlarını, özel sorunlarını, zaafiyet noktalarını, bilgi ve beceri sahalarını iyi bilmeyen liderlerin, onlardan
verimli yararlanma şansı düşecektir. Bunun için de, uzun bir geçiş süreci ve deneme dönemi gerekmektedir.
Ekip çalışmalarına önem vermeyen, çevresine güven telkin etmeyen, duyarsız ve tutarsız kimseleri
münasip şekilde değiştirmeyen, zararlı urları ve unsurları devre dışına itmeyen veya Sultan Abdülhamit gibi
“bazı mecburiyetlerle hain tiplere zahirde etiket ve rütbe verip gerçekte bütün yetkilerini kendisi üstlenmeyen”
başarılı ve hayırlı hizmetleri ödüllendirmeyen, asli değerlere ve prensiplere sadık kalarak kendini
yenilemeyen, değişimci ve girişimci bir tavır sergileyemeyen liderler, zamanla saygınlığını ve ağırlığını
yitirecektir.
Problemleri ve projeleri önem ve öncelik sırasına göre ele almayan, zamanla özelliğini ve güncelliğini
yitiren konuları ve kararları bırakamayan, girişim ve gayretlerindeki eksiklik ve eğrilikleri fark edip bunlardan
uzaklaşmayan, kısaca özünü koruyarak değişim ve gelişime uğramayan ve şartlara göre manevra kabiliyeti
olmayan kimseler, beklenen başarıya erişemeyecek, toplumun kem talihini yenemeyecek ve tarihi
dönüşümleri gerçekleştiremeyecektir. Çünkü tarih, kazananlar tarafından yazılan bir ibret belgesidir. Ve bir
sayfa tarih, bir cilt mantığa bedeldir. Ve bu anlamda başarı bir sonuç değil, mücadele dolu bir süreçtir. Düşüp
kalkmalarla devam eden uzun bir yolculuk gibidir.
Herkes hata yapabilir, bu normaldir. Anormal olan hatasını görmemek ve düzeltme gayreti
göstermemektir. Kendi hatasını hoş görmek ve kılıf geçirmek basitlik alametidir. İnsanın en kolay aldatacağı
kimse maalesef yine kendisidir. Başkalarını affetmek fazilet, ama kendi nefsimizi affetmek acziyettir. Asıl
marifet, hiç düşmemek değil, düştükten sonra kalkmasını ve yeniden hedefe doğru koşmasını bilmektir.
Kendi hatasını “tecrübe” diye geçiştiren, ama aynı hatayı sürekli tekrar eden kimseler, nefislerinin
kölesidir. Evet büyük adamların ve büyük adım atanların düşme riski de büyüktür. Ama bunlardan sadece
ders almasını bilenler hedefe yürüyecek ve gönüllerde yükselecektir.
Büyük liderler, gerektiğinde kendi boşluğunu dolduracak ve yokluğunu unutturacak çapta, ‘çekirdek
kadroları ve lider adayları’ da yetiştirirler. Asırları aydınlatan büyük liderler, güneş gibidir. Onun ışığını her
tarafa yansıtan, “ay misali uyduları” olagelmiştir. Bu seçkin ve seviyeli elemanların yetiştirilmesi, ayrı bir
özellik ve gizlilik gerektirebilir. Bunlar uzun bir zaman resmi görevlerden ve gözlerden uzak tutulabilir. Ve
tabii asıl önemli ve gerekli olan; şuurlu ve sorumlu bir teşkilat kurabilmektir. Yoksa ancak süper beyinler
tarafından idare edilebilecek pejmürde bir kurum veya toplum, her an çökmeye hazır vaziyettedir.
Sonuç olarak, başarmak ve kazanmak; eldeki imkânları, elemanları ve fırsatları çok iyi
değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü senin kaçırdığın fırsatları mutlaka bir başkası ele geçirecektir. İşte liderlik
uygun kararı uygun zamanda verebilmektir. Unutmayın başarılı bir takımın veya teşkilatın pek çok elleri
olabilir, ama beyni tektir. Ve birçok lider, kabiliyetsizliğin değil, imkân ve fırsatları israf etmenin cezasını
çekmiştir. Lider şahsiyetlerin zamanı iyi kullanması kadar, zamanlaması da mükemmeldir. Nerede susup
nerede konuşacağını, hangi durumda hangi adımı atacağını bilmeyenler, erken açan çiçek konumuna
düşecektir.
