Table Of ContentBİNBİR GECE MASALLARI
Cilt 02
Anonim
Fransızca Nüshasından Çeviren
ALİM ŞERİF ONARAN
Yapıtın Özgün Adı
ﺔﻠﻴﻟو ﺔﻠﻴﻟ ﻒﻟأ بﺎﺘﻛ
KİTĀB 'ALF LAYLA WA-LAYLA
Yapıtın İngilizce Adı
ONE THOUSAND AND ONE NIGHTS
(ARABIAN NIGHTS)
ISBN: 975-414-140-X
Ýlk Baskı: AFA Yayınları – Nisan 1992
Tarayan: Remaver
E-Kitap: spiderh
Yarattığı harika Bay Bergeret
kişiliği dolayısıyla
bu ikinci kitap
ANTOLE FRANCE'a sunulur.
Terzi ile Kamburun Öyküsü
Bunun üzerine Şehrazat şaha demiş ki:
Ey bahtıgüzel şah, işittim ki, eski zamanlarda ve
geçmiş çağlar ve yüzyıllarda, Çin'in bir kentinde,
halinden memnun, mutlu bir terzi yaşarmış. Bu adam
eğlenmeyi ve hoşça vakit geçirmeyi severmiş ve zaman
zaman karısıyla dışarı çıkıp dolaşmayı, sokakların ve
bahçelerin temaşasıyla gözlerini hoş tutmayı âdet
edinmiş imiş. Böylece, bir gün, bütün günü karısıyla
dışarıda geçirip de akşam eve dönerlerken yollarının
üzerinde, görünüşüyle tüm kederleri dağıtacak, en
üzgün kişiyi bile güldürüp tüm, dert ve üzüntüleri yok
edecek tuhaflıkta bir kambur görmüşler. Terzi ve eşi
hemen kambura yaklaşmışlar, onun konuşmalarından
öylesine keyiflenmişler ki, onu evlerine davet etmişler.
Kambur da bu davete hemen olumlu yanıt vermiş; ve
onlarla birlikte eve girmiş. Terzi, dükkânlar kapanmadan
önce alışveriş yapmak ve misafirini bu yoldan
onurlandırmak için çarşıya gitmek üzere kamburun
yanından bir süre ayrılmış. Kızarmış balık, taze ekmek
ve tatlı olarak da büyük bir parça helva satın aldıktan
sonra eve dönüp bütün aldıklarını kamburun önüne
koymuş; sonra hep birlikte yemeye oturmuşlar.
Neşe içinde yemeyi sürdürürlerken, terzinin karısı eline
büyücek bir parça balık almış ve bütünüyle kamburun
ağzına tıkmış, ağzından lokmayı atmaması için de
eliyle ağzını kapatmış ve ona "Vallahi! Bu lokmayı bir
yutuşta ve duraksamadan yutman gerek! Yoksa elimi
çekmem!" demiş.
Bunu duyan kambur büyük bir gayret göstermiş,
sonunda da lokmayı yutmuş. Ne yazık ki, bahtında
yazılı olacak, lokmanın içinde iri bir kılçık varmış;
lokmayı acele yutarken bu kılçık boğazına saplanıp
kamburu o anda öldürüvermiş.
Anlatısının burasında vezirin kızı Şehrazat, sabahın
yaklaşmakta olduğunu görmüş ve âdeti olduğu üzre,
Şah Şehriyar'ın kendisine vermiş olduğu izni kötüye
kullanmış olmamak için öyküyü daha fazla uzatmak
istememiş ve susmuş.
Bunun üzerine kızkardeşi genç Dünyazat, ona
"Ablacığım, konuşman ne kadar kibar, tatlı, zevkli ve
temiz!" demiş. Ablası da, "Şayet asil şahımız lütfeder
de bir gece daha sağ kalırsam, yarın gece öykünün
devamı olarak anlatacaklarımı duyunca acaba ne
yapacaksın?" demiş.
