Table Of ContentEFENDĐ
Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
Yazan: Soner Yalçın
Asistan: Beste Önkol
Yayın hakları: © Doğan Kitapçılık AŞ
I. baskı /nisan 2004
31. baskı / haziran 2004 / ISBN 975-293-203-7
Bu kitabın 31. baskısı 2 000 adet yapılmıştır.
Kitaba katkılarından dolayı HÜRRĐYET gazetesine teşekkür ederiz.
Kapak ve kitap tasarımı: DPN Design
Baskı: Akan Matbaacılık / Yüzyıl Mahallesi
Matbaacılar Sitesi 222/A Bağcılar - ĐSTANBUL
Doğan Kitapçılık AŞ Hürriyet Medya Towers, 34544 Güneşli - ĐSTANBUL
Tel. (212) 677 06 20 - 677 07 39 Faks (212) 677 07 49
www.dogankitap.com.tr
Efendi
Beyaz Türklerin Büyük Sırrı
Soner Yalçın
DOĞAN
KĐTAP
kimsem yok, çıkmaz ağlayanım bile
keşke bir ülkem olsaydı, bir annem
olsaydı keşke, desem de nafile
Sefa Kaplan, Londra Şiirleri
annem Cemile Yalçın'ım anısına...
Evliyazade Ailesi
Hacı Mehmed Efendi
Gülsüm
eşi: Giridzade Nuri Efendi
Kemal
Evliyazade
Faire
eşi: Mihr Dülger
Mesadet
eşi: Baha Esad Tekand
Zeyyat Dülger
eşi: Perihan
Leyla Leşi: Ziya Tepedelen Nilgün Füsun
2. eşi: Fahir Çelikbas
(1) Kenan Tepedelen
eşi: Leyla
(2) Esra Çelikbaş
Nejad
eşi: Mesude
Mustafa
Yılmaz
1. eşi: Ayşe
Mebrure
2. eşi: Edma
May Pennetti
Mehmet
Özdemir
eşi: Elife
Siret
eşi: Kâzım Ay
Servetmehmet
Beria
eşi: Doktor Nazım
Sevinç
1. eşi: Cemil Atalaj
2. eşi: Fuat Bozina
Makbule
eşi: Tevfik Rüşdü Araş
Emel
eşi: Fatin Rüşdü Zorlu
Sevin
1. eşi: Erden Yener
2. eşi: Hilmi Özen
(1) Fatin Arslan Yener
1. eşi: Tcherina Niego
2. eşi: Zeynep Sengelli
Naciye
eşi: Yemişçizade Đzzet
Güzin Fatma Samim
eşi: Hamdi Dülger Berin Yemişçibaşı
eşi: Adnan Menderes
Yüksel Mutlu Aydın
eşi: Đpek eşi: Münevver eşi: Ümran
Işık Lale
Adnan
Refik Efendi
eşi: Kapanzade Hacer
Tülin (1)
eşi: George
Kenan
Sedad(
eşi: Dili
Bihin
eşi: Sadullah
Birsel
Rasin
eşi: Ayla Muşkara
Sedat
eşi: Medalet
(Alev)
Refik
eşi: Melek
Sungurlu
Leyla
eşi: Bahadır
Baykara
Ahmed
eşi: Sevim
Ata Refik
1. eşi: Leyla
2. eşi: Esin
Kerem (1)
Osman Refik (1)
1. eşi: Margo
2. eşi: Hanzade
3. eşi: Ela Maro
4. eşi: Sibel
Özleblebici
Aylin (2)
eşi: Melih Ataca
Enis Dalya
Maynaard
James
1. eşi: Lorry
2. eşi: Olcay
Hena (1)
Lara
eşi: Nusret
Aydınay
Ceylin
Armağan Bahar Mehmet Yasemin
1 Neslişah (2) Mesude Emel (2)
Birinci bölüm
9 haziran 1875, Đzmir
Đzmir bir prensestir.
Tembelce sallanan
Düşüncelerim için seviyorum,
Fillerin sırtında
Oynayan bu çadırları...
Victor Hugo
Đzmir Valisi Ahmed Rasim, Evliyazade Mehmed Efendi'yi, Yenişehirlizade
Hacı Ahmed Efendi'nin yerine belediye başkanlığına
atadı.
Đzmir'in tanınmış tüccarlarından Evliyazade Mehmed Efendi'nin
belediye başkanlığına getirilmesinde şaşutıcı bir yan yoktu.
