Table Of ContentANKARA ÜNIVERSITESI
İLAHİYAT FAKÜLTESI YAYINLARINDAN
(cid:9) XLII (cid:9)
ARAP DEVLETI
VE
SUKUTU
YAZAN
Julius WELLHAUSEN
ÇEVİREN
Prof. Dr. Fikret IŞILTAN
ANKARA Ü NİVERSİTESİ BASIMEVİ - 1963 TEL : 105404
ANKARA ÜNİVERSİTESİ
İLAHIYAT FAKÜLTESI YAYINLARINDAN
XLII (cid:9)
ARAP DEVLETI
VE
SUKUTU
YAZAN
Julius WELLHAUSEN
ÇEVIREN
Prof. Dr. Fikret IŞILTAN
ANKARA ÜNİVERSİTESİ BASIMEVİ - 1963 TEL : 105404
IÇINDEKILER
Çevirenin (cid:9) Önsözü V—VI
Önsöz (cid:9) VII—XI
Birinci Kısım
Giriş (cid:9) 1 — 34
İkinci Kısım
Ali ve Birinci İç Savaş (cid:9) 35 — 53
Üçüncü Kısım
Sufyaniler ve İkinci İç Savaş (cid:9) 54 — 94
Dördüncü Kısım
İlk Mervaniler (cid:9) 95 — 125
Beşinci Kısım
Ömer II ve Mevâli (cid:9) 126 — 147
Altıncı Kısım
Muahhar Mervaniler (cid:9) 148 — 175
Yedinci Kısım
Mervan ve Üçüncü İç Savaş (cid:9) 176 — 188
Sekizinci Kısım
Horasandaki Arap Kabileleri (cid:9) 189 — 233
Dokuzuncu Kısım
Arap Devletinin Sukutu (cid:9) 234 — 267
Indeksler
A — Şahıs Adları (cid:9) 269 — 277
B — Yer Adları (cid:9) 278 — 283
C — Aile, Kabile, Topluluk, Millet ve Devlet Adları 284 — 287
III
ÇEV İRENİ N ÖNSÖZ Ü
Büyük tarihçi W ell h au s e n'ın "İsliim'ın en eski tarihine giriş"inden
sonra, bugün de "Arap devleti ve sukutu" adlı asıl ana eserini yayınlayabil-
menin sevinci içindeyim. Bu eserin tercümesi asl ında daha 1959 yılında
ikmal olunmuştu; ancak, mali güçlükler her iki eserin birden neşrine im-
kân vermediği için, hem daha önceki devreye taaliak ettiği, hem de Well-
hausen'ın tenkid metodunu ve hadiseleri izah tarzını daha göze çarpıcı
bir şekilde belirttiği mülahazası ile önce Giriş'i yayınlamayı doğru bulmuş-
tum (*). Bu iki kitapla Hulefay—ı Raşid in ve Emevi hilafeti devre-
lerinin, yani islam tarihinde Arapların, islami hudutların bütününe Şamil,
hakikaten kısa sürmüş olan siyasi hakimiyetlerinin kritiğe mütehammil,
ilk neş'rinden beri altmış yıl geçmiş olmasına rağmen ilmi kıymetini bütünü
ile muhafaza eden bir hikâyesi, Üniversite öğrencilerinin ve tarihseverlerin
mütalaasına arzedilmiş bulunuyor. Yakın bir gelecekte aynı müellifin is-
lâmda ilk muhalefet fırkaları ve Emeviler devrinde Bizans — Arap müca-
deleleri hakkındaki etraflı iki makalesini de Türkçeye çevirip neşredeceğim.
Bu suretle büyük müsteşrik ve tarihçinin islam tarihine dair en mühim
yazıları dilimize mal edilmiş olacaktır.