Şah Şehriyar da içinden, "Vallahi! Bu acayip öykünün
sonunu öğrenmedikçe onu öldürtmeyeceğim" demiş.
Sonra Şah Şehriyar, Şehrazat'ı kollarına almış; ve ikisi,
geceyi sabah oluncaya kadar birbirinin koynunda
geçirmişler. Sonra da şah kalkmış ve divana gitmiş.
Onu izleyerek vezir ve emirler ile mabeyinciler ve
muhafızlar da salona girmişler; ve divan insanla
dolmuş. Şah, adalet dağıtmış, işleri düzenlemiş ve
kimilerini tayin, kimilerini de azletmekle meşgul olmuş;
askıda kalan davaları görmüş; böylece bütün gün uğraş
vermiş. Divan çalışmaları bitince şah, sarayına çekilmiş
ve gidip Şehrazat'ı bulmuş.
Ve Yirmi Beşinci Gece Gelince
Dünyazat, Şehrazat'a, "Ablacığım, senden rica
ediyorum, bize Kambur, Terzi ve Karısı öyküsünün
sonunu anlat!" demiş. Şah da aceleyle,
"Anlatabilirsin!"yanıtını vermiş. O zaman Şehrazat söze
başlayarak demiş ki:
Ey bahtıgüzel şahım, işittim ki, terzi, kamburun böylece
ölüverdiğini görünce, "Yüce ve kadir-i mutlak olan
Tanrı'dan daha güçlü ve kudretli varlık yoktur! Bu zavallı
adamın gelip de bizim ellerimiz arasında böylece
ölüvermesi ne felaket!" demiş. Fakat karısı bunu kabul
etmeyip, "Ne kadar yanılıyorsun sen!” diye haykırmış.
"Şairin şu dizelerini bilmiyor musun?”
Ey ruhum! Niye saçmalığa dalıyor ve kahroluyorsun?
Kedere, kaygıya değmeyecek şeylerle zihin yorup
duruyorsun! Kenarında oturacağına, kendini ateşe
atıyorsun! Ateşe yaklaşmanın tutuşma tehlikesi
getireceğini bilmiyor musun?"
Bunu duyan kocası, ona, "Peki, öyleyse ne yapmalıyım
şimdi?" diye sormuş. Kadın, "Hele ayağa kalk! İkimiz
birlikte ölüyü buradan kaldıralım; onu ipek bir örtüye
saralım! Hemen bu gece, ben önde, sen arkada
taşıyalım! Sen yol boyunca, boyna, 'Bu benim
çocuğumdur! Şu da annesi! Çocuğa bakacak bir hekim
arıyoruz! Nerede bir hekim var acaba?' diyeceksin” diye
yanıt vermiş.
Karısının bu sözlerini duyan terzi, ayağa kalkmış,
kamburu kollarına almış ve karısını izleyerek evden
çıkmış. Kadın da, ken-dince, "Ah zavallı yavrum! Sağ
salim bir kurtulsan! Söyle neren ağrıyor? Ah, bu kör
olası çiçek illeti! Bedeninin neresinde kabarcıklar var?"
diyormuş; onun bu sözlerini duyan her gelip geçen,
"Bunlar çocuğun anasıyla babası! Suçiçeğine tutulmuş
çocuklarını taşıyorlar!" diyor ve oradan bir an önce
uzaklaşmaya çalışıyormuş.
Terzi ile karısı, böylece, nerede bir hekim
bulabileceklerini sora sora ilerlemişler; sonunda, tarifleri
izleyerek Yahudi bir hekimin kapısına ulaşmışlar. Kapıyı
çalmışlar, zenci bir kadın merdivenleri inip onlara kapıyı
açmış ve kollarında bir çocuk taşıyan adamı ve ona
eşlik eden kadını görmüş. Kadın ona, "Yanımızda
hekimin bakması için çocuğumuzu getirdik. Şu çeyrek
dinarı al ve efendine ver, ona inip çok hasta olan
çocuğuma bakması için ricada bulun!” demiş.