Ancak, sorun vardı!
Vali, Evliyazade Mehmed Efendi'ye maaşının 2 000 kuruş olacağını
söylemişti. Ama bu söz, Đzmir Valiliği ile Osmanlı Maliye
Nezareti'nin arasını açtı. Osmanlı merkez yönetimi, belediye başkanının
dışarıdan atanıp, bir de ona maaş verilmesine karşıydı.
Vali Ahmed Rasim Paşa, vilayette görevli bir memuru belediye
başkanı olarak istihdam etmenin yanlış olduğunu düşünüyor, bu
tür memur atamalarının belediyenin işlerini zorlaştıracağına inanıyordu.
Bunu deneyimleriyle de görmüştü. Ona göre en iyisi,
"erbabı memleketten ve ashabı servetten" bir kişinin bu görevi
yapmasıydı. Ancak böyle birinin belediye başkanlığını "sosyal faaliyet"
olarak yapması da ihtimal dışıydı. 2 000 kuruşluk maaş
teşvik edici olabilirdi.
Sonunda bürokratik yazışmalardan Đzmir Valisi Ahmed Rasim
Paşa galip çıktı.
Đzmir'de hanı, oteli olan ve son yıllarda giderek zenginleşen
tüccar Evliyazade Mehmed Efendi, Đzmir belediye başkanlığı koltuğuna
oturdu.
2 000 kuruşluk maaşın Evliyazade Mehmed Efendi için pek
önemi yoktu. Öyle ki, vali, kumandan, belediye başkanı gibi
mülk erkâna kullanması için verilen, iki atlı kupa cinsi binek
araba yerine, daha lüks olan kendi özel lando cinsi körüklü arabasını
tercih etmesi bunun en tipik göstergesiydi. Zaten alaca12
ğı maaşın büyük bir bölümünü belediye hizmetlerinde kullanacaktı...
Belediye başkanlığı görevine başlayan Evliyazade Mehmed
Efendi'nin işi hiç de kolay değildi.
Öncelikle sorun, "belediye olgusunun" ne merkez idare, ne de
halk tarafından bilinmemesiydi.
Belediye, Osmanlı kentleri için XIX. yüzyılın ikinci yarısında
ortaya çıkmış yeni bir kurumdu. Başta Đngilizler olmak üzere yabancı
ticaret şirketlerinin baskılanyla kurulmuştu. Bu şirketlerin
belediyeden beklediği, ticaret akışını kolaylaştıracak altyapı hizmetlerini
yapmasıydı. Örneğin 1867'de Đzmir'de belediyenin kurulmasına,
limanın büyütülmesi neden olmuştu!
Đzmir Belediyesi sekiz yıl önce kurulmuştu ama Başkan Evliyazade
Mehmed Efendi'nin henüz işleri organize edecek bürokratik
kadrosu yoktu. Belediye olgusunun ortaya çıkmasına neden olarak
gösterilen, yol ve kanalizasyon şebekesinin iyileştirilmesi yönünde
tek bir gelişme sağlanamamıştı. Üstelik bütçesi son derece
yetersizdi. Evliyazade Mehmed Efendi bazı giderleri dostlarından
topladığı yardımlardan sağlıyordu.
Kimdi bu yakın dostları ?
Yemişçizadeler, Salepçizadeler, Kâtipzadeler, Musulluzadeler,
Uşakzadeler, Kapanzadeler, Osmanzadeler, Şerifzadeler, Caferzadeler,
Kilimcizadeler, Tuzcuzadeler, Helvacızadeler, Giridzadeler
vb. gibi zengin Müslüman Türk aileler yaşıyordu Đzmir'de.
Fakat.
Bu işte bir karışıklık vardı.
Şöyle ki: Avusturya-Macaristan Đmparatorluğu Đzmir Başkonsolosu
Dr. Karl von Scherzer, nisan 1873 tarihinde Viyana'ya gönderdiği
"gizli" mahreçli raporunda, "Türkler, Đzmir vilayetinin ticar
yaşamında gözükmemektedirler" diye yazıyordu:
Đzmir'in 155 000 nüfusu vardır. Bu sayının 75 000'i Rum, 45 000'i
Türk, 15 000'i Yahudi, 10 000'i Katolik, 6 000'i Ermeni ve 4 000'i yabancıdır.
Tüm bu adı geçen milletler, dil, din, meslek ve görenek bakımından
birbirinden çok farklıdır.
