Table Of Content1
1 'AN Y E Rİ
U I t î J il U Z, £J U I ' İ U J L, ü l t ü il d L ll
Sayı : 1 Tarih : 08.09.2014
DEMOKRASİ:
Fırat Kargıoğlu İskender Öksüz Kadir Cangızbay M. Bahadırhan Dinçaslan
Onur Altınkök Yunus Emre Uyar Veysel Gökberk Manga Mehmet Kökrek
Batuhan Çolak Mete Aksoy Halil İbrahim Koç Alper Candan
T AN YERİI
" ö t eki özgürlük, öteki akıl"
Öteki özgürlük, öteki akıl
www.tanyeridergisi.com
"Ne efsunkâr imişsin ah ey didâr-ı hürriyet
Esîr-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esâretten "
Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi
3
^ A İ ^ E R TI
İçindekiler
• " öteki özgürlük, öteki akıl'M
Dosya: Demokrasi
Bizi Kim Yönetsin? Biz Kimiz
İskender Öksüz, Sayfa 2
Kadir Cangızbay'la Söyleşi
M. Bahadırhan Dinçaslan, Sayfa 6
Türk Şehirliliği
M. Bahadırhan Dinçaslan, Sayfa 13
Türkiye'de Seçim Sistemi ve Hükümet Sistemi Tartışmaları
Onur Altınkök, Sayfa 25
Türk Eğitim Dizgesinden Demokrasi Durumları
Yunus Emre Uyar, Sayfa 34
Türk Demokrasisi (mi?)
Veysel Gökberk Manga, Sayfa 38
Hümanizm ve Demokrasi
Mehmet Kökrek, Sayfa 41
Terörün Demokrasi Oyunu
Batuhan Çolak, Sayfa 45
Sun Tzu, Clausewitz ve Savaş Sanatı
Mete Aksoy, Sayfa 48
Guy Debord'la Kurgusal Söyleşi
Halil İbrahim Koç, Sayfa 52
Neoliberal Dönüşüm ve Yapısal Uyum Programının İki Meyvesi
Alper Candan, Sayfa 56
T AN Y E R İI
"öteki özgürlük, öteki akıl"
Tan Yeri
Mevsimlik Fikir Dergisi
Şiar: Öteki özgürlük, öteki akıl
www.tanyeridergisi.com
İmtiyaz Sahibi: M. Bahadırhan Dinçaslan
Yazı İşleri
Sorumlu Müdür: Fırat Kargıoğlu
Tasarım Sorumlusu: Afşin Burak Eroğlu
Web Sorumlusu: Bahruz Abil
Reklam ve Tanıtım Sorumlusu: Alper Candan
Yayın Kurulu
Başkan: Fırat Kargıoğlu
Prof. Dr. İskender Öksüz
Yrd. Doç. Dr. Zekeriya Kökrek
İkbal Vurucu
Mahmut Fidanil
Alper Beşe
Mete Aksoy
Mehmet Berk Yaltırık
Tan Yeri Dergisi'nde yer alan yazılardan kaynak göstermek suretiyle alıntı yapılabilir. Yazıların yasal ve manevi sorumluluğu
yazarlarına aittir.
Temsilciler
İstanbul: Ömer Faruk Engin Trabzon: Eren Taştan
Ankara: Cem Ozan Avcı Bursa: Celalettin Durak
Adana: Veysel Gökberk Manga Niğde: Fatih Cingöz
Konya: Mehmet Sürübaşı Ordu: Yusuf Ziya Karataş
Kayseri: Canan Mızrak Gaziantep: Baki Ataberk Yıldırım
Erzurum: Mehmet Şamil Çiftlik İzmir: Ahmet Afşin Küçük
1
Editörden
Fırat Kargıoğlu
Değerli okurlar,
Tan Yeri Dergisi'nin ilk sayısından hepinize merhaba. "Öteki özgürlük, öteki akıl" ilke sözüyle çıktı-
ğımız bu düşünsel yolculukta bizlere eşlik ettiğiniz, ya da bir başka deyişle dergimizi 'denemeye değer' bul-
duğunuz için teşekkür ederiz. Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, Tan Yeri'nin kapısı her fikrin ifadesi ve
eleştirisine sonuna kadar açık. Zaten ilk dosya konumuzu 'Demokrasi' olarak belirlememizde de, ilk söyleşimizi
ayrıksı bir entelektüelle, Sosyolog Kadir Cangızbay ile gerçekleştirmemizde de, bu ifade/eleştiri özgürlüğü
tutkumuzun etkisi büyük.