Üniversitelerimizde islam tarihi tedrisatı modern manada yeni yeni
gelişmektedir. Wellhausen'ın eserlerinin neşrinden beklediğim, bu inkişafı
akademik anlamda sağlam metodik esaslara bağlamak hususunda bir ör-
nek teşkil etmeleridir. Kanaatimce, tarihin her devresi, her bölge için bir-
birinden çok farklı faktörlerin ışığı altında mütalaa olunmalıdır. Tarihçi
ele aldığı devrenin temsil ettiği zihniyete tam manası ile nüfuz etmediği,
geçmiş devir hadiselerini bu günkü görüş zaviyesinden tek veya bir kaç
taraflı olarak izaha çalıştığı müddetçe çıkmaz bir yolda beyhude gayret
sarfediyor demektir. Zaman zaman bir evvelki devreye ait tarih görü şü-
nün hatalı addolunması bundandır. Hadise ve vakıaları nasıl bir zaman-
lar moda olduğu gibi, yalnız milliyet veya din hisleri zaviyesinden görmek
hatalı ise, bunları sadece iktisadi veya içtimai çerçevelerde mütalaa etmek
*) islâmin en eski tarihine giriş, İstanbul 1960.
V
de o derece hatalı ve kifayetsizdir. Ortaçağ ve islam tarihi için önemli olan
husus, bu devreye damgalarını vurmuş, kitlelere hakim, sürükleyici şahsi-
yetlerin karakterlerini inceleyerek hadiselerin olu şunda bunların mües-
siriyet hudutlarını çizmektir. Bu çağ içinde kılıç elde kal'eden kal'eye,
diyardan diyara koşan, bugün bize hiç de lüzumlu, faydalı ve hatta mantıki
görünmeyen gayeler uğrunda kan ve can feda eden insanların bu hareket-
lerini sadece bugünkü tarih usulünün tercihan araştırıp öne sürdüğü ikti-
sadi ve sosyal 4millerle izah etmek pek doğru olmasa gerektir. Milletlerin
teşekkül etmiş karakter hüviyetlerine büyük ölçüde kıymet verilmesi ve
hâdiselerin izahında şahsi karakterler yanında bu faktöre de gerekli ehem-
miyetin tanınması lazımdır. Bu suretle s iy as î tarih son zamanlarda pek
lâubalice itildiği ikinci plandan hak ettiği mevkie yükselecektir.
İşte Wellhausen dünya tarihinin en hareketli ve ilgi çekici bir devresi-
nin, Emevi hilâfetinin tarihini kaleme alırken bütün bu faktörlere gereken
ehemmiyeti vermiş ve bu zamana müteallik rivayetlerin kemmiyet ve key-
fiyet bakımından arzettiği karışıklığı mükemmel ve sağlam bir kritik metodla
ortadan kaldırıp vukuatın cereyanını ana çizgi ve esas âmilleri ile tesbit
etmiştir. Bu arada tebarüz ettirmeyi önemli bulduğum cihet, onun tarihi
hadiselerin izahında iktisadi ve sosyal bütün unsurları nazarı itibara almak-
tan daha ileri giderek, ortaçağ ve Arap-Islam dünyasının endividüel ha-
reket noktalarını büyük bir ustalıkla canlandırMayı bilmiş olmasıdır. Bu
anlamda mesela bir Mugire b. Şu'be, bir Ziyâd b. Ebihi, bir Hişam ve bir
Velid II tasviri hakikaten şahane, sürükleyici ve ikna edicidir. Aslında
eserin, üstadane tahkiyesi, isabetli tahlil ve sentezleri ile layık olduğu alâ-
kayı çekeceğinden şüphem yoktur.
Aziz dostum ve kıymetli meslekdaşım, Ankara Üniversitesi ilahiyat
Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Neş'e t Çağa t a y'a, her iki fakülte tedrisatını
da aynı derecede ilgilendiren bu önemli klâsik eserin yayınlanmasına ta-
vassut, aynı zamanda benim eserin tab'ı esnasında yurt dışında bulunmam
sebebiyle baskının yanlışsız ve güzel bir şekilde intacına fi'len yardım et-
mesi sebebiyle çok teşekkür borçluyum. Kıymetli asistan arkadaşlarım
Dr. Nejat Göyünç, Dr. Muammer Kemal Özergin, Hakkı Dursun Yıl-
dız ile Ilahiyat Fakültesinden Asistan Esat Coşan'ın bu baskıda büyük e-
mekleri vardır. Bütün tashihler onların elinden çıktığı gibi Endeks de yine
bu gayretli ve fedakâr dostlar tarafından yapılmış, eserin kıymetini ve
kullamşhlığım arttırmıştır. Kendilerine burada alenen teşekkürü zevkli
bir vazife bilirim.