Türkler kendi dillerinden başka dil konuşmamaktadır. Vilayetin ticar
yaşamında gözükmemektedirler. Kırsal kesimde yaşayan Türkler genellikle
tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadır. Belli başlı zanaatlar şunlardır:
semercilik, kemercilik, kunduracılık, takunyacılık, terzilik, demir
ve bakırcılık, sandıkçılık, mermercilik, çulhacılık, sepicilik, boyacılık.
2 3.
Yahudiler, son zamanlarda Đzmir'e yerleşen zengin tüccarlardır ve
de Đzmirli eğitimsiz ve fanatik Yahudiler tarafından yarı dinsiz olarak
görülmektedirler. Genellikle küçük ticaretle ve komisyonculukla uğraşmaktadırlar.
Gerçekten dürüst ve gayretkeştirler. Ekmeklerini kazanmak
için en ağır ve zor işleri hiç çekinmeden yapmaktadırlar.
Frenkler genel olarak vilayette en rahat konuma sahiptirler. Her
şeyden önce vergiden muaftırlar. Kendi konsolosluklarında yargılanma
ayrıcalıkları vardır. Avrupalı ticaret şirketleriyle bağlantı kurma
bakımından yerli birisine göre daha şanslıdırlar. Frenkler genellikle
tüccardır ve vilayetin ticaretini ellerinde tutmaktadırlar...
Benzer değerlendirmeleri Đzmir'i gezen tüm seyyahlar da yapmıştı.
Peki Evliyazade Mehmed Efendi'nin yardım aldığı bu zengin
aileler kimdi ? Üstelik bu ailelerde herkes birkaç yabancı dili rahatlıkla
konuşabiliyor, yabancı tüccarlarla ortaklık yapıyordu!
Gerek konsolos Dr. Kari von Scherzer'in ve gerekse Đzmir'e gelen
seyyahların bunu bilmemesi olanaksızdı. O halde, "Đzmir'de
Türk-Müslüman tüccarların olmadığım" neye dayandırıyorlardı ?
Yukarıda sadece küçük bir örneğini verdiğimiz Đzmirli bu aileler
Türk-Müslüman olarak görülmüyor muydu ?
Kimdi bunlar?
Bu kitabın yanıtını aradığı sorulardan biri de budur!
Yanıt, kitabın yazılmasına neden olan Evliyazade ailesinin yaşamında
gizlidir; bu nedenle, Evliyazade Mehmed Efendi'yle ilgili
bilgileri vermeyi sürdürelim...
Nereden geldiler?
Evliyazade ailesinin Đzmir'e nereden ve ne zaman geldikleri konusunda
çelişkili bilgiler vardır.
Görüştüğüm Evliyazade ailesinin bazı üyeleri, Konya'dan geldiklerini
söylerken, diğer grup Denizli-Buldan'dan göç ettiklerini
iddia ediyor.
O. Zeki Avralıoğlu'nun Buldan ve Yöresinin Tarihçesi adlı geniş
çalışmasında, Evliyazade ailesine ait hiçbir bilgi yok. Avralıoğlu,
kitabında onca isme yer veriyor ama bunlar arasında hiç
"Evliyazade" adı geçmiyor.
Ancak, gazeteci Orhan Tahsin 1978'de Yeni Asır gazetesine hazırladığı
"Büyük Menderes ve Küçük Menderesler" adlı yazı dizisinde,
1932-1939 yılları arasında Đzmir Belediye başkanlığı, 1942-1943 yılla14
n arasında Ticaret bakanlığı ve 1946-1948 yıllan arasında Sağlık bakanlığı
yapan, önce CHP sonra DP milletvekili olan Buldanlı Dr.
Behçet Uz'un Evliyazade ailesinin akrabası olduğunu yazmaktadır.
Ama akrabalık bağı konusunda açıklayıcı bilgi vermemektedir.
Görüldüğü gibi Buldan konusunda karışıklık var.
Söylenenlerin aksine, Konya il tarihinde de Evliyazadelere rastlanmıyor.
"Evliyazade" adı ve namı Osmanlı'da çok kullanılıyor. Maraş'ta,
Manisa'da, Diyarbakır'da ve bazı yörelerde birçok aile bu namı
kullandılar, kullanıyorlar.
Örneğin, Osmanlı biyografi (teracimi ahval) geleneğinin son
temsilcisi Mehmed Süreyya Bey (1845-1909) tarafından hazırlanan,
altı ciltlik Sicilli Osman adlı çalışmada, bazı Evliyazade
isimlerine rastlamak mümkün.