***
Demokrasiye dair düşüncelerimizi, Şah Hatayi'nin meşhur "bir derdim var bin dermana değişmem "
dizesiyle özetleyelim dedik. Çünkü bir yandan derman diye sunulan antidemokratik alternatiflere karşıyken,
diğer yandan -merhum Durmuş Hocaoğlu'nun ifadesiyle- "Demon-krasi (Şeytan İdaresi) " değil de "Daime-
non-krasi (Vicdan İdaresi) " anlamında bir demokrasiyi hayata geçirmenin, son derece çetin bir iş, dertli bir
uğraş olduğunun farkındayız. Hele de Türkiye gibi, Doğu despotizminin kol gezdiği, demokrasinin, hikmetin-
den sual olunmayan bir hükümdarlığın mücadelesi, seçim kazananların ise adeta ölümlü tanrı sayıldıkları, Tan-
pınar'ın deyişiyle "saltanatın, şefliğin, cemiyet hayatının tabiî müessesi olarak devam ettiği" bir ülkede...
Kısa bir önbilgi sunmak gerekirse, bu sayıda yer alan dosya içi metinlerin kabaca iki ağırlık merkezi
var. Bunlardan ilki, sağlıklı ve sürekli işleyen bir demokrasinin ancak ve ancak 'yerli' bir bakışla kurulabileceği;
ikincisi ise, demokrasinin gerektirdiği toplumsal niteliğin, zannedilenin aksine 'azamî farklılık, heterojenlik'
değil, 'asgarî türdeşlik, homojenlik' olduğu: Yani hangi topluma ait ise, o toplumun tarihsel/geleneksel doku-
suna uygun, birey ya da topluluklar arasında müzakereyi işlevsiz kılacak karşıtlıkların, kanlı hesaplaşmaların
olmadığı, varsa ortadan kaldırılmaya çalışıldığı ve herkesi, anayasal vatandaşlık, yani 'insan olmak' ya da
Kadir Cangızbay'ın deyişiyle 'can olmak' ortaklığında eşitleyen bir demokrasi. Dosya dışı kısımda ise, savaş
sanatına dair bir deneme dizisinin ilk halkası ve iletişim felsefesi alanında gerçekleştirilmiş bir kurgu söyleşi
meraklılarını bekliyor.
***
İkinci sayımızın dosya konusunu 'Sekülerlik/Laiklik' olarak belirledik. Ayrıca bu sayıda olduğu gibi,
ikinci sayımızda da dosya dışı yazılara yer vermeyi planlıyoruz. Katkı sunmak isteyenler, çalışmalarını 'edi-
[email protected]' adresine gönderebilirler.
Bir sonraki sayıda görüşmek dileğiyle, esen kalın.
Demokrasi" 2
• • •
BIZI KIM YÖNETSIN?
BİZ KİMİZ?
Prof. Dr. İskender Öksüz
İnsanları kim yönetecek? biri, siyaset biliminden bilim teorisine hâlâ fayda ve
önemini koruyan fikirlerin ve bu arada hürriyet teori-
Kendi kendilerini yöneteceklerse demokrasi- sinin sahibi John Stuart Mill ülke yönetimindeki "biz"
den bahsediyoruz demektir. konusunda şöyle diyor: "Birden fazla milletin barın-
dığı bir ülkede hür müesseseleri yaşatmak nerdeyse
İnsanlar kendi kendilerini yönetecek... Hangi
imkânsızdır. Aralarında dayanışma bulunmayan in-
insanlar? Yönetecekleri "kendileri" kim? Kim sorusu
sanlar, özellikle de farklı dillerde okuyor ve konuşu-
bizi "kimlik" kavramına götürür.
yorsa, etkin temsil mekanizmasının ön şartı olan
kamuoyu birliği sağlanamaz.
