Table Of Content25
D(cid:1)VAN (cid:2)(cid:1)(cid:1)R(cid:1)NDE AFYON ve ESRAR
(Opium and Mariuhana In The Divan Poetry)
Abdulkadir ERKAL*
ÖZET
Günümüz gençli(cid:1)inin ba(cid:2)ındaki en büyük musibetlerden biri
olan uyu(cid:2)turucu kullanımının kökeni çok eskiye dayanmaktadır. (cid:3)lk
zamanlar a(cid:1)rı kesici özelli(cid:1)i ile tıp alanında kullanılan uyu(cid:2)turucu,
daha sonraları ba(cid:1)ımlılık yaratmı(cid:2)tır. Bu uyu(cid:2)turucu maddelerinden
olan afyon, Osmanlı toplumun bazı kesimlerinde günlük ya(cid:2)amın
vazgeçilmez bir unsuru olmu(cid:2)tur.
Bu makalede afyon ve esrar gibi uyu(cid:2)turucu maddelerinin
Osmanlı toplumundaki yansımaları ele alınmı(cid:2) ve daha sonra bunun
Divan (cid:2)iirine nasıl yansıdı(cid:1)ı üzerinde durulmu(cid:2)tur.
Anahtar Kelimeler: Afyon, Esrar, Divan (cid:4)iiri, Osmanlı.
ABSTRACT
The use of drug, one of the most important problems of the
youth today, dates back to very early times. Use as a pain-killer first,
drugs led to the emergence of addiction later on. One of such drugs,
opium was an indispensable element of daily life for some sections of
the Otoman society.
In this study, the reflections of such drugs as opium and
marihuana onto the Otoman society and the Divan poetry are
examined.
Keywords: Opium, Mariuhana, Divan poetry, Otoman.
* Atatürk Üniversitesi Türkiyat Ara(cid:2)tırmaları Enstitüsü.
26
Giri(cid:3):
Afyon: Olgunla(cid:2)mamı(cid:2) ha(cid:2)ha(cid:2) kapsüllerine yapılan çizintilerden sızan,
içinde morfin ve kodein gibi uyu(cid:2)turucu maddeler bulunan katıla(cid:2)mı(cid:2) süt1 olarak
tanımlanan afyon’un aslı Grekçe opion olup anlamı ‘süslü bitki’dir. Türkçe’ye
Farsça’dan afyun imlâsıyla girmi(cid:2)tir.2 Afyon, ha(cid:2)ha(cid:2) kozasının çentiklenmek
(çizilmek) suretiyle akan süt gibi beyaz özsuyundan elde edilmektedir. Hava ile
temas ettikçe koyula(cid:2)ır ve kahverengi bir renk alır. Afyonun içeri(cid:1)inde (cid:2)eker,
protein, kauçuk ya(cid:1)ı gibi maddelerle, morfin, narkotin, kodein vb. sayıları 25'e
yakın alkaloid denilen zehir mevcuttur.3
Afyon yutarak, çi(cid:1)nenerek alınabilece(cid:1)i gibi sigara ile de içilebilir. Hangi
(cid:2)ekilde kullanılırsa kullanılsın aynı tesiri gösterir. Ba(cid:2)langıçta varsa a(cid:1)rıları
azalır, üzüntüler kaybolur, sıkıntılar geçer ve geçici bir keyif hali ba(cid:2)lar.
Afyonke(cid:2)ler bu keyif haline balayı derler. Fakat bu keyif hali çok kısa sürer.
Ardından mide bulantısı, ba(cid:2) dönmesi, renk solması, kalp ve solunum
yava(cid:2)laması ile birlikte zehirlenme hali ba(cid:2)gösterir. Afyon çok miktarda ve
birden alınmı(cid:2)sa içen kimseyi komaya sokar ve ölüm tehlikesi belirir.4
Afyonun tarihi, M.Ö. 5000 yıllarına kadar uzanır. Mezopotamya ve Küçük
Asya’da karın a(cid:1)rıları ve öksürük için ilaç olarak, (cid:3)slâmî devirlerde ise daha çok
ilaçların yapımında ve tedavide uyu(cid:2)turucu olarak kullanıldı(cid:1)ı bilinmektedir.5
Evdeki ecza dolaplarında mutlaka afyon bulundurulur. 19. yüzyılın en yaygın
kullanım biçimi ise çocukların kolayca uykuya dalabilmesi için verilen afyon
katkılı sıvı ve (cid:2)uruplardır. Yüzyılın ünlü afyonke(cid:2)leri ba(cid:1)ımlılıklarının
çocukluklarında içtikleri afyonlu ilaçlarla ba(cid:2)ladı(cid:1)ını söylerler.6 Afyonke(cid:2)lerin
Anadolu’da Türklerin hakimiyetinden sonra özellikle Karahisar dolaylarında
yaygın biçimde yeti(cid:2)tirilmi(cid:2)tir, sonradan burası Afyonkarahisar adını almı(cid:2)tır.