Fakat bu ciltlerdeki "Evliyazade"lerin Đzmirli Evliyazadelerle
akraba olmaları zor ihtimal. Çünkü onlar daha çok devlet bürokrasisinde
yer almış iken, Đzmirli Evliyazadeler tüccar bir aile.
Uzatmaya gerek yok. Đzmirli Evliyazadelerin nereden geldikleri
konusunda net bir bilgi bulunmuyor. Ne zaman geldikleri konusunda
ise, Evliyazadelerin ortak bir görüşü var: "Beş yüz yıl önce!"
Evliyazadeler, Konya veya Buldan'dan geldiklerini söylüyorlar
ama en azından bu göçün beş yüz yıl önce gerçekleşmiş olması
zor görünüyor. Çünkü o yıllarda nüfusu sadece 5 000 olan Đzmir,
bir ticaret şehri de değildi. Yani bırakın şehrin göç almasını, o yıllarda
kendi ihtiyacını bile karşılayamaz durumdaydı. Üstelik şehir
sürekli olarak Venediklilerin saldırısına uğruyordu.
Đzmir'in ticar merkezi haline gelmesi XVII. yüzyıldan itibaren,
yani iki yüz yıl önce başladı. Göçler de o zaman gerçekleşti.
Ama şehir beş yüz yıl önce göç almadı değil! Aldı, ama bunlar
sadece, 1492'de Đspanya'dan kovulan yahudilerdi!..
Sonuçta, Evliyazadelerin Đzmir'e nereden, ne zaman geldikleri
konusunda farklı bilgiler vardır. Hata yapmamak için, Evliyazadelerin
soyağacının başlangıcını Đzmir Belediye Başkanı Evliyazade
Mehmed Efendi'den başlatacağım...
Evliyazade Konağı
Evliyazade Mehmed Efendi'yi biraz daha yakından tanımaya
başlayabiliriz...
Çoğunlukla Đzmirli zengin tüccarların yaşadığı Tilkilik Mahallesi'nde
oturuyordu. Tilkilik'in o dönemdeki adı Dönertaş'tı. Döner-
1
5
taş ise adını, 1814 yılında Osmanzade Seyid Đsmail Rahmi Efendi
tarafından yaptırılan Dönertaş Sebili'nden almıştı.
Yüz yetmiş beş haneden oluşan Tilkilik'te, çoğunluk Yahudi nüfusundaydı...
Evliyazade Mehmed Efendi'nin, Tilkilik'te büyük bir köşkü,
köşkün de iki dönümlük bir bahçesi vardı.1
Çatısında büyük kubbesinin olduğu bu köşk, Konak'ta Kemeraltı
Caddesi'nin başlangıç bölümündeydi. Özellikle yoksul Müslümanlar,
bu köşkü yakından tanırdı; çünkü her ramazan ayında
köşkte, otuz gün boyunca iftar yemeği verilirdi. Evliyazade Mehmed
Efendi, bu iftarlara yakın dostlarını da çağırırdı. Đftarda namaz
kıldırmak için imam, müezzin de getirtilirdi. Bazen konağa,
mukabele okuması için güzel sesli hafızlar davet edilirdi. Onlara
da hayli yüksek miktarda "diş kirası" (bahşiş) verilirdi...
Evliyazade Mehmed Efendi'nin, iftar yemeklerini gösteriş şekline
getirmesi, bazı çevrelerin eleştirisini almıyor da değildi!..
Tilkilik'te bir dönemin ünlü isimleri de oturuyordu...
Evliyazade Mehmed Efendi'nin mahalledeki komşularından biri
de, Đzmir Belediyesi personelinden Hafız Hacı Şakir Efendi'ydi.
Gümrük Đdaresi'nde başkantarcı olarak görev yapan Hacı Şakir
Efendi, bugün Türkiye'nin en büyük aile şirketlerinden Eczacıbaşı
Holding'in kurucusu Süleyman Ferid Eczacıbaşı'nın babası,
Nejat Eczacıbaşı'nın dedesiydi...
Kitabın sonraki bölümlerinde göreceğiz, Evliyazadeler ile Eczacıbaşıların
dostluğu uzun yıllar sürecekti...