Prof. Dr. FİKRET IŞILTAN
VI
ONSÖZ
Emeviler devri hakkındaki eski rivayetleri, henüz katışıksız ve üze-
rinde oynanılmamış bir halde olduğu için en itimada şayan bir şekilde
Taberrnin, eserinin en parlak kısmını teşkil eden ve hemen yirmi yıldan
beri matbu olarak sunulmuş olan Leiden baskısının ikinci serisinde bulmak
mümkündür. Taberi her şeyden önce hakiki Ebu' Mihnef rivayetlerini ve
bununla malik bulunduğumuz en eski ve en iyi Arap nâsirini geniş par-
çalar halinde muhafaza etmiş bulunuyor. Ebu' Mihnef Lût b. Yahya
b. Said b. Mihnef Kûfe Ezdlilerine mensup olup uzun nesebi onun baba
tarafından asil bir menşeden olduğunu telmih etmektedir. Muhtemelen,
Sıffin savaşında Ezdlilerin reisi olan Mihnef b. Suleym onun ceddi ve
bu zatın oğulları Muhammed ve Abdurrahman da büyük amcaları idiler.
Ne zaman doğmuş olduğunu bilmiyoruz. 'bn Eş'as'ın hicri 82 yılındaki
isyanı sırasında artık genç bir adam yaşına ulaşmış bulunmakta idi.
Muhammed b. Sâib el-Kelbi ile dost olup (Tab. 2, 1075, ı o96) eser-
lerinin ve rivayetlerinin intikalini bilhassa bu zatın oğlu olan maruf İhn
Kelbrye medyun bulunmaktayız Taberi bu rivayetleri umumiyetle İbn
Kelbrye atfen zikretmektedir. Ebû Mihnef Dımaşk hilâfetinin sukutunu da
idrâk etmiştir; Taberrdeki son rivayetleri 132 yılına aittir.
Ebû Mihnef kısım kısım, daha eski veya kendisi ile aynı zamanda
yaşayan diğer râvileri, meselâ Amir el-Şa'bi, Ebû'l-Muharik el-Râsibi,
Mucâhid b. Sa'id, Muhammed b. Sa'ib el-Kelbryi mehazları olarak
kaydetmektedir. Fakat malzemesini en büyük kısmiyle, aynı branşa
mensup seleflerinden almamış, bilâkis bizzat ex vive Are, muhtelif yönlere,
ilk elden duruma âşina olmaları mümkün veya bizzat hadise içinde yaşamış
olan her tabakadan kimselere başvurmak suretiyle toplamıştır. İsnad,
mehazlannın halkaları onçkı. henüz hakikidir ve sadece edebi bir form
şeklini almamıştır. Şahidlerinin sırası daima kısadır ve mesafenin gittikçe
azalması ile tamamiyle küçülmekte olup muhtelif hadiseler ve bunlar
hakkındaki tek tek rivayetlerde müternadiyen değişir; öyle ki bu suretle
başka kaynaklardan malfun bulunmayan muazzam bir isimler yığını
ortaya dökülmüş oluyor. Şahidler ağaçlara bakmaktan ormanın farkında
olmamakla, en geniş teferruatı zikretmekte, hiçbir noktayı anonim bırak-
mamakta, eşhası diyalogları ve icraatları ile ön plâna çıkarmakta ve işin
esasında pek az farklarla hep aynı şeyi tekrarlamaktadırlar.: Bu yüzden
VII
bir terakki çok ağırlaştırılmış oluyor; fakat bu mahzuru teferruatın zen-
ginliği karşılamaktadır. Hadiselerin tazesi tazesine bıraktığı tesirler ve
bunlar üzerindeki ilk reaksiyon ve dedikodular kaydedilmi ştir. Hikayenin
canlılığı, âmiyane şekli ile, daha da artmaktadır. Her şey diyalog ve
sahnedir. Bu hususu gözler önüne seren birkaç misal benim Havaric ve
Şi'a hakkındaki makalemde (Göttingen ı go ı ) bilhassa ig v.dd. ve 61
v. dd. de görülebilir.