"Biz" mevcut değilse "bizim kendi kendimizi
yönetmemiz" anlamsızdır. "Biz" yoksa demokrasi de
Dankwart Rustow, yirminci asrın en parlak si-
yoktur.
yaset bilimcilerinden ve sosyologlarındandır. "Transi-
Millet yoksa demokrasi yoktur tology"nin, yani geçişin babası diye ün yapmıştır.
Transitology'den kasıt, diğer rejimlerden demokrasiye
Son tahlilde demokrasi, bir topluluğa mensup geçiştir. Rustow düşüncelerinin temelini şöyle özetler:
insanların doğrudan veya vekiller kullanarak kendile- "...demokrasi, arka plandaki bir tek şartla başlar:
rini yönetmeleridir. Bir topluluk kendini ne için yöne- Millî birlik... Millî birlik, demokrasileşmenin diğer
tir? En önce ve her şeyden önce hayatta kalabilmek bütün evrelerinden önce gelmelidir."i
için, yani toplumun onu tarif eden değerlerle birlikte
Siyaset biliminin göğünden üç ay önce kayan
bekası için. Bekanın hemen arkasından topluluğun çı-
başka bir parlak yıldız, demokrasi ve plüralizm teori-
karlarına ait bir dizi unsur gelir: Refahın sağlanması,
leri uzmanı, Yale hocalarından Robert A. Dahl da aynı
hayat alanının korunması. Şimdiki refah ve hayat
gerçeği şöyle anlatır: "Demokrasi süreci, 'çoğunluk il-
kadar gelecek nesillerin refah ve hayat alanının da ko-
kesi ' kadar önemli bir başka kabulde daha bulunur:
runması. İşte o topluluğun mensupları bunları sağla-
Bir toplum birliği.""
mak için, yani "biz"in menfaati için oturup kararlar
alacak, sonra bu kararları icra edecektir.
Millet devleti (millî devlet = nation state) ve
demokrasi bir elmanın iki yarısı gibi. Millet yoksa de-
Eğer bir "Biz" yoksa zorla biz yapılmaya çalı-
mokrasi anlamsızlaşıyor. Dünyada demokrasi ile yö-
şılan bir güruh kendi içinde ayrı ayrı, her biri diğerin-
netilen ülke sayısının artması ile bir taraftan Batı'da
den farklı çıkarlara sahip topluluklardan meydana
millet devletlerinin yükselişi, diğer taraftan Doğu ve
geliyorsa ne olur? Onlar bir araya gelip konuşsalar bile
Güney'de sömürgelerin millî devletlerini kurmaları bu
bunun adına demokrasi değil, olsa olsa çekişme, ağız
yüzden birlikte yükselen süreçlerdir. Çünkü biri, diğe-
dalaşı, pazarlık, mütareke veya Birleşmiş Milletler
rine, imkân sağlıyor.
denir.
Tarih bunu gösterirken, siyaset bilimciler bunu
On dokuzuncu asrın en önemli filozoflarından
3
yazarken, sosyologlar bunu söylerken bize demokrat- çuklu ordusunun Moğollardan zayıf olmadığını, fakat
laşmamız için millet devletinden vazgeçmemiz gerek- hakan orduyu terk edince galibiyet garantisini kaybe-
tiğini telkin edenlerin tutumlarını bilgi veya iyi niyetle den Türkmenlerin de muharebe meydanını terk ettik-
açıklamak mümkün değildir. lerini söyler. Osmanlı Hakanı'nın hanımının pek
ortalıkta görünmediğini, fakat kızının yeniçeri orta-
Bunu cahillerin aldatılmışlığıyla yapmıyor-
sında iftara gidebildiğini söyler. Çünkü ona yan bak-
larsa kasıtla yapıyorlar. mak akıldan bile geçirilemez, o Açina soyundandır.