O yıllarda babası Mehmed Reşid Bey'in Đzmir'de sorgu yargıcı
yardımcısı olarak bulunması nedeniyle Đsmet Đnönü de Tilkilik'te
doğdu (24 eylül 1884). Doğduğu "San Sino" Mahallesi'nin adı daha
sonra Đsmet Paşa olarak değiştirildi.2
Evliyazade Mehmed Efendi bir süre sonra Tilkilik'teki konaktan
ayrıldı.
Artık devirle birlikte, Đzmir'in mahallesi, mimarsi, insanlarının
kıyafeti de değişiyordu.
Şömine ya da fayans sobayla ısınan; abajurla aydınlanan; banyosunda
küvet bulunan; salonunda koltuğu, sehpası, yemek raa-
1. Bu bahçe Evliyazade ailesi tarafından Şifa Hastanesi'ne bağışlandı. Günümüzde
hastanenin
otoparkı olarak kullanılmaktadır.
2. Tilkilik'teki mahalle adlarının çoğu değiştirildi; Hahambaşı, Güzelyalı; Efrati, Güneş;
Cavez, Hatuniye; Beni israil, istiklal yapıldı.
16
sası, büyük aynası ve duvar saati olan; piyano sesinin yükseldiği,
sahil kenarındaki balkonlu iki katlı evler modaydı.
Osmanlı Devleti ile Osmanlı halkının yoksullaştığı, Đzmirli bazı
ailelerin ise giderek zengileştiği bir süreç yaşanıyordu.
Tüm yeni zenginler gibi alafrangalaşan Evliyazade Mehmed
Efendi de, eşi Naciye; oğlu Refik; kızları Makbule, Gülsüm ve
Naciye; ayrıca çocukların dadılarını, halayıklarım, hizmetçilerini
alarak, "Avrupalılaşan" Karşıyaka'nın Yalılar Mahallesi'ne göç
etti...3
Yeni mahallenin Londra, Paris, Viyana'daki semtlerden hiçbir
farkı yoktu. Bakkallanndaki un, şeker, pirinç, tütün, yağ hepsi
Avrupa'dan ithal edilmişti. Bakkal raflarında, Hollanda, isviçre,
Fransız peynirleri, süt ürünleri, sebze, balık konserveleri vardı.
Đtalyan domates konserveleri o günlerde çok revaçtaydı.
Đzmir büyüyor, yeni yerleşim yerleri kuruluyordu.
Đzmir kabuk değiştiriyordu...
Bornova yakınlarına Đngiliz demiryolu şirketinin müdürleri ve
Đngiliz tüccarlan büyük bahçeler içine villalar yapıyor, Fransızlar
Đzmir tepelerinin arkasında Kemer Deresi vadisi içerisindeki küçük
köyü satın alarak Avrupa'daki malikânelerin benzerlerini inşa
ediyordu.
Đzmir'in yerli tüccarları Karşıyaka, Göztepe ve Güzelyalı'daki
dar sahil şeridine yerleşmeye başlamıştı.
Peki ne olmuş, nasıl olmuştu da, Evliyazade Mehmed Efendi
gibi bazı yerli tüccarlar hızla zenginleşirken Osmanlı Devleti zorluklarla
boğuşuyordu ?
Evliyazade Mehmed Efendi'nin zenginleşmesine neden olan
gelişmelere bir göz atalım...
Büyük dönemeç
Tarih, 16 ağustos 1838.
Sadrazam Reşid Paşa, samimi dostu Đngiliz elçisi Lord Stratford
Canning'le Osmanlı-Đngiltere ticaret antlaşmasını imzaladı.
Antlaşma aynı yıl Avrupa'nın öteki devletleriyle de yapıldı.
Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti, dış ticaretteki tekel düzenini,
savaş dönemlerinde maliyeye gelir getirmesi için koyduğu ek vergileri
ve darlığı çekilen hammaddelerin ihracatına izin vermeyen
"devletçi ekonomiyi" rafa kaldırdı.
3. Karşıyaka'daki Evliyazadelerin köşkünün yerinde bugün, Çağlayan Apartmanı ve
onun hemen arkasında Bihin I ve Bihin 2 adlı apartmanlar yükselmektedir.
17
Gümrük vergilerini Đngiltere'yle birlikte saptamayı kabul etti.
Đlk etapta ihracat-ithalat vergisini yüzde 3'ten yüzde l'e düşürdü!
Antlaşmayla, Osmanlı Devleti ucuz ithal mallar cenneti yapıldı.