Mommsen bir defa, alım olmayanlar için, râvinin yakaya iştirak
edenlerden aldığını zikrederek başladığı hikâyelerin umumiyetle doğru
olmadıklarını isbata hacet bulunmadığını söylemişti. Fakat alim olmayan-
ların o gürbüz akıllarını pek o kadar geniş bir şekilde istimal etmemelerini
temenni etmek de gereklidir. Ebû Mihnef yazmamış olsaydı, bu tarihi
bir kayıp olurdu. Ama o bu hususta takip ettiği usulden başka ne yapa-
bilirdi? Mevsuk kaynaklar ona büyük malzeme sağlamıyorlardı; bun-
lardan ancak eline geçtikleri zaman istifade etmiştir ve fakat ne bunları
ele geçirmeye gayret etmiş, ne de sistematik bir şekilde eserine temel
yapmağa uğraşmıştır. Hikayesini tevsik için Ebû Mihnef çoğu zaman
gınalar ve beyitler zikretmiştir. Buna mukabil sağladığı esas kontrol
vasıtası, onun aynı hadise için muhtelif menşeden gelen rivayetlerin bir yığın
variyantını bir araya getirmesi ve bu suretle bunlardan neyin kesin ve
neyin şüpheli olduğunu ölçmek ve mukayese etmek imkanını vermiş
olmasındadır. O bu suretle aynı zamanda teferruata müteallik hususların,
sadece bir defa zikredildikleri için, ikinci plana düşmesini ve mütemadiyen
tekerrür ettikleri cihetle, esas meselelerin yava ş yavaş tebellür edip ortaya
çıkmalarını sağlamış oluyor. Ebti Mihnef, birbirine muvazi olmayan
rivayetleri, ilerlemeye devam eden bir bağlılık meydana getirecek şekilde,
uygun bir teakup sırasına vaz'eder. Bu çalışma tarzı içinde bazı seçme-
lere ve uygulamalara başvurulmadan edilememiştir. Önemli noktalarda
hiçbir tezad tezahür etmemektedir. Rivayetler tam bir tevafuk halinde
birbiri içine girmiştir. Ortaya çıkan manzara, sadece vakıalar bakımından
değil, karakterler cihetinden de bütünü ve umumiyeti ile sağlam ve müte-
canistir. Zahiren karmakarışık bir manzara arzeden malzemeye, her şeye
rağmen, müellifin planı ve onun elde ettiği umumi görüş hakimdir. Mamafi
o büyükçe bir devri ihata etmiş ve bunu pragmatik ve kronolojik bakımdan
birleştirmiş değildir. Bütün esere aynı ölçü ile tatbik edilen bir kronoloji
onda yoktur; ancak dağınık tarihler ve ekseriya, ancak, yıl ve ay zikret-
meden, haftanın günlerini vermektedir. Hadiseleri bir ipliğe dizmemiş,
bilakis bunları tek tek ve birbirinden bağımsız olarak en geniş mânada
ve tamamiyle dağınık olarak tasvir etmiştir. Fihrist'de onun 22 mono-
grafisi unvanlariyle birlikte tâdad edilmektedir.
Ebû Mihnef için karakteristik olan nokta, onun Islamın ilk devresi
ile değil, fetihlerle başlamış olması ve esas itibariyle Sıffin yanındaki
VIII
savaştan itibaren, bizzat içinde yaşadığı devre hakkında bilgi verme-
sidir. Bu, onun alakasının bizzat yaşadığı yere, Irak'a ve bunun merkezi
Kûfe'ye müteveccih ve münhasır olması ile de ilgilidir. Bu zaman ve
mekân hudutları dışında bilhassa mükemmel bir bilgiye malik değildir.