Her başarılı kimse, sürekli boğuşmakla ve bir çok başarısızlıkla dolu nice yıllar geçirmiştir. Uzun
zaman seni görmezlikten gelen, hatta engelleyen kötü ve kıskanç kimselerin, başarılı olunca sana iltifatlar
yağdırması da, yine hayatın ayrı bir cilvesidir. Oysa yenilgiler bir sonuç ve tükeniş olmadığı gibi, başarılar da
bir hedef değildir. Asıl marifet: Milletine ve insanlık âlemine, maddi ve manevi yönden hizmet için akılcı ve
kalıcı projeler üretmek ve bunlara karşı çıkan şer cephesinin saldırılarını, sabır ve cesaretle göğüslemektir.
Bütün bu gayretlerin gayesi, kulluk imtihanını kazanabilmek ve sonsuz mutluluğu yakalayabilmektir.
İşte günümüzde gerçek ve örnek bir lider tanımak isteyenler, Erbakan Hoca’yı ve mücadele
dolu hayatını takip etmelidir. Ve elinizdeki kitap asıl bu amaca yöneliktir.
Peki Erbakan; ülkemizi, bölgemizi ve tüm insanlık âlemini etkileyecek hangi değişimlere
öncülük etmiştir ve hangi aşamaya gelinmiştir?
İşte Erbakan hareketinin ana başlıkları:
A- Türkiye’de:
6
1- Siyonist Haham Haim Nahum doktrini çerçevesinde yozlaştırılma ve dininden uzaklaştırılma
tahribatına tabi tutulan Müslüman Türk toplumunda, yeniden İslamlaşma ve aslına dönme sürecini
başlatması,
2- İttihat ve Terakki’den itibaren devleti ele geçirmeye başlayan ve Atatürk’ün şüpheli ölümünden
sonra yeniden palazlanan sabataist cuntanın, masonik kadroların ve bunların kâhyalığını yapanların dışında
kalan ve sürekli horlanıp hırpalanan ve her yönden çaresiz ve etkisiz bırakılan Anadolu insanına, yeniden
özgüven ve girişimcilik ruhunu aşılaması; ticaretten siyasete, eğitimden yönetime, her sahada ezilen halkın
söz sahibi yapılması,
3- Ülkemizdeki, zaman zaman kanlı kapışmalara vardırılan kısır sağ-sol kamplaşmasını, Milli-işbirlikçi
(Hak-batıl) hesaplaşmasına kaydırmayı başarması,
4- Neredeyse rejim ve resmiyet kılıfı geçirilen İslam düşmanlığını ve dindar halkı dışlamayı meslek
edinen seçkinler zümresinin, Milli Görüş’ü dizginlemek ve engellemek için, bu sefer, Müslümanlara hoş
görünmek gayretiyle din istismarına ve ılımlı İslamcılığa sığınmaları ve bu mecburi müsamaha dolayısıyla
İslami hizmetlerin daha rahat bir ortama kavuşturulması,
5- Halkımıza projektör tutarak, ABD ve AB gibi güçlerin kapitalizm ve komünizm gibi ideolojilerin perde
arkasındaki siyonist Yahudi gerçeğini ve İsrail’in şeytani projelerini ve bunlardan kurtulma çarelerini anlatıp
uyarması.. Böylece dış güçlere ve siyonizme karşı bilinçli ve bilenmiş bir cephenin oluşturulması,
B- Dünya genelinde:
6- Siyonist Yahudilerin güdümündeki BM, NATO, IMF gibi emperyalist kuruluşlara karşı; İslam
Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, Müşterek Savunma Paktı, İslam Dinarı gibi; ilmi, insani ve İslami
oluşumları ortaya atması ve D-8’leri kurması,
7- Barbar batı emperyalizmine ve tek süper güç ABD’ye karşı, tüm Afrika, Asya ve Güney Amerika
ülkelerini içine alan, Yeni ve Adil Bir Dünya çağrısının ve çalışmalarının yankı ve yanıt bulması ve mazlumlar
dünyasının uyanması,
8- ABD, İngiltere ve İsrail gibi sayılı ülkelerin sahip olduğu nükleer silahları ve dünyayı cehenneme
çevirecek tahribat mekanizmalarını boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak teknolojik keşif ve gelişmelere ön ayak
olması, gizli açık yürütülen girişim ve gayretler sonucu, şimdi caydırıcılık gücüne ve güvencesine ulaşılması,
9- Her türlü inkârcılığın ve sapıklığın fikri temellerini yıkacak ilmi ve ahlaki kitapların, tüm dünyada
yaygınlaştırılması. Son derece bilimsel yöntemlerle doğru ve doyurucu şekilde hazırlanmış yayınların
herkesime ulaştırılması,
10- Ve bütün bu hazırlıkların artık son aşamaya gelmiş bulunması ve artık kendisi başta bulunmasa da
prensip ve projelerinin, stratejik ekip ve takipçilerinin programlarını iktidara taşıyıp icraata koyacak olması.