Açinaoğulları
İki önemli tarihçi, Nihal Atsız ve Yılmaz Öztuna, dev-
let yeniden kurulurken Osmanlı Hanedanı'na son ve-
İnsanlar henüz demokrasiyi düşünmezken
rilmesinin hata olduğu kanaatindedirler.v
hemen bütün gelişmiş toplumlarda devlet reisinin al-
tında şu üç sınıf mevcuttur: Din adamları, asiller ve İslam tarihi: Sülale, klan, aşiret
halk. Türkçesi: Hakanın altında, ulema, askeriye ve
reaya vardır. Askeriye, Osmanlı'da hem bugünkü an- İslâmiyet'in doğduğu topraklarda ve doğduğu
lamıyla askeriyenin hem de bugünkü anlamıyla bürok- zamanda sosyolojik olarak millet henüz teşekkül et-
rasinin adıydı. "Paşa" sadece orduyla ilgili bir unvan memiştir. Temel siyasî teşkilatlanma ve rekabet aşiret-
değildir. Başka rütbe isimleri de öyle... Sivil makamlar ler-kabileler-klanlar arasındadır. Aşiret reislerine biat
için de kullanılırlardı. Askerlerle bürokratları birbirin- esasına dayanan bu hayat dinin sağladığı birlik saye-
den ayırmak isterseniz, birincisine "seyfiye = kılıçlı- sinde devlete dönüşebilmiştir ama millete dönüşeme-
lar", son devir için de ikincisine "mülkiye" diyebiliriz. miştir. Dolayısıyla bu devlette demokrasi yoktur.
Gelenekte de yoktur. Aşiret reisine biat, halifeye biat
Fakat klasik Türk devletinde, Hunlardan bu şeklini alır ama yeni devletin başkanının nasıl seçile-
yana, hakan Avrupa'daki prensten daha güçlüdür. Bu ceği belli değildir. Râşid Halifeler aynı süreçle başa
güç Osmanlı'da şuurlu operasyonlarla azamiye çıka- geçmemiştir. Makamdan ayrılmaları daha homojendir:
rılmıştır. Zaten İslamiyet'te -Şia hariç- bir ayrıcalığı Dördünden üçü katledilmiştir. Onları önce Emevî,
ve meselâ kilise gibi bir teşkilâtı bulunmayan ulema sonra Abbasî klanlarının hâkimiyeti izler. "İslâmiyet'te
maaşlı memur kılınmış, Türk asilleri yok edilmiş, on- kavmiyet yoktur" sözü bu dönemdeki aşiret, klan asa-
ların yerine rütbeleri söküldüğünde gidecek bir sığı- biyetini hedef alır. Mevcudun değil, olması istenenin
nağı bulunmayan devşirmeler görevlendirilmiştir. siyasî ifadesidir.
Zaten devşirme sistemi bürokratlar azledildiklerinde
sığınacakları bir yer olmasın diye kurulmuştu. Öyle Kendilerine "Biz" dedikleri -bugünün termi-
anlaşılıyor ki ancak Enderun'un yerine Bab-ı Âlî geç- nolojisine göre bir ümmet, o günün terminolojisiyle
tikten sonra askeriye ve mülkiye tekrar halktan eleman bir "millet"- mevcuttu fakat klan reislerinin bazı hali-
alabilmiştir. feler üzerinde uzlaşması dışında bir seçim söz konusu
değildi.
Türklerde, hatta Hindistan hariç Asya'nın ço-
ğunluğunda zirvenin bu gücünün muhakkak birçok ta- Millet olmayınca demokrasi olmuyor. Klan,
rihi ve sosyolojik sebebi vardır. Fakat Türklerin akıl aşiret gibi millete göre iptidaî alt birimlerin, biat gibi
ve gönüllerinde bu hali izah eden bir başka kaynak aşiret geleneklerinin demokrasinin lehine değil aley-
daha mevcut: Ancak Açinaoğulları'nın soyu hakan hine çalıştığı; ümmetin sağladığı "biz" duygusunun
olabilir. Rahmetli Yılmaz Öztuna bu inanç üzerinde milletinki kadar bağlayıcı olmadığı ve demokrasiye
sıkça durur. Türk devletlerinin tamamı Mete'den Vah- yetmediği görülüyor. Nitekim İslamiyet tarihi, râşid
dettin'e daima Açinaoğulları tarafından yönetilmiştir. halifelerin katlinden başlayarak ümmet birliğinin aile,
Çünkü onlar "mavi gökte kut bulmuş-kök tengride kut klan, aşiret çıkarlarına tekrar tekrar mağlubiyetinin ta-
bulmuş"i, Tanrı tarafından yenilmez kılınmış (el mu- rihidir.