Esrar: Kenevir (kendir) bitkisinden elde edilen uyu(cid:2)turucu bur madde olup
Türkiye’de esrar, (cid:3)ran’da beng/benc, Hindistan’da banga, Irak, Suriye ve
Mısır’da ha(cid:1)i(cid:1), Kuzey Afrika’da kif, Amerika’da marijuana (marihuana) adıyla
tanınmaktadır.7
1 Türkçe Sözlük, TDK, Ankara 1998, s.30
2 Mustafa Baktır, “Afyon”, (cid:3)slâm Ansiklopedisi, D(cid:3)A, C.1, (cid:3)stanbul 1988, s.442.
3 http/www. narkotik.iem.gov.tr
4 http/www. narkotik.iem.gov.tr
5 Mustafa Baktır, a.g.m., s.442.
6 Afyon ve esrarın tarih içindeki seyri hakkında daha geni(cid:2) bilgi için bk.: Wolfgang Schivelbusch,
Keyif Verici Maddelerin Tarihi –Cennet, Tat ve Mantık-, (çev.: Z. Aksu Yılmazer), Dost
Yayınları, Ankara 2000; J. M. Scott, The White Poppy, A History of Opium, Londra 1969.
7 Turhan Baytop, “Esrar”, (cid:3)slâm Ansiklopedisi, D(cid:3)A, C.11, (cid:3)stanbul 1995, s.431.
27
Esrarın etkili maddesi, kenevir bitkisinin çiçek durumları ve genç
yapraklarında bulunan tüylerin ta(cid:2)ıdı(cid:1)ı reçinemsi bir madde içinde
bulunmaktadır. Kenevir preparatları a(cid:1)rı kesici etkiye sahiptir. Özellikle mide ve
ba(cid:1)ırsak a(cid:1)rılarını ve yarım ba(cid:2) a(cid:1)rılarını gidermek için kullanılmı(cid:2), ancak
alı(cid:2)kanlık yaptı(cid:1)ı kanaatiyle kullanımı terkedilmi(cid:2)tir.8
Esrarın uyu(cid:2)turucu madde olarak kullanılı(cid:2)ına ait ilk bilgiler Heredot
Tarihi’nde (M.Ö. 5.yy) bulunmaktadır. (cid:3)smailîler’in 9. yüzyıldan itibaren
kurdukları gizli bir cemiyette siyasî maksatlarla adam öldürtmek için
yeti(cid:2)tirdikleri fedailere, hayatları pahasına öldürme azmini esrardan faydalanarak
verdikleri bilinmektedir.9
Geo Widengren, esrarın Avesta’da beng (cid:2)eklinde mevcut olup Zerdü(cid:2)t’ün
vecde gelmek için kullandı(cid:1)ı bir madde oldu(cid:1)unu ifade etmi(cid:2)tir.10 Widengen’in
fikrini savunan M. Eliade, (cid:3)ranlıların esrarı (beng) çok eski zamanlardan beri
kullandı(cid:1)ını ve muhtemelen vecde girebilmek için esrardan yararlanmanın
(cid:3)ranlılar kanalıyla Asya kavimlerine geçmi(cid:2) olabilece(cid:1)ini belirtmektedir.11 (cid:3).
Melikof da aynı görü(cid:2)ü savunarak Hind kenevirinin Hindistan’dan getirilip
(cid:3)ran’da esrar çıkarmakta kullanıldı(cid:1)ını kaydetmektedir.12
Uyu(cid:2)turucu madde olarak esrar kullananlarda önce zevkli bir sarho(cid:2)luk
meydana gelir; sonra hayal görme dönemi ba(cid:2)lar. Bu hayaller bazen ho(cid:2), bazen
de korkunçtur. Hayaller döneminden sonra uyku gelir. Uyu(cid:2)turucuya esrarla
ba(cid:2)layanlar bir süre sonra bunun etkisini yeterli bulmaz, eroin ve buna benzer
uyu(cid:2)turucu maddelere geçerler.13
1-Osmanlılarda Afyon ve Esrar Kullanımı:
Osmanlı döneminde afyona ‘tiryâk’, afyonu kullanana ise ‘tiryâki’
denirdi.14 (cid:3)stanbul’da esnâf-ı bengciyan adı verilen bir sınıf bulunuyordu. Bunlar
Süleymaniye semtindeki Tiryâkiler Çar(cid:2)ısı’nda yer alan dükkânlarda (cid:2)urup,
macun, levha gibi esrar ihtiva eden müstahzarlar hazırlayıp tiryâkilere
8 Turhan Baytop, a.g.m., s.431.
9 Turhan Baytop, a.g.m., s.432.
10 Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak, Osmanlı (cid:3)mparatorlu(cid:1)u’nda Marjinal Sufilik: Kalenderiler, Türk Tarih
Kurumu Yayınları, Ankara 1992, s.178.
11 Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak, a.g.e., s.178.
12 Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak, a.g.e., s.179.
13 Turhan Baytop, a.g.m., s.431.
14 Ferit Develio(cid:1)lu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi, Ankara 1993, s.1110-
1111; A. Sırrı Levend; Divan Edebiyatı –Kelimeler, Remizler, Mazmunlar ve Mefhumlar,
Enderun Kitabevi, (cid:3)stanbul 1984, s.345.