İmdi, Kûfe ve Irak devlete karşı muhalefetin merkezi oldukları için de
onun tasvir ettiği daha ziyade bu muhalefettir. Onun bilhassa seve seve
ve bütün ince tafsilâtı ile naklettiği mevzular Musfevrid, Sebib, Hucr,
Huseyn, Suleyman ve Muhtar idaresindeki harici ve şii ayaklanmalar ile
İraklıların İbn Eş'as kumandasındaki isyanıdır. Kûfe rivayetini naklet-
mekte olup sempatisi Suriye'ye karşı Irak'a, Ümeyyelilere mukabil Ali'ye
müteveccihtir. Mamafih bu sempa tisine mukabil onda herhangi bir taraf-
girlik görülmemekte, hiç olmazsa vakıaları tahrif edici bir temayül mü-
şahede olunmamaktadır. Sadece bazan, mesela AkIl'in Sıffin'de Ali'ye
karşı savaşmış olması gibi hoşuna gitmiyen bazı şeyler hakkında susmuş
olduğu görülüyor.
Eski İslamda, dini-siyasi muhalefet partileri hakkındaki makalemde
tercihan Ebû Mihnef'e dayandım. Buna mukabil bu eserin mevzuunu
teşkil eden Arap devleti tarihi için Ebû Mihnef o kadar zengin malzeme
sağlamamaktadır. Bu hususta en iyi kaynak Kûfe değil Medine rivaye-
tidir. Eski ana rivayet odur. Bu, menşelerinde Kûfe rivayetinden daha
yukarıya varmaktadır, fakat bize kâfi derecede intikal edebilen rnümes-
silleri Ebû Mihnef'den daha genç olup ancak ilmi telifin Medine'den
Bağdad'a hicret etmeye başladığı zamanlarda parlamışlardır. Bunlar
bilhassa, bir azadlı köle olan İbn İshak, yine aynı şekilde bir mevlâ olan
Ebû Ma'şer ve Vakıdi'dirler. Bunlar artık ham malzemeyi ilk elden topla-
mamaktadırlar. Rivayetler bunlara ilmi tavassutlarla intikal etmekte olup
onlar tarafindan gözden geçirilmekte, tasnif, tashih edilerek birbiri içinde
eritilmektedir. Bunlar bu rivayetleri bilhassa daha büyük ve daha disip-
linli bir irtibat içine sokmakta ve onları aynı zamanda müteselsil bir
kronolojiye tabi tutmaktadırlar. Tek tek büyük hadiseler hakkındaki
bağlantısız hikayeler bu suretle müteselsil bir tarih halini almaktadır.
Bu usulün yaratıcısı olarak İbn İshak kabul edilebilir. O ve muakkipleri
için karakteristik olan cihet annalistik şekil olmuş ve bu şekil sonradan
moda olmuştur. Kronoloji, ilmi araştırmayı ve mukayeseyi gerektirir.
Medine alimleri bunu ihmal etmemiş ve kritiğe şayanı dikkat derecede
mütehammil neticeler elde edebilmişlerdir. Onlar bu arada belki de,
mesela zelzele ve diğer tabiat hal:liselerinin tarihlenmesi hususunda, zaman
zaman Hıristiyan, bilhassa Süryani rahiplerinin kayıtlarına istinad etmek
imkanını bulmuşlardır. Hac-liseleri bir zaman ağı içindç toplamak gayre-
tinin nasıl ileri adımlar attığı müşahede olunuyor; İbn İshak, halefleri
tarafından, kronolojinin tamamlığı bakımından daha da aşılmıştır (Vandi,
s. i5 v.d.). Ebû Ma'şer tarihlemeden başka hiçbir hususa ehemmiyet
IX
vermez görünmekte ve Vakıdi'de de bu husustaki ilgi ön planda kal-
maktadır. Bu ikisinin birbiriyle münasebeti hakkında bk. Tab. 2, ı 172;
ıo. 1173; 6.