zaffer daima) yöneticilerdir. İl kurma ve il tutma on-
Kral, ruhban, lordlar ve halk
ların inhisarındadır. Kanları yere akıtılmaz,
öldürülmeleri gerekirse ancak boğulurlar ve -oyunun
Batı Avrupa'da zarlar Asya'dan çok farklı
sonu yaklaşırken bile- birini boğarsanız yine onlardan
düşmüştü. Asiller-toprak sahipleri ve ulema prensin
birini başa getirmek zorundasınızdır.
karşısında katiyen Asya'daki kadar zayıf değillerdi.
Meselâ Macaristan'da asiller o kadar güçlüdür ki Kral
Öztuna, Kösedağ bozgununu anlatırken, Sel-
bir türlü ülkeye hâkim olamaz ve sonunda krallık Os- Amerika Birleşik Devletleri'nin anayasasının dibacesi
manlı'ya teslim olur.v Tek tek ülkelerin durumları fark- "Biz halk" (We the people) diye başlar ki bu "Biz" İn-
lıdır fakat merkezin zayıflığı Avrupa'yı feodalite giliz tacından bağımsız genç Amerikan milletidir.
denilen yapıya sürüklemiştir. Ulema (Katolik Kilisesi)
Laiklik ve sekülerlik
teşkilatlıdır ve geniş toprakların da sahibidir, dolayı-
sıyla zengindir. Çeşitli ünvanlarla topraklara ve insan-
Fransa'dan bahsederken ihtilalle ve ruhban-
lara hükmeden diğer lordlar da öyle. Bu yüzden henüz
asil-avam ayrımıyla sıkı ilgisi bulunan "laic- laik" ke-
büyük "biz" yoktur. "Biz asiller", "biz kilise mensup-
limesini de hatırlamakta yarar var. Laik, avamî,
ları", "biz reaya" vardır...
reayaya ait demektir ve devlet idaresine ruhbanın ka-
rışmaması, halkın devleti idare etmesi demektir. Pro-
Fransa'da, İngiltere'de, çatışan, çekişen sınıf-
testanlarda ruhban o kadar güçlü olmadığından
ları kavga etmeden bir araya getirip hiç olmazsa ko-
Protestan ülkelerde dünya işlerinin ayrı tutulmasına
nuşup uzlaşmalarını sağlamak için parlamentolar
"secular ~ seküler ~ dünyevî" denmiştir; laik ~ avamî
kurulur. Bunlar, kendilerini aynı "Biz"e mensup his-
değil.
seden insanların o büyük Biz'i yönetmek için karar al-
dıkları yerler değil, çatışan menfaatler arasında bir
Çakma demokrasiler
uzlaşıya varmak için tartıştıkları yerlerdir. Uzlaşmanın
maliyeti dövüşmenin maliyetinin altındaysa konuşma
Türkiye'ye yakın coğrafyalardaki klan, aşiret
ve uzlaşma tercih edilecektir. Böyle olmadığı durum-
parçalanmaları, Batı'daki asil, toprak sahibi, ruhban
larda parlamentolar ihtilallerin doğduğu, kralların
statüleri milleti, dolayısıyla demokrasiyi yok eden,
idam hükümlerinin verildiği mekânlardır.
millet ve demokrasi öncesi parçalardır. Millet öncesi
ilkel toplum birimleridir. Bunlar tarihin karanlıklarına
Şehirler ve endüstri asillerin, toprak sahipleri-
gömülmüş, bir daha dirilmeyecek yapılar değildir.
nin gücünü azalttıkça, millet birliği teşekkül ettikçe bu
Bunlar günümüzde de sık sık şu veya bu adla hortla-
çekişme, uzlaşma mekânları demokratik meclisler hâ-
makta, her biri diğerine eşit vatandaşlardan teşekkül
line geldi. Lordlar kamarası (kamara = oda), avam
eden, etmesi gereken millet yapısını yaralamakta, mil-
kamarası, temsilciler meclisi ve senato gibi çift mec-
letten daha ilkel toplum birimlerine statü talep etmek-
lisli sistemler hep bu avam-asil ayrımının kalıntılarıdır.
tedirler. Bazen de bu statüyü şu veya bu şekilde ele
Protestanlık ruhbanın gücünü daha önce kırmıştı
geçirirler.
zaten.