28
satıyorlardı.15 Abdulaziz Bey, Dersaadet halkının yüzde sekseninin afyon
kullandı(cid:1)ına ve cami ve tekkelerde bulundukları zaman bile ceplerinde ta(cid:2)ıdıkları
kutulardan hap halinde yapılmı(cid:2) ‘gıda’ olarak tabir ettikleri afyonu çıkarıp
kullandıklarını ve afyon kullanımında tam bir serbestlik oldu(cid:1)unu
belirtmektedir.16 Öyle ki, bazı Anadolu kentlerinde içine afyon ya da buna
benzer maddeler konan ‘ber(cid:2)’ satı(cid:2)ı bir gelir kayna(cid:1)ı idi.17 18. yüzyılda afyon
üretimi öyle bir noktaya geldi ki, afyon gibi maddelerin ihracatı yapılmaya bile
ba(cid:2)lanmı(cid:2)tı.18 Öyle ki, bu dönemde afyonun ekimi, yeti(cid:2)tirilmesi ve hasatı
konusunda halkı aydınlatmaya yönelik zirâî bilgilere dayalı layıhalar dahi
yayınlanmı(cid:2)tır.19
Yine 1584 yılında afyona olan e(cid:1)ilimi bilinmesine ra(cid:1)men Özdemiro(cid:1)lu
Osman Pa(cid:2)a sadrazamlı(cid:1)a getirilmi(cid:2)ti.20
Abdülaziz Bey’in anlattıklarına göre (cid:3)stanbul’da afyon tiryâkilerinin pek
ço(cid:1)u Süleymaniye Camii (cid:4)erifi kar(cid:2)ısında ve medresenin altında otuz be(cid:2)
dükkândan ibaret sıra kahvelere devam ederdi. Her biri ancak on be(cid:2) ki(cid:2)i alabilen
bu kahveler her gün a(cid:1)zına kadar tiryâkilerle dolardı.21 Bu tiryâkilerin bir kısmı
vaktiyle esnaflık yapmı(cid:2) ihtiyarlayınca i(cid:2)ten çekilmi(cid:2), bir kısmı da vezirlerin ve
valilerin maiyetinde ta(cid:2)rada gezmi(cid:2), ya(cid:2)landıktan sonra evlerinde oturan
kimselerdi.22 Bunun dı(cid:2)ındaki afyon tiryâkilerinin büyük ço(cid:1)unlu(cid:1)unu da
gençlikleri zamanında içki dü(cid:2)künü oldukları halde son zamanlarında içkiyi terk
edip kendilerini avutmak ve ne(cid:2)elerinin temin etmi(cid:2) olmak için afyon kullanan
kesim olu(cid:2)turmaktadır.23 17. yüzyılın ba(cid:2)larından Tanzimat’a kadar geçen süre
15 Konur Baytop, a.g.m., s.432.
16 Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri –(cid:3)nsanlar, (cid:3)nanı(cid:2)lar, E(cid:1)lence, Dil-, (Yayına
hzl.: Kâzım Arısan-Duygu Arısan Günay), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, C.2, (cid:3)stanbul 1995, s.326.
17 Suraiya Faroqhi, Osmanlı Kültürü ve Gündelik Ya(cid:2)am –Ortaça(cid:1)dan Yirminci Yüzyıla-, (çev.:
Elif Kılıç), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, (cid:3)stanbul 1998, s.238.
18 Osmanlı (cid:3)mparatorlu(cid:1)unun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, (Editörler: Halil (cid:3)nalcık-Donald
Quaterert), Eren Yayınları, C.2, (cid:3)stanbul 2004, s.970.
19 Bu layıhalardan en önemlilerinden birisi Zirâ’at u Nâfia Müdürü Amasyan Efendi’nin yazdı(cid:1)ı
“Afyon Tohumu Zira’ına Dair” ((cid:3)stanbul La Türki Matbaası 1287) isimli layıhasıdır. Sekiz
sayfalık bu küçük layıhada afyon tohumu cinsleri, ekilecek mevsimi, ne cins toprakta ekilmesi
gerekti(cid:1)i, hasat zamanında yapılması gereken (cid:2)eyler, konularında bilgiler içermektedir.
20 Suraiya Faroqhi, a.g.e., s.237.
21 Evliya Çelebi de kendi zamanında bu esnafın on altı dükkânının bulundu(cid:1)unu ve bu i(cid:2) kolunda
altmı(cid:2) ki(cid:2)inin çalı(cid:2)tı(cid:1)ını kaydetmektedir. (bk.: Turhan Baytop, a.g.m., s.432).
22 Abdülaziz Bey, a.g.e., C.2, s.326.
23 Balıkhane Nazırı Ali Rıza, Bir Zamanlar (cid:3)stanbul (hzl.: N. Ahmet Bano(cid:1)lu), Tercüman 1001
Eser, Tarihsiz, s.73.