Erbakan Devriminin köşe taşları olarak gösterilebilir.
The Washington Times Erbakan’ı niye tehlike saymıştı?
Siyonist Yahudilerin güdümündeki Washington Times gazetesinde yer alan bir makalede, efsane
Başbakan Necmettin Erbakan Hoca’nın haklı tepkileri ve yine ABD’li bir eski demokrat senatörün ve Blair
kabinesinin eski bir kadın üyesinin sözleri, dünyada giderek artan ve yaygınlaşan Yahudi düşmanlığının
azıtması olarak yansıtılmıştı.
Oysa Erbakan Hoca’nın ve diğer duyarlı ve vicdanlı insanların yaptığı Yahudi düşmanlığı değil,
siyonizm karşıtlığıydı. Çünkü İsrail’in fesatlık ve katliamlarına karşı çıkmayı Yahudi düşmanlığı
şeklinde göstermek, olayı çarptırmak amaçlıydı. Erbakan Hoca; siyonist fikirler taşımayan, ülkemizi
ve bölgemizi karıştırmaya çalışmayan dürüst ve sade Yahudilere karşı hiçbir önyargıları ve
düşmanlık damarları bulunmadığını defalarca açıklamış ve zaten hayatı boyunca da bunu
kanıtlamıştı. Victor Davis Hanson, “Yeniden günah keçileri” başlıklı makalesinde, yayılan Yahudi
düşmanlığını, daha doğrusu siyonizme karşı oluşan küresel şuurlanmayı ele almıştı. Hanson: “Biri şöyle
demişti: ‘Bu Yahudiler şimdi 20. Haçlı Seferi’ni başlattı. 19’uncusu Birinci Dünya Savaşı idi. Neden?
Sadece İsrail’i inşa etmek için.’ Bu sözler, Nazilerden kalma mı? Hiç de değil. O bir NATO müttefiki
7
olan Türkiye’nin eski Başbakanı Necmettin Erbakan. ‘Mikrop’ dediği İsrail’in; Çin, Hindistan ve
Japonya’yı kontrol ettiğini ve ABD’yi perde arkasından yönettiğini iddia ediyor” diye yazmıştı.
Yahudi düşmanlığının diğer örnekleri arasında Demokrat Parti’nin eski senatörlerinden James
Aburezk’in, “11 Eylül olayına karışan Araplar, siyonistlerle gerçekte işbirliği yapmışlardır. Böylece
Arapları (Müslümanları) suçlamak için mükemmel bir bahane oluşturmuşlardır” sözlerini sayan yazar,
senatörün bu ifadeleri Hizbullah televizyonunda sarfettiğini hatırlatmıştı. ABD’li senatörün ve İngiltere’de
Tony Blair’in kadın bakanlarından Clare Short’un, “İsrail Güney Afrika’daki ‘apartheid’tan daha
tehlikelidir… Uluslararası toplumun küresel ısınmaya karşı reaksiyonunu bile İsrail önlemektedir”
biçimindeki sözlerinin ‘komplocu saçması’ ve ‘çevreci zırvası’ olduğunu kaydeden Washington Times
yazarı, “Eski anti-semitizmin yeni bir kışkırtıcı türü dünya çapında yayılıyor. 70 yıldır görülmeyen söz
konusu nefret, sadece İran’ın çılgın başkanı Mahmut Ahmedinecad ya da radikal cihatçılar tarafından
desteklenmiyor. Sonuncu anti-semitizm; Türkiye Başbakanı Erbakan gibi dünya liderleri ve sofistike
politikacı ve akademisyenlerce de dile getiriliyor” şeklinde sızlanmıştı.