Demokrasi tek tek insanların eşitliği demektir.
İngiltere'de krala, kraliçeye taç giydiren, ABD
Milletten küçük toplum birimlerinin, aşiretlerin veya
de başkana yemin ettiren rahipler, günlerce bekletilen
çetelerin eşitliği değil. Demokraside hiçbir grubun di-
imparatorların yalınayak gelip huzurunda diz çöküp
ğerlerinden farklı statüsü yoktur.vi
biat ettikleri kudretli papaların sembolik kalıntılarıdır.
Milleti işaret eden "Biz" yoksa, millet yerine
Millet iradesi, Avrupa'da Fransız İhtilali ile
ümmet anlamındaki "milletimiz" denmekteyse "mil-
yükselen bir değerdir. İhtilal ruhban ve asillerin güç-
letimiz" kelimesi de "demokrasi" kelimesi de hileli
lerini yok etmeye yöneliktir. İnsanların ihtilalden sonra
kullanılmaktadır, günümüzün modasıdır diye kullanıl-
birbirlerine "vatandaş" diye hitap etmeye başlamaları
maktadır. Fakat "demokrasi"yi, moda böyle gerektiri-
bundandır ve vatandaşlar Fransızların ülkesini hep bir-
yor diye kullanan yönetimlerde "demokrasi"
likte yönetmeye kalkışırlar. Fransa kralın, toprak sa-
kelimesinin yanlışlığı ve yetersizliği hissedilir. Çünkü
hiplerinin, papazların, reayanın değil Fransızların
bunu söyleyen de dinleyen de bu yönetme tarzının de-
olmalıdır... Bu bir günde, birkaç yılda gerçekleşmedi.
mokrasiye benzemediğinin farkındadır; hilenin farkın-
İhtilalin arkasından diktatörlükler, imparatorluklar
dadır. O yönetimler, ne olduğu hemen belli olan
geldi ama gecikmeli de olsa gidiş demokrasiyeydi.
düpedüz demokrasilere, yani insanların gerçekten
Hür, eşit, birbirine kardeş gözüyle bakan insanlara:
kendi kendilerini idare ettikleri yapılara benzemedik-
Hürriyet, müsavat, uhuvvet...
leri için bu sıfat bir türlü tutmaz. Tutturabilmek için
ilâve kelimeler denenir: "Gerçek demokrasi", "halk
Aslında İslamiyet'in prensipleri diyeceksiniz.
demokrasisi", "demokratik cumhuriyet", "ileri demok-
Doğru ama Müslümanların prensipleri değil!
rasi"... Bu çifte sıfatları takınıp da hâlâ demokrasi ka-
Fikir temelleri Fransa ile sıkı sıkı birlikte atılan labilen bir demokrasiyi tarih göstermiyor. Bugünün
5
dünyasında da bunun örneği yoktur.
Demokrasinin ölçüsü
Bizim, Türkiye'nin demokrasisi ne durumda? i John Stuart Mill, ilk basım: "Considerations on Representative
Her şey gibi, yani güven, yolsuzluk, insan kalitesi, sos- Government', Londra 1861. Zamanımızda, J. S. Mill, "Utilitia-
yal sermaye ve benzerleri gibi bunu da ölçüyorlar.vi rianism, On Liberty, Considerations on Representative Govern-
Demokrasiyi ölçme işini ünlü Economist Dergisi'nin ment', Londra (1993), sayfa 207.