29
içinde (cid:3)stanbul’da afyon kullanmayan ilmiye mensubu hemen hemen yok
gibiydi.24
Evliya Çelebi, Afyonkarahisar’da sadece esnafın de(cid:1)il, kadınların da afyon
kullandıklarını (cid:2)a(cid:2)kınlıkla ifade etmi(cid:2), Afyonkarahisarlı erkeklerin kendileri gibi
afyon içen karılarına katlanamadıkları için kahvehanelerde vakit geçirmeye
ba(cid:2)ladıklarını ve stoklarını da civar bölgelerden temin ettiklerini belirtmi(cid:2)tir.25
Afyon ve esrar gibi uyu(cid:2)turucu kullanmak zamanla kahvehanelerdeki
etkinliklerden biri haline gelmi(cid:2)ti. 1670 yılında (cid:3)zmir civarını dola(cid:2)an J. Covel
adlı bir (cid:3)ngiliz din adamı ‘afyoncu olan ya(cid:2)lı bir kahvehane sahibi’ne
de(cid:1)inmektedir.26
IV. Murad’dan önce hiçbir padi(cid:2)ah afyondan yana olmaya da, afyona kar(cid:2)ı
olmaya da cesaret edememi(cid:2)ti. Fakat IV. Murad fazla dozda alındı(cid:1)ı takdirde bu
maddenin insanı sarho(cid:2) etti(cid:1)ini ö(cid:1)renince afyonu bütün tebaasına anında yasak
ettirdi. Bu ilk kurbanı ise Hekimba(cid:2)ı Emir Çelebi olur. IV. Muradın Ba(cid:1)dat seferi
sırasında yanında olan Emir Çelebi yanında ta(cid:2)ıdı(cid:1)ı afyon macununu gizli gizli
kullanmakta idi. Bu durum padi(cid:2)aha bildirilmi(cid:2) ve padi(cid:2)ah da Emir Çelebinin
elbisesinin altında sakladı(cid:1)ı afyon macunun bularak hepsini yedirtmi(cid:2) ve o günün
ak(cid:2)amı Emir Çelebi komaya girerek ölmü(cid:2)tür.27 IV. Murad’ın ölümünden sonra
afyon kullanımı iyice yayılmaya ba(cid:2)lanmı(cid:2)tır.
Afyona mercimekten daha küçük bir miktarla ba(cid:2)lanır, yava(cid:2) yava(cid:2) iri
fındık büyüklü(cid:1)üne kadar yükseltilir. Zamanla birkaç misline çıkaran, bu kadar
afyonla bile yetinemedi(cid:1)i için içine ‘ak sülümen’ denen zehri koymaya mecbur
olan tiryâkiler vardır.28 Bunun dı(cid:2)ında afyonun tütünle karı(cid:2)tırılarak nargileyle de
içildi(cid:1)i gibi sıvı halinde de içildi(cid:1)i görülmü(cid:2)tür.29 Ayrıca kahvehanelerde tiryâki
mü(cid:2)terilerine kahveden evvel bir fincan afyon (cid:2)urubundan vermek adetti.30
Abdülaziz Bey bir afyon tiryakisinin günlük ya(cid:2)amanı (cid:2)öyle anlatır:
“Afyonun kötü tesiriyle çok zayıf, çelimsiz ve ço(cid:2)u da ihtiyar olduklarından en
ufak bir gürültü ve (cid:1)amatadan ürküp, tela(cid:1)a dü(cid:1)tükleri için afyon kahvelerinde
24 (cid:3)stanbul Ansiklopedisi, C.1, (cid:3)stanbul Yayınları, (cid:3)stanbul 1946, s.150.
25 Suraiya Faroqhi, a.g.e., s.238.
26 Ralph S. Hattox, Kahve Kahvehaneler –Bir Toplumsal (cid:3)çece(cid:1)in Yakındo(cid:1)u’daki Kökenleri-,
(çev.: Nurettin Elhüseyni), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, (cid:3)stanbul 1998, s.97.
27 M. D’Ohsson, 18. Yüzyıl Türkiyesinde Örf ve Âdetler, (çev.: Zerhan Yüksel), Tercüman 1001
Temel Eser, Tarihsiz, s.50.
28 Abdülaziz Bey, a.g.e., C.2, s.326.
29 Ralph S. Hattox, a.g.e., s.97.
30 A. Talat Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar, (Yayına hzl.: Cemal Kurnaz), Türkiye
Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1992, s.76.
30
çok sakin, sessiz oturulur, her türlü hareketten kaçınılırdı. Süleymaniye’deki
Tiryaki Çar(cid:1)ısı halkı gece ikilere kadar bu kahvelerde otururdu. Evi uzak
oldu(cid:2)undan erken gitmeye mecbur kalanlar arkalarında ufak zembil, ellerinde
bir de(cid:2)nek, ufak mu(cid:1)amma fenerle suratları asık, gözleri uyur gibi, benizleri
soluk, sesleri kısık, dü(cid:1)kün bir halde kızgın ve öfkeli bir tavırla kahvehaneden
çıkarlardı…Uzun bir yolu olan fakat bu müddet zarfında da afyonsuz ve kahvesiz
duramayan tiryakiler tenhada münasib virane bir kö(cid:1)e bulup zembilini indirir,
zembiline koymu(cid:1) oldu(cid:2)u ufak tahta parçaları, kuru yaprak ve çırayla bir ate(cid:1)
yakar, yine zembilinden cezve ve fincanını çıkarıp kahve pi(cid:1)irir, kahve ile bir de
afyon yutar, keyfini yeniler, sonra da yine güçlükle yoluna devam ederdi.”31
Afyon tiryâkileri sarho(cid:2)lar gibi öteye beriye sata(cid:2)ma, ellerine ta(cid:2) alıp atma
gibi davranı(cid:2)larda bulunmazlardı. Bu tip insanlar genellikle ya(cid:2)lı ve halsiz, bitkin
oldukları için onların kızgınları herkesin ho(cid:2)una giderdi. Hatta çocuklar bile
yolda rastladıkları tiryâkilere takılmayı âdet edinmi(cid:2)lerdi.32
Tiryâkiler, Ramazan ayında afyonu macun haline getirir, macunu iki üç kat
kâ(cid:1)ıda sararak sahurda iki üç tane yutarlarmı(cid:2). Böylece kâ(cid:1)ıt mide öz suyunda
eriyince macun midede da(cid:1)ılır ve birkaç saatli(cid:1)ine keyif devam edermi(cid:2). Ancak
bu planın yolunda gitmedi(cid:1)i, afyon kâ(cid:1)ıdının zor parçalandı(cid:1)ı yahut kana
karı(cid:2)ması gecikti(cid:1)i durumlarda tiryâki krizlere girer ve dı(cid:2) dünyadan âdeta
kopuverir. Afyonu patlayıp kana karı(cid:2)ıncaya kadar da farklı tepkiler verir.