Lübnan Ordusu İslamcıları bombaladığında dünya niye tepki vermiyormuş?!
Bu siyonist yazar, “İsrail’in Batı Şeria’da konutlara yönelik şiddet içeren operasyonları
dolayısıyla haksız yere kınandığını” belirtirken, “Ancak geçen hafta Lübnan Ordusu, İslamcı teröristler
bulunduğu iddiasıyla Nahr el Bared göçmen kampını bombaladığında dünya neden tepkisizdi?”
diyerek, aslında Lübnan yönetiminin ve askerinin İsrail’in güdümünde olduğu gerçeğini de gizlemeye
çalışmıştı.
Dünyanın İsrail-Filistin ilişkileri konusunda bir ölçüde çifte standart sergilediği savunulan
makalede, Kıbrıs ve Tibet gibi ‘işgal edildiği iddia edilen’ ülkeler için aynı tepkilerin niçin
gösterilmediği sorularak, “Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı işgal ettiği ve Kürdistan’ı (Güneydoğu
Anadolu’yu) zorla topraklarına ilhak ettiği” iddialarının Yahudi Lobilerinden kaynaklandığı açığa
vurulmaktaydı.
“Kamboçya, Kongo, Ruanda, Darfur gibi bölgelerdeki kitlesel cinayetlerin BM kınamalarına, İsrail’den
çok daha az konu olduğu” belirtilen yazıda, “Kimi İngiliz akademisyenler, Filistin’e destek için İsrail
üniversitelerine boykotta bulunuyor, ama baskıcı İran, Çin ve Küba’dakileri bırakıyorlar” biçimindeki itirazlar
ise, siyonist Yahudilerin artık yalnızlığa itildiğinin bir itirafıydı.
“Yahudilerin Batı Şeria’da arazi almasının dünya tarafından eleştirildiğini, şimdi Hizbullah’ın
İran parasıyla Güney Lübnan’da askeri amaçlı büyük araziler elde ettiğini” yazan Washington Times’ın,
“Anti-Semitizm’in bu yeni yüzü çok sinsidir, çünkü kılık değiştirmiştir. Nereden ortaya çıktığı
anlaşılmayan diplomatlar ve akademisyenler tarafından geliştirilmiştir. Şimdi de sözde üniversite
kampusları tarafından desteklenmektedir” ifadeleri, dolaylı olarak, Erbakan Hoca’nın sahip çıktığı
antiemperyalist ve anti siyonist cephenin, ne denli gelişip güçlendiğinin de bir kanıtıydı.
Evet evet, tarihi her zaman kötüler değil, bazen de iyiler yazacaktı. Ve bundan sonraki
gerçek tarihçiler; Erbakan’ı “insanlığın bağrında çöreklenen Siyonist şebekeyi deşifre edip
çökerten ve dünyayı değiştiren adam” olarak anacaktı…
Ahmet AKGÜL
8
ÖNSÖZ
Fransız düşünür Maxıme Rodinson’un Hz. Peygamber efendimizle ilgili çok önemli bir tespiti vardır:
“(Hz.) Muhammed’in en çarpıcı özelliği söyleminin açık stratejisinin gizli olmasıdır!” Evet
Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, dini, davası ve daveti ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla
beraber; düşmanlarını etkisiz bırakmak ve engelleri aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve
stratejisini, genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır.