Ekonomi İstihbarat Birimi (Economic Intelligence i Dankwart Rustow, "Transitions to Democracy: Towards a
Unit) üstlenmiş/ Bu ölçüm de, İnsan Kalitesi ölçü- Dynamic Model", Comperative Politics, cilt 2, 1970, sayfa 350-
münde olduğu gibi birkaç ana başlık altında ölçülen 51.
çok sayıda parametreden oluşuyor: Beş ana başlık al- ii Robert A. Dahl, "Democracy and its Critics", Yale University
tında altmış parametreden. Ana başlıklar: Seçim süreci Press, New Haven, 1989, sayfa 207.
ve çoğulculuk, medeni hürriyetler, yönetimin çalışma i Çin'de benzer kavram "gökyüzünün tasdiki, ilâhî tasdik" (man-
tarzı, siyasî katılım ve siyaset kültürü. Yapılan analiz- date of heaven) şeklinde geçer.
ler 10 üzerinden puana dönüştürülüyor. Puanlamadan v Atsız'dan ikinci, Öztuna'dan birinci elden özel sohbet bilgisi.
başka bir de nitelik bölmesi konmuş, ülkeler dört v Francis Fukuyama, "The Origins of Political Order: From pre-
büyük gruba ayrılmış: 10-8 arasındaki ülkeler demok-
human times to the French Revolution" Farrar, Straus and Gi-
rasi, 8-6 arasındakilere ayıplı (flawed) demokrasi, 6-
roux, New York, meselâ sayfa 810, "Başarısız oligarşi".
4 puan arasındakilere melez rejimler, 4 puanın vi Sadi Somuncuoğlu,"Ayrımcılığı kim yapıyor, dünya ve ülke
altındakilere de otoriter idareler denmiş. Toplam 167
hukukunu kim çiğniyor?", Yeniçağ Gazetesi 8 Şubat 2010
ülkeyi kapsayan indekste en yüksek puanlar yine İs-
(http://www.sadisomuncuoglu.net/index.php?option=com_con-
kandinavya'ya gidiyor. Türkiye nerede? Tanzanya,
tent&vie w~article &catid~ 1 :yenica- gazetesi&id= 137: ayrmcl-
Bangladeş, Bolivya, Ekvator, Honduras gibi ülkeler-
kim-yapyor-duenya-ve-uelke-hukukunu-kim-ciniyor) ve
den sonra geliyoruz, 5,76 puanla 88. sırada ve melez
İskender Öksüz, "Demokrasi insanlar içindir, kavimler ve aşiret-
rejimler kategorisindeyiz.
ler için değil", "Niçin?" II Baskı, Bilge Kültür Sanat, İstanbul
2013, bilhassa sayfa 246- 248.
vi Güven, yolsuzluk ve insan kalitesi indeksleri için: İskender
Öksüz, "Müslüman ülkeler güven indeksinde neden geride?",
Star Açık Görüş 8 Aralık 2013 (http://haber.stargazete.com/acik-
gorus/musluman-ulkeler-guven-indeksinde-neden-geride/haber-
813729 ), "Ahlâkın gerekmediği yer var mı?", Star Açık Görüş
24 Kasım 2013 (http ://haber. stargazete .com/ acikgorus/ahlakin—
gerekmedigi—yer-var-mi/haber-809238 ); "İnsan Kalitesi", 21.
Yüzyıl Dergisi, Mayıs 2014 (
https://www.facebook.com/notes/tc-iskender-
%C3%B6ks%C3%BCz/insan-kalitesi/10151993295577101 ).
i http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_index ve
http://pages.eiu.com/rs/eiu2/images/Democracy-Index-2012.pdf
Kadir Cangızbay'la
ŞP'
İli
Demokrasi ^ H* Smık
Üzerine 1
Söyleşi: M. Bahadırhan Dinçaslan
PROF. DR. KADİR CANGIZBAY: mokrasi anlayışı var: Liberali, milliyetçisi, ulusalcısı,
İslâmcısı, muhafazakârı, sosyalisti, feministi, anarşisti,
"...demokraside en yüce değer
komünisti ve hatta faşisti... İdeolojiler adedince de-
'can'dır."
mokrasi anlayışı var desek herhâlde abartmış olmayız;
tam bir anlam enflasyonu. Sizce bu çok anlamlılığın
yol açtığı bulanıklığının nedenleri nedir? Sorun kav-
ramın kendinden mi yoksa kullanım biçimlerinden mi
kaynaklanmaktadır?