Konu(cid:2)ulan veya yapılan (cid:2)eye uygun kar(cid:2)ılık verilmeyen, anlama ve algılamada
geciken durumlarda ‘daha afyonu patlamamı(cid:1)’ deyimi kullanılması da
bundandır.33 Ramazan aylarında ayya(cid:2)lar iftarda (cid:2)arap yerine afyon (cid:2)urubu (ber(cid:2))
içerlerdi.34 Afyon tiryâkilerin hayâl âlemi içinde söyledikleri sözlere cahil halk
‘ke(cid:2)if ve keramet’ kıymeti verirler, dervi(cid:2) kılıklı tiryâkileri ise evliyâ yerine
koyarlardı.35 Afyon tiryâkili(cid:1)inin endi(cid:2)e verici (cid:2)ekilde yayılmasının ardından
hükümet 1723’te (cid:4)eyhülislâmdan fetva alıp afyon tiryakili(cid:1)ini ilan etme(cid:1)e
mecbur kalınmı(cid:2), ne kadar afyon tiryâkisi varsa hepsi de(cid:1)i(cid:2)ik yerlere
sürülmü(cid:2)tür.36
Osmanlı Devleti dönemindeki uyu(cid:2)turucuların ba(cid:2)ında esrar gelmektedir.
Zaman zaman yasaklanmı(cid:2) ve kullananların idamı için çe(cid:2)itli fetvalar alınmı(cid:2)sa
da elde edilmesi ve kullanılması hiçbir zaman tam olarak önlenememi(cid:2)tir. 17 ve
31 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.327.
32 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.327.
33 (cid:3)skender Pala, (cid:3)ki Dirhem Bir Çekirdek, Kapı Yayınları, (cid:3)stanbul 2005, s.6.
34 A. Talat Onay, a.g.e., s.77.
35 (cid:3)stanbul Ansiklopedisi, C. 1, s.150.
36 (cid:3)stanbul Ansiklopedisi, C. 1, s.150.
31
18. yüzyıllarda esrar kullanımı bir hayli artmı(cid:2), küberâ ve ileri gelenler tarafından
da gizlice kullanılmı(cid:2)tır.37
Osmanlılar döneminde esrara de(cid:1)i(cid:2)ik isimler verilmi(cid:2)tir. Halk arasında
‘maslak’38 diye adlandırılan esrarın bunun dı(cid:2)ında kullanılan isimleri (cid:2)unlardır:
“keyf, fino, gonca, sarı kız, kaynar, antin, yunan, duman, gubâr, paspâl, hanteri(cid:1),
kabza, hurde, di(cid:1), hindi baba, dalga, ha(cid:1)i(cid:1), zâbıt duymaz, nefes, kırma, hûd, yuf,
dem, dûd-ı siyâh, kara biber, fülfül.”39
Esrar içmeye mahsus yerler açılmı(cid:2) ve sayıları oldukça ço(cid:1)almı(cid:2)sa da
bunlar kahvehaneler gibi her yerde olmayıp, serbest de de(cid:1)ildi.40 Esrarke(cid:2)ler
arasında esrar kahvelerinde ‘tekke’ denilmektedir.41 Abdülaziz Bey’in
bildirdi(cid:1)ine göre esrarke(cid:2)ler daha çok Aksaray’ın tenha yerlerinde ve
Tahtakale’de bulunuyorlardı.42 Esrarke(cid:2)lerin en önemli özelliklerinden biri, esrarı
birden çok kahveyi dola(cid:2)arak içmekti. Esrar genellikle nargile ile içilirdi. Esrara
mahsus nargileler bulunmaktaydı. Nargilenin gövdesi Hindistan cevizinden olur,
marpucu yerine de yarım ar(cid:2)ın uzunlu(cid:1)unda bir kamı(cid:2) takılırdı. Nargile yere
konulur, kamı(cid:2) elde tutularak içilir, birkaç nefes çeken adam yanındakine verir,
sıra ile içerlerdi.43 Hasan Bahri esrarke(cid:2)lerin meclisini (cid:2)öyle anlatır: “Nargile,
tavla, basdır, ate(cid:1)le yak! (cid:3)(cid:1)âretleri üzerine hazırlanır. Nargile yani kabak ocakçı
tarafından ince fasılalarla çekerek alı(cid:1)dırılır. (cid:3)yice yandıktan sonra tamam bir
nefes çeker sonra nargileyi takdim eder. Meclisde bulunanlara sıra ile ocakçı
tarafından dola(cid:1)tırılarak di(cid:2)erleri de çakarlar. Nargileyi bekleyen bazı
kalenderler de sabr u takâtı kalmadı(cid:2)ından intizârın (cid:1)iddetli âte(cid:1)i içinde feryâd
ederek okurlar:
‘Dem demi Haydar, sahib-i kalender, münkîre tir, yezide hançer, ârife
(cid:1)eker, yuf yezide, çiksun iki gözide, dem olsun zem’
Bu sırada esrârîlerden biri kaba(cid:2)ı çekece(cid:2)i sırada yuf deli(cid:2)ini açup
nargilenin dumanını bo(cid:1)aldup nargilenin kamı(cid:1)ını ötdürür ve söyler:
37 25 Nisan 1864 tarihli ‘Attarlar ve Kökçüler Nizamnâmesi’ uyarınca aktar esnafının esrar ve
müstahzarlarını satması yasaklanmı(cid:2), yalnız eczanelerin reçete kar(cid:2)ılı(cid:1)ı satı(cid:2) yapmalarına izin
verilmi(cid:2)tir. (bk.: Turhan Baytop, a.g.m., s.432.)