Müslümanlar aleyhine çok ağır şartlar içeren Hudeybiye barış anlaşmasını imzalaması... Mekke’yi
Fetih niyetini ve projesini gizli tutması... Fetih günü, can düşmanlarını bile bağışlaması ve bazı önemli
görevleri henüz o gün Müslüman olan eski müşriklerin elinde bırakması... Huneyn’de vefakâr ve cefakâr
bağlılarından önce kalbi ısındırılmak ve İslam'a bağlanmak istenen Müellefetül Kulub’a ganimetten büyük
hisseler ayırması gibi, bazı sahabeleri tarafından bile karşı çıkılan bir çok hareketinin asıl hedefi ve hikmeti
çok sonraları anlaşılmıştır.
İşte bunun gibi Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden,
tedbir ve temkin sahibi liderler de, bazen korkaklıkla suçlanmıştır. Oysa “Harp hiledir” hükmüne ve
hikmetine aykırı olarak, ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz
insanlardır. Hak-batıl mücadelesi günümüzde ‘stratejik güçlerin gizli muharebesine’ne dönüşmüş
bulunmaktadır. Yani sadece halkın senin yanında olması kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması
netice almak için yeterli olmamaktadır.
“(İç ve dış düşmanlarınıza) karşı bütün imkanlarınızı kullanarak (her türlü) kuvvet hazırlayın.”1
“Size verdiklerimizi kuvvetle tutup (sahip çıkın)”2
“Ey Yahya! Kitap’a Kuvvetle sarılın (Ve hükümlerini kuvvetle uygulamaya çalışın)”3
Mealindeki Ayeti Kerimelerde açıkça bildirildiği gibi şayet
Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa...
Askeri kuvvetiniz ve desteğiniz yoksa...
Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa...
Kültürel siyasal ve sosyolojik etkinliğiniz yoksa...
Ve hepsinden önemlisi bütün bu “hayati hazırlıklarınızı” özellikle oluşum safhasında
düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince en canlı ve
caydırıcı şekilde kullanacak ‘gizli ve etkili bir stratejiniz’ yoksa sizin kuru sıkı tehdit ve tepkilerinize
kimse aldırmayacaktır.
Üstelik mücadelede kamuflaj çok önemli bir olaydır.
■ Yukarıda saydığımız güç merkezleriniz, nerededir ve ne kadardır? ■ Açık dost -gizli
düşmanlarınızla açık düşman -gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır? ■ Zayıf
olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve
düşmanları üzerinize çekmeniz gereken hangi durumlardır? ■ Hangi sözler hangi ortamda
ve hangi oranda konuşulacak nerede ve niçin susulacaktır? ■ Nerede atağa geçilecek ve
nerede savunmada kalınacaktır? Sorularının cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine
getiremeyenler zalim dünya düzenine savaş açamazlar ve karanlık güçlerle başa
çıkamazlar.
Ve işte Erbakan daha ilk çıktığı günden itibaren açıkça “Milli Görüş Adil Düzen ve Yeni
Bir Dünya“ diyerek davetini ve hedefini gayet net ve mert bir şekilde ortaya koyan... Ve bu
maksatla, yasal teşkilatlarını kuran ve muhtemel gelişmelere karşı tedbirlerini hazırlayan... Ama
‘güç kaynaklarını ve destek merkezlerini teknik ve bürokratik özel ekiplerini kısa ve uzun vadeli
1 Enfal. 60
2 Bakara: 92
3 Meryem: 12
9
stratejik projelerini’ ise devamlı kamufle edip gizlemeyi ve rakiplerini yanlış yönlendirip
sonunda kendi amaçlarına hizmet ettirmeyi başaran... Ve herkesin yılgınlığa ve şaşkınlığa
uğradığı en çaresiz ve ümitsiz dönemlerde bile “Tek kişilik bir ordu” gibi davasını omuzlayan
ender ve önder bir şahsiyettir... Ve Onun sadık takipçi ve talebeleri, yine Onun istikametinde
büyük hedeflerine ulaşmak üzeredir!...
Giderek bölgesel ve evrensel yeni bir güç ve medeniyet merkezi olmaya doğru yürüyen, sağlam ve
sarsılmaz temellerini çağdaş değerlerle yücelten Büyük Türkiye'nin yakın tarihini yazacak olanlar,
Erbakan'dan övgüyle hayret ve hürmetle bahsedeceklerdir.