Üretmediğini tüketen bir toplum haline geldi. Đthal rekabetine dayanamayan
on binlerce yerli küçük işletme iflas etti. En verimli
alanlar yabancı sermayenin eline geçti.
Ve bir yıl sonra, -o hep göklere çıkarılan- Tanzimat Fermanı'yla,
Avrupa'nın çıkan için kurulan bu açık pazar düzeninin gerekli
kıldığı idar, mal vb. reformlar hayata geçirildi. Böylece Avrupa
devletlerinin Osmanlı'da yaslanmak istediği Rumlar ve Ermeniler
imtiyazlı hale getirildi. Kaybeden iki unsur vardı: Müslümanlar
ve Yahudiler!
Tüm bunlara bakıp, diyeceksiniz ki: "Kardeşim koca Osmanlı
Devleti böyle bir oyuna nasıl gelir, böyle serbest piyasa olur mu?"
Doğru. Ancak gerçeği söylemek gerekirse, bu Osmanlı'nın çok severek-
isteyerek yaptığı bir antlaşma değildi. Napolyon'la yaptığı savaş
sonucunda Fransa'yı yenen ve 1820'lerde sanayi devrimini tamamlayan
Đngiltere dünya pazarlarında rakipsiz duruma gelmişti.
Dünyanın en büyük gücü haline gelen Đngiltere'den korkan Avrupa
ülkeleri korumacı önlemlerle Đngiliz mamullerinin kendi pazarlanna
girmesini engelliyorlardı. Bu durumda Đngiliz ticaret ve
sanayi sermayesi Avrupa dışındaki ülkelere yöneldi. 1820'den
1840'a kadar olan dönemde Đngiltere, Latin Amerika'dan Çin'e kadar
pek çok ülkede mümkünse yerel iktidarlarla anlaşarak, gerektiğinde
ise silah gücü kullanmaktan çekinmeyerek pek çok
serbest ticaret antlaşması imzaladı. Osmanlı, pazannı ardına kadar
Đngilizlere açmaya mecbur kalmıştı.
Đngiltere, gerek ucuz hammadde kaynaklanna ulaşmak, gerekse
ürünlerim Osmanlı'nın her köşesindeki alıcıya ulaştırmak için,
işe öncelikle demiryollan ve liman yapımından başladı. Biliyordu
ki, altyapısı olmayan Osmanlı'nın, dünya ekonomisine entegrasyonu
zordu!
Demiryollan ve limanlann arkasından, bankalar, maden işletmeciliği,
su, gaz ve elektrik şirketleri vb. geldi.
Bu durumun Osmanlı ekonomisine yansıması uzun sürmedi.
1814 yılında bir Đngiliz sterlini 23 Osmanlı kuruşuna eşit değerdeyken,
1839'da bir sterlin 104 kuruş ediyordu!
Osmanlı'nın bütçe açıklan büyümeye başlamıştı.
Bir sonraki adım da ne oldu dersiniz ?
Avrupa devletleri, mal sonmlanna çözüm arayan Osmanlı'ya
"Hemen dış borçlanmaya gitmelisiniz" diye baskı yapmaya başla18
di. Bunun bir başka nedeni daha vardı. O yıllarda Avrupa sermayesi
yapısal değişiklik içindeydi. Ufak şirketlerin yerini dev tröstler
almaktaydı. Mal sermaye büyük bir güç haline gelmişti. Bu
dönüşüm Avrupa dışı ülkelere sermaye akımını hızlandırmıştı.
Avrupa elindeki bol miktardaki parayı verip, yerine onun iki katını
alacağı ülkeler arıyordu.
Ve Osmanlı, Avrupa para piyasalarına tahvil satarak borçlanmaya
başladı.
Londra, Paris, Viyana ve Frankfurt borsaları bayram ediyordu.
Nasıl etmesin ?
Zenginleşmeye başlayan Avrupa orta sınıfı, tasarrufları için
kendi ülkelerindeki yüzde 3-4 gibi düşük faiz gelirleri yerine, yüzde
11-20 oranında yüksek faiz gelirleri getiren Đstanbul borsasına
yöneliyordu.
Alınan borç paralar Dolmabahçe, Çırağan, Beylerbeyi, Yıldız
gibi sarayların yapımına, dekoruna; Boğaziçi'ndeki yalılara veya
Haliç'te çürümeye terk edilecek donanmaya gidiyordu.
Koskaca Osmanlı maliyesi, kuşkusuz "dört saray yapıldı" diye
iflas noktasına gelmedi. Saraylar, yalılar aslında yeni yaşam biçiminin
simgeleriydi!