38 Hans Dernschwam, (cid:3)stanbul ve Anadolu’ya Seyahat Günlü(cid:1)ü, (çev.: Ya(cid:2)ar Önen), Kültür
Bakanlı(cid:1)ı Yayınları, Ankara 1992, s.79
39 Hasan Bahri, Esrarke(cid:2)ler, (cid:4)ems Matbaası, (cid:3)stanbul 1331, s.11.
40 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.328.
41 Dünden Bugüne (cid:3)stanbul Ansiklopedisi, C.3, Kültür Bakanlı(cid:1)ı Tarih Vakfı Ortak Yayını,
(cid:3)stanbul 1994, s.219.
42 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.328.
43 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.328.
32
‘yak, yuf, yuf yezide, nargilemizi içün veli, içmeyen deli, pirimiz Hacı
Bekta(cid:1)i Veli, yuf…’ der çeker.”44
Osmanlılarda esrar sarho(cid:2)larına ‘hayran’ denilirdi. Hayran olanlar
uyu(cid:2)turucunun verdi(cid:1)i (cid:2)ehâvet ile donuk donuk, sanki görmüyormu(cid:2) görse de
farkına varmıyormu(cid:2) gibi bakarlardı.45 Esrar içenler yüksek sesle kahkahalarla
gülmeye ba(cid:2)lar, kendi kendine bir sürü anlamsız sözler söyler, arada bir sebepsiz
hiddet fırtınalarına kapılır ve gülünç duruma dü(cid:2)erlerdi. Kibarlar da nedimlerine
ve dalkavuklarına içine esrar koydukları ya(cid:2) veya kuru incir yedirir, bunun sebep
oldu(cid:1)u garip ve tuhaf hallerine bakarak e(cid:1)lenirlerdi.46
Esrarke(cid:2) takımı arasında afyon tiryâkilerinde oldu(cid:1)u gibi efendiden ve
a(cid:1)adan kimseler bulunmazdı. Esrarke(cid:2)ler serseri, harabati ve i(cid:2)siz takımından
olduklarından esrar kahvesi kapandıktan sonra (cid:3)stanbul’un çe(cid:2)itli yerlerinde,
sokak ortalarında dü(cid:2)üp kalır, cami avlularına kadar girerek sızıp kalırlardı.47 Dr.
Mongeri, 1860 yıllarında (cid:3)stanbul’da görülen akıl hastalıklarının bir sebebinin de
esrar oldu(cid:1)unu da açıkça dile getirmi(cid:2)tir.48
Esrarke(cid:2)lerin nazarında paranın, hayatın, dünyanın hiç ehemmiyeti yoktur.
Yegâne dü(cid:2)ünceleri esrar tedarik etmektir. Bunlar için hayat, esrardan sonra
ba(cid:2)lar.49 Esrarke(cid:2)ler esrar bulamadıkları zaman tırnaklarını kesip içerler. Bunun
da tükendi(cid:1)i zaman zefir, pirinç, çay, süpürge tohumu, kuru tönbaku içerler.
Esrarke(cid:2)lerin ba(cid:2) ve (cid:2)ehâdet parmaklarının ortaları esrar kırmaktan çürümü(cid:2)tür.
Esrar kırmak için tırnaklarının uygun yerlerini kesmezler.50
Hasan Bahri, esrarke(cid:2)lerin hayatlarını altı basamaklı merdivene benzeterek,
bu basamakları (cid:2)öyle gösterir: 1. Basamak: ne(cid:1)’e, 2. Basamak: Za’fiyet, 3.
Basamak: Kayıtsızlık, 4. Basamak: Sefâlet, 5. Basamak: Hastane ve 6.