Bunun üzerine hizmetçi yukarı çıkmış; terzinin karısı da
hemen evin eşiğini aşmış ve kocasını içeri alıp ona,
"Kamburun cesedini hemen şuracığa koy ve en kısa
zamanda buradan uzaklaşalım!" demiş. Terzi,
kamburun cesedini duvara yaslayarak merdiven
basamaklarından biri üzerine yerleştirmiş ve karısı
kendisini izlemekte iken oradan uzaklaşmış.
Zenci hizmetçiye gelince, efendisi Yahudi hekimin
yanına girmiş ve ona, "Aşağıda, bir kadın ile bir erkeğin
getirdiği bir hasta var; bana senin için çeyrek dinar
vererek onu iyileştirecek bir reçete yazmanı istediler"
demiş. Yahudi hekim çeyrek dinarı görünce sevinmiş ve
çabucak yerinden kalkmış; ve aceleyle aşağı inerken
yanına ışık almayı unutmuş. Bu yüzden merdivenden
inerken kamburun cesedine çarpmış ve onu yere
yuvarlamış. Birine çarpıp yere yuvarladığını
anlamaktan gelen korkuyla onu hemen muayene etmiş
ve ölmüş bulunduğunu görünce, buna kendisinin neden
olduğunu düşünmüş. Bunu anlayınca, "Allahım!
Yarabbi! Bu ne beladır? On Emrin ile beni koru!" demiş.
Sonra da ölümüne neden olduğu kişinin cesedini nasıl
ortadan kaldıracağını düşünürken, Harun'un, Nuh'un
oğlu Yuşa'nın ve öteki İsrail peygamberlerinin adlarını
anarak yakarışlarını sür-dürmüş; sonra da, "İşte şu
hastaya çarpıp onu merdivenlerinin dibine kadar
düşürerek ölümüne neden oldum! Şimdi bu ölüyü ne
yapacağım?" diye kendi kendine söylenmiş. Cesedi alıp
evin avlusunun bir köşesine kadar götürmüş; sonra da,
ölüyü karısına göstererek meseleyi anlatmış. Karısı
şaşınp kalmış ve "Ah! Hayır! Bu ölü burada kalamaz.
Hemen onu evden çıkar! Çünkü, gün doğuncaya kadar
burada kalırsa iflah olmayız. Birlikte onu evin
taraçasına taşıyalım, oradan komşumuz Müslüman'ın
avlusuna yuvarlayalım! Çünkü bilirsin ki komşumuz
sultanın aşçısının azık sağlayıcısıdır; evi de içyağı,
tereyağı, zeytinyağı, un ve zahire gibi şeyleri kemirip
zarar veren fare, kedi ve köpek dolu-dur. Bu hayvanlar
kuşkusuz ölüyü de yer bitirirler" demiş.
Bunun üzerine Yahudi hekim ve karısı kamburu alıp
taraçaya çıkarmışlar. Oradan da yavaşça cesedi azık
sağlayıcının evinin içine indirmiş, mutfağın duvarına
ayaküstü yaslamışlar. Sonra da oradan ayrılıp kendi
evlerine dönmüşler.
Kamburun duvara yaslanmış olarak oraya
bırakılmasından birkaç dakika sonra, azık sağlayıcı,
dışarıdan eve dönmüş; kapıyı açıp bir mum yakarak
Description:Yüzlerce yıl boyunca, Çin'den Kuzey Afrika'ya uzanan ve Çin, Çin Hindi, Hindistan, İran, Irak, Türkiye, Suriye ve Mısır'ı kapsayan bir alanda anlatılan Binbir Gece Masalları, ilk kez Antoine Galland tarafından düzenlenip Fransızcaya çevrilerek (1704-17, 12 cilt) dünyaya tanıtıldı