Ekonomideki yapısal dönüşüm kültürel değişime de neden olmuştu.
Osmanlı bürokrasisinin günlük yaşamı değişmeye başladı.
Avrupalı gibi giyinmek, konuşmak ve yaşamak, yani alafrangalaşmak
"moda" oldu; araba (fayton) sevdası başladı. Yeni Osmanlılar,
evlerini, arabalarını satıp, gösteriş için araba alıyordu.
Osmanlı bürokrasisi daha fazla tüketebilmek için, daha fazla
kirleniyordu; yani rüşvetsiz iş yapılmıyordu.
Bitmedi. 1838 ticaret ve 1839 Tanzimat antlaşmalarına imza
koyan Sadrazam Reşid Paşa, yeni tip devlet adamlığının da kapısını
açtı. Eskiden nüfuzlu paşaların himayesine girerek koltukmakam
kapılırken, Reşid Paşa yabancı devletlere dayanarak kariyer
yapma dönemini başlattı. Sadrazamlar ve paşalar, "Đngilizci",
"Fransızcı", "Rusçu" gibi isimlerle anılır oldu.
Borsada oynayan aydınlar
1860'lardan itibaren Galata'daki Komisyon Hanı ve Havyar
Hanı'nda gayri resm borsa kuran Baltacı, Zografos, Boğos, Jorj
Zarifi gibi bankerler, 19 kasım 1871'de yürürlüğe giren "Dersaadet
Tahvilat Borsası Nizamnamesi"yle resm piyasayı da ele geçirdiler.
19
Kolay para kazanma hırsına kapılan Midhat Paşa ve Namık
Kemal'e kadar bazı aydınlarda da borsada oynadılar ve doğal
olarak hep kaybettiler. Osmanlı aydını, spekülasyoncuların,
büyük bankaların ve Avrupa devletlerinin elinde şaşkına dönüvermişti...
Bu rüzgârdan en çok etkilenen kentlerin başında Đzmir geliyordu.
Đzmir XIX. yüzyılın ikinci yansında dünyanın sayılı "serbest
bölge limanlarından" biri olma yolunda hızla gelişme gösterdi.
Özellikle Amerika'daki iç savaş pamuk ihracatında patlamaya
yol açmıştı. Üzüm, incir ve tütün ihracatında büyük artış
vardı.
"Đhracat patlamasını" rakamlarla örnekleyeyim:
1839'da Đzmir limanından 91 gemi 15 000 ton yükle Đngiltere'ye
giderken; 1845'te gemi sayısı 196'ya, taşıdıkları yük ise 35 000 tona
ulaştı.
Đzmir'de on yedi ülkenin konsolosluğunun bulunması bile tek
başına bu kentin, Osmanlı ticaretindeki önemini göstermeye yeter.
Yabancı ticarethaneler ile bankalar tarafından yönlendirilen ve
çoğunluğu yerli olan tüccarlar, gerek Avrupa sanayi mamullerinin
kırsal alanlara girişinin kolaylaştırılması, gerekse ihracat
mallarının üreticiden alınması için aracılık yapıyorlardı.
Evliyazade Mehmed Efendi işte bu yerli simsarlardan biriydi.
"Sebilürreşaf'tı, yani "komprador"!
Evliyazade Mehmed Efendi'nin "iş ortağı" J.J. Frederic Giraud
adlı bir Levanten'di!
Koç ailesinin akrabası Giraudlar
Evliyazade Mehmed Efendi'nin "iş ortağı" J.J. Frederic Giraud'nun
dedesinin babası Jean Baptiste Giraud, 4 ağustos 1742'de
Fransa'da Nice yakınlarındaki Antibes'de doğdu.
Đddialara göre, 1780 yılında Fransız htilali'nden kaçarak Đzmir'e
geldi.
XVIII. yüzyılın ikinci yansından sonra, Fransa'nın içinde bulunduğu
ekonomik ve toplumsal koşullar, ülkede büyük mal bunalımların
doğmasına neden oldu. Halk yığınlan yoksulluk çekerken,
başta ticaret burjuvazisi olmak üzere tüccarlara yeni büyük
vergiler getirildi.
Giraud, Đzmir'e gelip yerleşince hemen şirket kurması onun ne
Kilise'yle ne de aristokrat sınıfıyla bir ilgisi olmadığını gösteriyor.