Basamak: Mezar51
Osmanlı dönemindeki Bâtınî tarikatlarından olan abdâllar sürekli esrar
(ha(cid:2)i(cid:2)) içerlermi(cid:2). Öyle ki esrar abdâllara has olarak kabul edilirdi. Âbdâlların
pîrinden (cid:3)slâm Baba esrar içme sebeplerini Hz. Ademe dayandırarak (cid:2)öyle
açıklar: “Hazreti Âdem kûh-ı Serendib’de sedd-i ramak (ölmeyecek kadar yiyip
44 Hasan Bahri, a.g.e., s.9-10.
45 (cid:3)skender Pala, Ah Minel A(cid:2)k, Ötüken Yayınları, (cid:3)stanbul 1999, s.117.
46 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.328.
47 Abdülaziz Bey, a.g.e., s.328.
48 Konur Baytop, a.g.m., s.432.
49 Hasan Bahri, a.g.e., s.15.
50 Hasan Bahri, a.g.e., s.15.
51 Hasan Bahri, a.g.e. s.25.
33
içme) için ha(cid:1)i(cid:1) (esrar) eklederdi (yiyerdi). Biz dâhi ana tâbiyet edüp miyanımıza
(yanımıza) tennûre ba(cid:2)layıp uryân ve ekl-i ha(cid:1)i(cid:1) etmekle muttasıl (devamlı)
hayrân oluruz. Ve dahi âlemler içre seyahat ile her kö(cid:1)eyi seyrân ve muttasıl
esrar-hârlıkla esrâra vakıf olup hayran oluruz. (cid:3)mdi ey hâce revâdır ki sen dahi
esrârımızdan nû(cid:1) ve gam-ı dünyayı bizim gibi ferâmû(cid:1) edip(unutup) esrâr-ı
âleme vâkıf u hakâyık-ı e(cid:1)yâya (e(cid:1)yanın hakikatleri) ârif olasın”52 Abdâllar gibi
Bektâ(cid:2)îlerin de esrar kullandıkları bilinmektedir.
Erenler! Tâlib-i esrâra bizden çok niyâz eylen
(cid:4)arâb-ı a(cid:2)kın a’lâsın içen abdâla a(cid:2)k olsun
Âgehi53
(Erenler! Esrar içip dalga geçen abdâllara bizden selam
söyleyin, a(cid:1)k (cid:1)arabının a’lâsını içerek mest olmu(cid:1) varsa afiyet olsun yerine a(cid:1)k
olsun diyelim)
Ahmed Eflâkî de Abdâllar arasında esrar içmenin yaygın oldu(cid:1)unu dolaylı
olarak ifade etmektedir.54 Bâki’nin (cid:2)u beyiti de yine Abdâlların esrara olan
tutkularını açıkça dile getirmektedir:
Â(cid:2)ık ki sûz-ı a(cid:2)k ile uryân olup gezer
Abdâldur ki âlemi hayrân olup gezer
Bâki G 138/1
13. yüzyılda Anadolu’da Kalenderilerde ha(cid:2)ha(cid:2) yeme ve esrar içme âdeti
yaygındı.55 15. yüzyıl ba(cid:2)larında ise Kaygusuz* Abdal, Rum Abdâlları arasında
esrarın sıkça kullanıldı(cid:1)ını gösteren manzumeler yazmı(cid:2)tır.:
Gel içegör (cid:2)u cür’adan
Kaldır perdeyi aradan56
52 Ahmet Talat Onay, a.g.e., s.156.
53 Ahmet Talat Onay, a.g.e., s.157.
54 Ahmed Eflâki, Ariflerin Menkıbeleri, C.2, (çev.: Tahsin Yazıcı), Milli E(cid:1)itim Bakanlı(cid:1)ı
Yayınları, Ankara 1959, s.633.
55 Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak, a.g.e., s.179.
* Kaygusuz: Dertsiz, tasasız anlamına gelen kelime, Bekta(cid:2)iler arasında ‘esrar’ anlamındadır.
(cid:3)çiciler yabancıların yanında bu adı kullanırlar. Mesela: “Geçen gün kaygusuz haktaydı. Filan
adama rastladım, o bulmu(cid:2) beraberce gördük (yani beraberce duman altı olduk)” sözleri bu
kullanıma örnektir. Kaygusuz Abdal’ın da esrar kullandı(cid:1)ı ve (cid:2)iirlerinde esrarı övdü(cid:1)ü için bu
adı kullanmı(cid:2)tır. (bk.: Ethem Cebecio(cid:1)lu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlü(cid:1)ü, Rehber
Yayınları, Ankara 1997, s.438).