Bugün Türkiye'deki anlam karmaşası ve değer enflas-
KC: Şu var: Demokrasi dediğimizde söylediğimiz
yonu eksenlerinin oluşturduğu pragmatizm düzle-
minde, en çok hırpalanan kavram "demokrasi" gibi "demos" halk demek. Öyleyse demokrasi dediği-
görünüyor. Taban tabana zıt kutupların, taban tabana mizde, bilaistisna halkın, yani herkesin, vatandaşlık
zıt demokrasi tanımları ve aradaki "geçiş türleri" çer- statüsü içinde eşitlenmesi gerekliliğinden bahsediyo-
çevesinde görülen o ki, kökleri "insan olmanın farkın- ruz demektir. O yüzden de, "alt kimlik - üst kimlik
dalığına" dayanan demokrasinin, bu kadar kolay olarak vatandaşlık" lafları, dünyanın en oksimoron laf-
şekilde telaffuzu, artık insanların tarihsel gelişim bağ- larıdır. Çünkü "vatandaş" hukuksal bir statüdür, o yüz-
lamında anlam atfetme yerine post-modern bir para- den bütün kimliklere eşit mesafede, dolayısıyla kimlik
digmanın sarhoşluğunda fırsat devşirme amacıyla olarak sıfır içlemde olması gereken bir kavramdır.
kavramları istismar etmesine dayanıyor. Prof. Dr. Yani kimlik değil, hukuksal statüden bahsediyoruz. O
Kadir Cangızbay'ın gözünden yoz bir devlet aklının yüzden bütün kimliklerin ötesinde, etnik, cinsel vs. ta-
ürettiği yapay ahlak temelindeki demokrasinin, kendi nımların ötesinde, "insan" kavramının hukuksal çer-
telaffuzdaşlarını da tahakküm altına alarak, seçimden çevesi "vatandaş"tır. O yüzden de demokrasi her
sokağa cinsiyetten kimliğe tüm "değer" içeren olgu- şeyden önce, "insandışı", "yaşayan insan dışı" refe-
larda, evrensel anlam yerine zümresel faydayı empoze ransların dışlandığı rejimdir. "Yaşayan insan dışı" şu
edişini ve "demokrasi"nin en yüce değerinden, candan demek ki; demokrasi "ahret"e de referansta bulunmaz,
uzaklaşışını göreceksiniz. çocuk daha doğmadan evvel belirlenen cinsiyet, ırk
gibi özelliklere de referansta bulunmaz. O sebepten,
TY: Malumunuz: Ülkemizde 'demokratiklik', 'demo- "can" ile ilgilenir, en yüce değer, demokraside
kratlık' bugün herkesin dilinde, herkes kendisinin ne "can"dır. Buradan hareketle diyebiliriz ki "İslam de-
kadar demokrat, muhaliflerinin ise ne kadar demokrasi mokrasisi", "zenci demokrasisi" olamaz, demokrasi
düşmanı olduğunu ispatlamanın derdinde. Zaman yaşayan insan üzerine bina edilir ve onun da statüsü
zaman -özellikle kaybedilen seçimler sonrası- gözlem- "vatandaş"tır. Bu yüzden demokrasi bütün kimliklere
lediğimiz anti-demokratik serzenişler dışında, kimse eşit mesafede, hepsini ihata edebilecek hukuksal statü
"Biz demokrat değiliz!", "Kahrolsun demokrasi!" ile yürütülür.
filan demiyor. Çünkü herkesin içeriğini kendi belirle-
TY: Peki hukuk düzleminden, "vicdan" düzlemine
diği, kendi ideolojisiyle uyumlu hâle getirdiği bir de-
Description:Web Sorumlusu: Bahruz Abil. Reklam ve Tanıtım Sorumlusu: Alper Candan Söz gelimi. "Inuit", bildiğim kadarıyla, Inuit dilinde insan de- mektir.