Çünkü onlar ticaretle ilgili değillerdi.
20
Sonuçta, büyük ihtimalle Fransa'nın o dönemdeki iktisad ve
toplumsal yapısındaki kargaşalık yüzünden Đzmir'e gelmişti.
"J.B. Giraud and Co." adında bir firma kuran J.B. Giraud, kısa
sürede Đzmir'in itibarı en yüksek tüccarlarından biri oldu.
Üç çocuğu vardı: Magdaleine Blanche Victorie, Alexandre Jean
Baptiste ve Frederic.
Frederic sessiz ve ağırbaşlı biriydi. Fazla kabiliyetli sayılmazdı.
Đzmir'de büyük bir oteli olan Gion ailesinin kızı Maria'yla evlendi.
Đki çocukları oldu: Jean Baptiste ve Helene Elisabeth.
Evliyazade Mehmed Efendi'nin "iş ortağı" J.J. Frederic, Jean
Baptiste Giraud'un oğluydu. Annesi soylu bir Fransız aileye mensuptu:
Kont Jacques Hochepied'nin kızı Anne Marie de Hochepied.
Giraudlarda soylu isim çoktu: Đzmir'e ilk gelen büyükbaba Jean
Baptiste Giraud'nun eşi Helene Tricon, Venedik Konsolosu Louis
Cortazzi'nin kızıydı.
Evliyazade Mehmed Efendi'nin iş ortağı J.J. Frederic'in kuzeni
Helene, Rusya Konsolosu Jaba'yla evlenmişti!
J.J. Frederic'in halası Helene Elisabeth de, Kont Jacques Hochepied'nin
oğlu Kont Edmond'la evlenmişti.
Mini parantez: Hochepied ailesi daha sonra Hollanda'ya göçüp,
Hollanda vatandaşı oldular. Niye Fransa değil de Hollanda
vatandaşı olmuşlardı ? Đzmir'deki "Hollandalılar" ayrı bir kitap
konusudur. Örneğin Hollanda'nın Đzmir'deki ilk konsolosu Nicolini
Orlando, Hollandalı değil, Đzmirli Yahudi bir Levanten'di.
Neyse, Giraudların akrabalık ilişkileri bu kitabın konusu değil.
Son bir bilgi ekleyip konuyu kapatalım: Vehbi Koç'un torunu
Mustafa Koç, Giraudların kızı Caroline'le evlidir.4
Gelelim Evliyazadeler ile Giraudların iş ortaklığına...
Evliyazade Mehmed Efendi, Đzmir çevresinden topladığı çekirdeksiz
ve razakı üzümleri ve Aydm'daki yerli üreticiden aldığı incirleri
Giraudlara satardı. Giraudlar bunları dönemin son sistem
makinelerinde elden geçirip, özel kutu ve torbalara koyarak Avrupa
ve Amerika'ya ihraç ederlerdi.
Giraud ailesi ayrıca pamuk işiyle de ilgiliydi.
Bunun nedeni akraba oldukları Đzmir'in bir diğer Levanten ailesi
Whictalllerdi...
4. Mustafa Koç'un annesi Çiğdem Hanım da Izmirli'dir. Çiğdem Hanım, sanayici ve armatör
Avni-Suat Meserretçioğlu çiftinin iki kızından biridir. Diğer kızları Güldem Hanım,
Ipragaz'ın sahibi Yücel Kurttepeli'yle evlidir. Çiğdem Hanım'ın dayısı da ünlü armatör
Kemal Sadıkoğlu'dur. Kemal Bey'in kızlarının eşleri hayli ünlü isimlerdir: Varlık Hanım,
Alp Yalman'la; Berna Hanım, Feyyaz Tokar'la; Rabia Hanım, Çapamarka'nın sahibi
Vecdi CaDa'vta: Esin Hanım kp ffa7Ptpri Yıln
21
\VTıittall ailesi
Charlton Whittall, Breed and Co. firmasının elemanı olarak Đzmir'e,
1809 yılında on sekiz yaşındayken geldi.
100 pound maaşı vardı! Ancak ticarete çok yatkındı.
Đki yıl sonra kendi şirketi "C. Whittall and Co."yu kurdu.
Beş yıl sonra, büyükbaba Jean Baptiste Giraud'un kızı Magdaleine
Blanche Victorie Giraud'yla evlendi.
Fransız Protestanlar, yerleştikleri Bornova'yı Fransız köyü
yapmışlardı.