56 Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdalın (cid:2)iirlerindeki esrar ve benzerlerinin mecazi anlamlarla
kullanıldı(cid:1)ını, esrar ve (cid:2)arap içme(cid:1)i Hakkın didârını görmek manasına geldi(cid:1)ini, mey, (cid:1)arap,
beng, esrar gibi kelimelerin (cid:3)lahi a(cid:1)k’ı ifade etmek üzere kullandı(cid:1)ını, dolayısıyla Kaygusuz
Abdal’ın kesinlikle esrar içmedi(cid:1)i, aksini iddia etmenin ise büyük bir hata oldu(cid:1)unu
34
Osmanlıların son zamanlarında ‘Menâkıb-ı Mükeyyifât-ı Alem’ türünde
birtakım el yazması, ta(cid:2) basması, resimli, resimsiz kitaplar ne(cid:2)redilmi(cid:2)tir. Bu
eserlerde afyon, esrar, ber(cid:2), arak, boza, (cid:2)arap, kahve insan suretine bürünerek
toplantı yaparlar, birbirleri ile atı(cid:2)arak, kendi üstünlüklerini dile getirirlerdi.57
Muhammed Arif Efendi’nin ‘Afyon Tiryakileri’ adlı bu tarz eserinde
Afyonu (cid:2)öyle anlatmaktadır: “Afyon-ı nâmdâr cümleden mukaddem gelmeye
aya(cid:2) üzre kalkup derûnunda mezkûr olan fikr-i fasideyi icrâ içün didikim:
‘Evvelâ mükeyyifât-ı âlem dedikleri nâ-bekâr i(cid:1)idürem. Ziyâde laf ve güzâf idüp
niçe kelimât-ı nâ-sezâ idermi(cid:1). Kendi zu’mlarınca hayli keyfiyet da’vasın idüp
bizim üzerimize tasaddur itmek istemi(cid:1). Ben var iken keyfiyet iddiâsında olmak
katı acibdür ki beni hod bilürsiz. Ma’lûm bâ(cid:2) u ba(cid:2)çe içinde perverde olmu(cid:1)um.
Ekseri irfân u zârifâ bensiz keremiyyet üzre sohbet idemezler. Dünyâ ve mâfihâda
adı sânı belli ki(cid:1)iyim…”58
Esrar ile ilgili bir bölüm ise (cid:2)öyledir: “Esrâr-ı sebze-pû(cid:1) kahraman var bir
gülbang-ı cân-sûz çeküp cilvegâhından (cid:1)âhin-misâl sıçrayup ayak üzre turup
ögünde olan amûd-ı kerâtını ba(cid:1)ı üzerinde fırfır çevirüp kendüyi ikisinin
mâbeynine atup eyitdi ki, niçün bî-ma’nâ ve beyhûde kelimât
idersiz…keyfiyetlerin makbûl ve mer(cid:2)ûbu benim ki, herkimbeni isti’mâl eylese
Hindistânı seyrider…ve benim sebebimle nice ârif-cânlar esrâr-ı hakka vâsıl
olup her yana nazar-ı âyine e(cid:1)kâl-i garibe ve rüsûmât-ı acîbe mü(cid:1)âhede ider.
Hakîki ifâdeden hâli olmazlar. (cid:4)u’arâ-yı selef benim hakkımda çok kasîdeler
demi(cid:1)lerdir….”59
2-Divan (cid:2)airlerinde Afyon ve Esrar Kullanımı:
Tezkirecilerin (cid:2)airler hakkında yapmı(cid:2) oldukları tanıtma ve
de(cid:1)erlendirmelerin önemli bir kısmı, onların mizaç ve karakterleri, ahlâkî yapı ve
ya(cid:2)ayı(cid:2)ları, çe(cid:2)itli zevk ve alı(cid:2)kanlıklarıyla ilgilidir.60 (cid:3)nceledi(cid:1)imiz tezkireler
savunmaktadır. (bk: Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, Kültür Bakanlı(cid:1)ı Yayınları, Ankara
1981, s.260, 294); Buna kar(cid:2)ılık Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak ise Kaygusuz Abdal’ın:
Gel ey miskin Kaygusuz esrardan al ö(cid:1)üdün
Bu â(cid:2)ıklar otudur yemez verme her Tat’a
Beytini örnek göstererek Kaygusuz’un esrarı kullandı(cid:1)ını belirtmektedir. (bk.: Ahmet Ya(cid:2)ar Ocak,
a.g.e., s.179).
57 Bu tür eserlerin bazılarının isimleri (cid:2)unlardır: Muhammed Arif Efendi, Afyon Tiryakileri, Beyo(cid:1)lu
Ta(cid:2) Testgâhları, (cid:3)stanbul 1273, 24 s.; Besim Ömer, Mükeyyifat ve Müskiratdan –Afyon, Kahve,
Çay, Esrar-, (cid:3)stanbul Mahmud Bey Matbaası, 1305, 100 s.; Sırru’l-Esrâr, 1290, 30 s.
58 Muhammed Arif Efendi, Afyon Tiryakileri, s.9.
59 Muhammed Arif Efendi, a.g.e., s.12-13.
60 Harun Tolasa, Sehî, Lâtifi ve Â(cid:2)ık Çelebi Tezkirelerine Göre 16. Yüzyılda Edebiyat Ara(cid:2)tırma
ve Ele(cid:2)tirisi, Akça(cid:1) Yayınları, Ankara 2002, s.124.
Description:Kurumu Yayınları, Ankara 1992, s.178. 11 Ahmet Yaşar Ocak, a.g.e., s.178. 12 Ahmet Yaşar Ocak, a.g.e., s.179. 13 Turhan Baytop, a.g.m., s.431. 14 Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Aydın Kitabevi, Ankara 1993, s.1110-. 1111; A. Sırrı Levend; Divan Edebiyatı –Kelime