Medine, İslam cemaatinin ve Arap devletinin çekirdeği idi. Kendi-
sinden neş'et eden dünya tarihi çapındaki gelişme için bu şehrin haiz
olduğu merkezi önem, burada meydana gelen rivayete damgasını vur-
muştur. Bu rivayet tabiatiyle ön planda, islamın dini ve politik mânada
henüz parçalanmamış bir vandet teşkil ettiği ve bütün dünyayı kendi
içinde birleştirecekmiş gibi göründüğü muhteşem ve mukaddes ilk dev-
renin hatıralarını ihya etmekte idi. İbn İshak'ın hemen hemen mün-
hasıran kendisini vakfetmiş olduğu intibaırn veren ana mevzuu, Megâzi
ile birlikte Stret, yani Muhammed'in hayatı, cemaatin onun tarafından
kuruluşu, devletin onun ve halifeleri tarafından fetihler devresindeki tesisi
idi. Bu rivayet, devletin siklet merkezi Dımaşk'a intikal ettiği zaman dahi
hala merkezi ve bütünü gözönünde bulundurmakta idi. Bu rivayetin
sahipleri filvaki Dımaşk'a hicret etmeyip Medine'de kaldılar, fakat bu
şehir Emeviler devrinde de, Bağdad bu mânada onun yerini alıncaya
kadar, sadece asil Arap sosyetesinin makarrı olmakla kalmadı, İslam
kültürünün fikri merkezi olmak durumunu da muhafaza etti. Devletin
tarihi, dünyevi devamiyle dahi, idare ile anlaşamamalarına rağmen
Medine alimlerinin dikkatini üzerine çekmekte devam etti. Bunlar Irak'-
dan ve hele Horasan'dan çok daha ziyade Suriye ile alâkadar oldular.
Bir takım resmi denilebilecek, mesela hükümdarların ne zaman idareyi
ellerine aldıkları ve öldükleri, en mühim eyaletlerin valilerinin ne zaman
tâyin ve ne zaman azlolundukları, hangi yıl, kimin, halifenin emriyle
Haccı veya Bizanslılara karşı yaz seferini idare ettiği 'gibi kayıtlar EVI
Ma'şer ve Vakıdi'de muntazam fasılalarla tekerrür ederler; bu kayıtlar
Medine annalistiğinin bel kemiğini teşkil ederler. Ilave bilgiler ancak bazı
buhranlar veya ona teşebbüsler mevzuunda bir kabarıklık teşkil eder;
bunlar umumiyetle kifayetsizdirler. İlmi ilgi kuru vakıalara müteveccihtir;
tafsilât vermek hevesi, mevzua samimi bir bağlılık, hadisede rol oynayan
eşhasa karşı içten gelen bir ilgi pek müşahede edilmez. Medine'de gerek
Emeviler ve gerekse Suriyeliler için sempati hisleri bulmak mümkün
değildi; bitaraflıktan fazlası bunlardan elbette beklenemez.
Hiç şüphesiz bizzat Suriye'nin, yani Suriye Arapları= da bir riva-
yetleri mevcut olmuş olmalıdır. Fakat bu elimize geçmemiş, kaybolmuştur.
Bunun izlerine Belazuri'de, belki de, Küfe'de oturmakla beraber kabilesi
dolayısiyle Suriye ile irtibatı bulunan ve Taberi'de İbn Kelbi yolu ile
Suriye hadiseleri hakkında sık sık râyi olarak kaydedilen Kelbli Avâne'de
tesadüf olunabilir. Bu Suriye rivayetinin ruhunu en iyi bir şekilde hıris-
tiyan kroniklerinden, bilhassa Hispalis'li İzidor'un Continuatio'sundan
öğrenmek kabildir. Bunda Emeviler, kendilerini mutad olarak gördüğü-
X
müz açıdan çok daha müsait bir zaviyeden ve bambaşka bir ışık altında
görünmektedirler. Araplar hakkında son söze düşmanları malik oldular;
tarihleri, bundan çok hırpalanmıştır.