Erbakan; Liderlere yol gösteren büyük öncü şahsiyet!
Siyonist ve Emperyalist Haçlı zihniyetinin alçak zulümlerle sıkıntılara boğduğu insanlığın, huzur ve
saadetini tesis için bugüne kadar atılmış en kuvvetli adım, D-8 İslam Birliğidir. Ve bu muhteşem birliğin
kurucu ortaklarından olan dünyanın en büyük İslam ülkesi Endonezya’nın eski devlet başkanı Yusuf
Habibi’nin hayat hikâyesinde Erbakan’ın etkisi açıkça görülmektedir. Kendi cümleleriyle “iyi bir dost, gurur
verici bir insan ve kutlu bir lider” olarak tanımladığı Erbakan’ı hayatının her aşamasında bir model olarak
benimseyen Habibi, dünyayı cehennem zindanı olmaktan çıkarıp, cennetten bir bekleme odası haline
çevirebilmenin yolunun Erbakan’ın ilkelerine bağlılıkla sağlanabileceğinin altını çizmektedir.
Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ve hilafetin kaldırılmasının ardından büyük bir vurgun yiyen İslam
Birliği’ni yeniden ihya etmek için Başbakanlığı döneminde D-8 İslam Birliği projesini hayata geçiren Erbakan,
bütün müslümanların gönüllerinde takdir edilen bir lider olarak müstesna bir yer edinmiştir. Öyleki İslam
ülkelerinde Erbakan adına kültür merkezleri, devlet üniversiteleri, yetimhaneler, aşevleri ve birçok alanda
hayır çalışmaları yürüten hizmet birimleri meydana getirilmiştir. Endonezya’da çekilen ve ülke sinemasında
başyapıt olarak gösterilen bir sinema filmi dikkat çekicidir. Erbakan’ın hayatından da portreler içeren sinema
filmi D-8 projesinin kuruluşunda aktif rol alan Endenozya eski devlet başkanı Yusuf Habibi’nin hayatını
ekrana getirmektedir. Başarılarla dolu bir eğitim sürecinden, Almanya’daki akademik kariyerine, öğrencilik
dönemlerinde hazırladığı ağır sanayi projelerinden cumhurreisliğine uzanan Yusuf Habibi’nin hayat
hikayesinde Erbakan’ın silinmez izleri açıkca görülmektedir.
“Habibi ile Ainun” filminin Endonezyalı yapımcısı Anirudya Mitra’da Erbakan’ın Habibi’nin hayatına
yaptığı etkiyi şu şekilde özetlemektedir: D-8 projesiyle müslümanları bir araya getirmeyi amaçlayan
Erbakan, devlet başkanımız Habibi’nin hayatında örnek aldığı az sayıdaki şahsiyetten birisidir. Filmi
hazırlarken bu gerçeği dikkate alıp değerlendirdik ve Türk yetkililerden bir talep gelmesi durumunda
Erbakan’ın filmini de yaparak insanlığa bir örnek olarak sunmak istediğimizi bildirdik”
Endozya’nın yetiştirdiği en hayırlı ve başarılı öğrencisi olan Habibi bu başarısını Almanya Achen
Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği bölümünde devam ettirmiştir. Bu arada onu en çok sevindiren, ilmi ve
siyasi mücadelesine yön veren olay Erbakan’la tanışması ve oldukça etkilenmesidir. Habibi’nin, Milli Görüş
Lideri Erbakan ile uzun yıllar sürecek; siyasi hareketinde ve İslam Birliği’ni kurma mücadelesinde de
seyredecek dostluklarının bu üniversite çatısı altında başladığı bilinmektedir.
Erbakan’ın teşvikiyle Endonezya’nın ilk yerli uçağını üreten “dahi” mühendis!
Ağır sanayi üzerine çalıştığı akademik başarılarıyla ismini duyuran Habibi, o dönem ülkesinin başında
bulunan Suharto’ya yazdığı mektupta Endonezya’ya dönüp ülkesine hizmet etmek istediğini beyan etmiştir.