Ebü Mihnef ile Medineliler arasında bir nevi ortalama mevkii
Medaini alıyor. 0 alim bir tarihçidir, fakat tasvirine çok tafsilath olarak
girişmiş olup, Basra ve Horasan'a karşı tam bir eyaletli ilgisine sahiptir.
Taberrde Basra ve Horasan'a müteallik hemen bütün haberler ondan
ahnmadır. Medaini tamamiyle Abbasi görüşüne sahip olup Emevilerin
inkırazını ve mukaddes hanedanın iktidara gelişini bu noktai nazardan
hikaye etmektedir.
Taberrnin bu ana ravilerinin karakteristiğini vermekle iktifa ediyo-
rum. Onda, bilhassa bazı hususi pasajlarda, müstakil eserleri ile bize
kadar intikal etmemiş nice başka ravi de söz almaktadır. Fakat ben burada
bir çırpıda en eski Arap tarih yazıcılığına tam bir bakış vermek iste-
miyorum. Bana sadece bunun menşeleri hakkında bilgi vermek gerekli
göründü; bu manada söylediklerim yetsin. Tamamlayıcı olarak Wüsten-
feld'in Göttingen ilmi sosyetesi neşriyatının 28 ve 2g. ciltlerini teşkil eden
maruf Verzeichnis'i hizmet edebilir.
Aslında maksadım, Emeviler devrini, büyük fetihler devresini Skizzen
und Vorarbeiten'ın 6. fasikülünde işlediğim gibi, aynı şekilde ve aynı Prole-
gomena zur ditesten Geschichte des Islams unvanı ile kaleme almaktı. Onda
Seyf b. Ömer'in tasvirini Taberrdeki bütün değer rivayetlerle karşılaştır-
mak ve bunu diğerlerinin tarafgirane bir şekilde işlenmesi olarak ispat
etmekle yetinebilmiştim; fakat Seyf, Cemel = Deve savaşı ile son bulmakta
olup bundan itibaren tarihi tenkid artık mütecanis ve devamlı bir noktai
nazara göre icra edilmemektedir. Artık edebi bir rehbere uyulamaz,
vak'adan vak'aya objektif sebeplere göre hüküm vermek, meritae causae'lere
gömülmek veya eklektik veya ahenkli bir yol tutmak gerekmektedir.
Filvaki raviler hala itimada sayan olmak bakımından farklıdırlar; fakat
bunlar ancak arada sırada ve her zaman aynı istikamette olmadan bir-
birinden ayrılmaktadırlar. Araştırma, mümkün ve lüzumlu olduğu yerde
daha tutanaklı ve fakat daha az verimli oluyor. Fakat araştırma her zaman
mümkün değildir, çünkü malzeme kifayetsizdir; her zaman lüzumlu da
değildir, zira râviler birbirine uymakta veya birbirini tamamlanıaktadır.
Pozitif tasvir sık sık araştırmanın yerini alabiliyor veya almak zorunda
kalıyor. Başlangıçla mukayese edilirse bu pozitif tasvir eserin devamında
daha üstün duruma geçiyor. eslübun karıştırılması hususundaki yapılacak
ithamlara göğsüm açık; değişen çalışma tarzını, rivayetin daima değişen
bünyesi tevlit etti. Bazı suallerin vaz'ına ise malzeme tarafından değil
seleflerimce icbar edildim. Bu arada bunlara onlardan başka türlü cevap
verdiğim de oldu.
Göttingen, igo2 Temmuzu. (cid:9) WELLHAUSEN
XI
Description:Seyf b. Ömer'in tasvirini Taberrdeki bütün de ğer rivayetlerle karşılaştır- .. o, hiçbir zaman Mekke'deki Kâbe ve Kabe'llin tanr ısına karşı tabii sem- .. misera contribuens plebs [zavall ı vergi ödeyen halk]'in durumu hemen.