İlk olarak Endonezya’nın alt yapısının buna müsait olmadığı gerekcesiyle ülkesine dönme teklifi reddedilen
Habibi, inancını ve azmini kaybetmemiştir. Bir süre sonra ısrarlarının sonucunu alan Habibi, Devlet Başkanı
Suharto’nın çağrısıyla ülkesine dönmüş ve ülkesinin ilk yerli ve milli uçağını yapmak için görevlendirilmiştir.
İşte Habibi’nin devlet başkanlığına uzanan siyasi hayatı gerçek anlamıyla bu noktadan sonra
belirginleşmiştir. Suharto tarafından ağır sanayi projelerinin başına atanan Habibi aynı zamanda Endonezya
Kabinesi’nde Teknoloji Bakanlığı görevine getirilmiştir. Habibi bu yönüyle Almanya’daki akademisyenlik
yıllarının ardından Türkiye’ye dönerek ülkenin ilk yerli motor üretimini gercekleştiren Gümüş Motor’u kuran
Erbakan’la birebir örtüşmektedir.
10
Teknoloji Bakanlığı süresince göz dolduran bir çalışkanlıkla ilk yerli uçağı kullanılır hale getiren
Habibi’nin bu başarısı Endonezya’nın her köşesinde sevinçle karşılanıp takdir edilmiştir. Ve Habibi bu
başarısının ardından adeta bir milli kahraman olarak halkın gönlünde büyük bir yer edinmiştir.
Şer odakları iş başında!
Habibi’nin teknolojik imkânları zorlayarak başarıyla hayata geçirdiği yerli uçak projesi Endonezya halkı
ve birçok dünya devleti tarafından takdirle karşılanırken, gözünü ülkenin yerli kaynaklarına diken ve ülkenin
gelişmesini istemeyen şer odaklarının da husümetini çekmiştir. Malum çevreler, başarılı çalışmalarıyla,
Endonezya devlet başkanlığına yükselen Habibi’nin itibarını zedelemeye ve onu halkın gözünden düşürmeye
yönelik türlü entrikalara girişmişlerdir ve Türkiye’nin 28 Şubat’ına benzer bir komplo ve kışkırtma süreciyle
onu engellemişlerdir..4
Evet “İnsanların hayırlısı, insanlara fayd veren ve hizmet edendir” gerçeğine uygun olarak,
hem ülkemizde, hem bölgemizde hem de yeryüzünde adalet ve hürriyetin yerleşmesi... Ve her
türlü zulüm ve sömürünün sona ermesi amacıyla yola çıkan Erbakan, bu aziz Milleti ve insanlık
alemini huzura kavuşturma çabasındaydı. “Bir saat adaletle hükmetmeyi, yetmiş yıl nafile
ibadetten hayırlı” sayan bir düşüncenin mensubu olarak, “adaletle hükmetmenin de ancak
siyasetten geçtiğinin” şuuruyla mücadelesine başlayan Erbakan, sadece insan hakları ve
demokratik katılımlar konusunda değil, ekonomik ve teknolojik atılımlarda da dünyaya örnek ve
yüksek bir medeniyetin öncüsü olacak Büyük Türkiye’yi kurma sevdasındaydı. Ve tüm tarihi
deneyimlere ve ülkemizdeki gelişim ve değişimlere bakılırsa, Erbakan Hoca’nın kutlu
projelerinin, sadık talebe ve takipçileri eliyle mutlu sona ulaşması da oldukça yakındır ve bunun
manevi zafer tacı da elbette Onun hakkıdır ve Ona layıktır.
Ve umarız elinizdeki kitap bu gizemli gerçeği çözmenize yardımcı olacaktır.
Ahmet AKGÜL
4 Milli Gazete / 23 05 2014 / Abdussamet Karataş
Description:Ve şimdi başka sahalarda olduğu gibi, siyaset sahnesinde de artık masonlar kontrolü kaçırmış durumdalar. 12 Eylül'le MSP'yi Ve maalesef siyonist ve baş anarşist Weizman'ın talimatı, yerli masonlar ve medya tarafından Bu kitap hep best-seller (en çok satan kitap) arasındadır. Siy