Table Of Content1
downloaded from KitabYurdu.org
Senden
Sonra
Ben
lanet
Roman
Senden Önce Ben'in Yazan
JOJO MOYES
PEGRSUS
Pegasus Yayınları: 1358 Bestseller Roman: 595
SENDEN SONRA BEN JOJO MOYES Özgün Adı: After You
Yayın Koordinatörü: Yusuf Tan Editör: Tüvana Zararsız Düzelti:
Halûk Kürşad Kopuzlu Sayfa Tasarımı: Meral Gök
Baskı-Cilt: Alioğlu Matbaacılık Sertifika No: 11946 Orta Mah.
Fatin Rüştü Sok. No: 1/3-A Bayrampaşa/İstanbul Tel: 0212 612 95 59
1. Baskı: İstanbul, Mayıs 2016 ISBN: 978-605-343-904-2
Türkçe Yayın Hakları © PEGASUS YAYINLARI, 2016
Copyright © Jojo’s Moyo Ltd., 2015
Bu kitabın Türkçe yayın hakları Curtis Brown Group Limited’dan
alınmıştır.
Tüm hakları saklıdır. Bu kitapta yer alan fotoğraf/resim ve metinler
Pegasus Yayıncılık Tic. San. Ltd. Şti.’den izin alınmadan fotokopi dâhil,
optik, elektronik ya da mekanik herhangi bir yolla kopyalanamaz,
çoğaltılamaz, basılamaz, yayımlanamaz.
Yayıncı Sertifika No: 12177
2
downloaded from KitabYurdu.org
Pegasus Yayıncılık Tic. San. Ltd. Şti.
Gümüşsüyü Mah. Osmanlı Sk. Alara Han No: 11/9 Taksim /
İSTANBUL Tel: 0212 244 23 50 (pbx) Faks: 0212 244 23 46
www.pegasusyayinlari.com / [email protected]
JOJO MOYES
Senden Sonra (Ben
İngilizceden Çeviren:
FAZİLET MISTIKOĞLU
PEGASUS YAYINLARI
Büyükannem Betty McKeeye...
Birinci Bölüm
Barın sonundaki iri yarı adam terliyor. Duble İskoç viskisine
gömülmüş ama birkaç dakikada bir başını kaldırıyor ve yanına, arkasına,
kapıya doğru bakıyor. Şerit şeklindeki led ışıklandırmanın altında teri
ince ince parlıyor. îç geçirme kılığına bürünmüş uzun, titrek bir nefes
veriyor ve yeniden içkisine dönüyor.
“Pardon. Bakar mısınız?”
Başımı, parlattığım bardaklardan kaldırıp ona bakıyorum.
“Buraya bir tane daha alabilir miyim?”
Ona bunun iyi bir fikir olmadığını söylemek istiyorum. İşe
yaramayacak, hatta belki de sınırı aşmasına sebep olacak. Ama o
kocaman bir adam, kapanma saatine on beş dakika var ve şirket
prensiplerine göre isteğini reddetmem için hiçbir sebep yok. Bu yüzden
ona doğru yürüyorum, bardağını alıyorum ve içkisini dolduruyorum.
Başıyla şişeyi işaret ediyor. “Duble,” diyor ve tombul eli nemli
yüzünden aşağı kayıyor.
“Yedi sterlin yirmi peni ediyor.”
Salı gecesi saat on bire çeyrek var ve East City Havalimanının
İrlanda temalı barı Shamrock and Clover bu gecelik kapanmak üzere.
Bar son uçak kalktıktan on dakika sonra kapanıyor ve şu anda içeride
3
downloaded from KitabYurdu.org
benimle birlikte ya SC107 numaralı Stockholm uçağını ya da kırk
dakika rötar yapan DB224 numaralı Münih uçağını bekleyen, dizüstü
bilgisayarına gömülmüş bir genç adam, masa
ikide gevezelik eden kadınlar ve duble Jamesonını yudumlayan
adam var.
Öğleden beri buradayım. Carly1nin mide ağrısı tutunca eve gitti.
Şikâyet etmiyorum. Geç saatlere kadar kalmanın bence bir mahsuru yok.
Zümrüt Adanırı Kelt Gaydaları lifteki şarkıları sessizce mırıldanarak
yürüyorum ve bir video kaydını telefondan dikkatle izleyen iki kadının
bardaklarını topluyorum. Çakırkeyiflere özgü bir rahatlıkla kahkaha
atıyorlar.
Ben masanın üzerinden bardağına uzanırken, “Torunum,” diyor
sarışın kadın. “Beş günlük.”
“Çok güzel.” Gülümsüyorum. Bütün bebekler gözüme kuş üzümlü
çörek gibi görünüyor.
“İsveç’te yaşıyorlar. Ben oraya hiç gitmedim. Ama gidip ilk
torunumu görmem lazım, öyle değil mi?”
“Bebeğin doğumuna içiyoruz.” Yeniden kahkahalara boğuluyorlar.
“Bizimle beraber kadeh kaldırır mısın? Haydi, beş dakika ara ver. Yoksa
bu şişeyi vaktinde bitiremeyeceğiz.”
“Ah! Haydi bakalım. Gitmemiz gerek, Dor.” Ekranda gördüklerine
telaşlanıp eşyalarını topluyorlar, güvenlik kapısına doğru yürümeye
hazırlanırlarken hafifçe sendelediklerini belki de yalnızca ben fark
ediyorum. Kadehlerini tezgâha koyuyorum ve yıkanması gereken başka
bir bulaşık olup olmadığını görmek için barı gözlerimle tarıyorum.
“Hiç akim çelinmedi yani?” Kısa boylu kadın, atkısını almak için
dönüyor.
“Efendim?”
“Mesain bittiğinde öylece aşağıya inmek, bir uçağa atlamak
istemedin mi? Ben olsam yapardım.” Tekrar gülüyor. “Hem de her gün.”
4
downloaded from KitabYurdu.org
Gülümsüyorum, her anlama gelebilecek profesyonel bir
gülümseme bu. Sonra tezgâha dönüyorum.
Çevremdeki mağazalar bu geceliğine kapanıyor. Çelik kepenkler
pahalı el çantalarının ve acil durum hediyesi görevi gören Toble-rone
çikolataların üzerine takırdayarak iniyor. Üç, beş ve on bir numaralı
kapıların ışıkları titreyerek sönüyor ve günün son yolcuları gecenin
karanlığında kayboluyor. Kongolu temizlikçi Violet, arabasını bana
doğru itiyor, yavaşça salınarak yaklaşıyor ve lastik tabanlı ayakkabıları
parlak linolyum zeminde gıcırdıyor.
“İyi akşamlar, tatlım.”
“İyi akşamlar, Violet.”
“Bu kadar geç saatte burada olmamalısın, tatlım. Evinde,
sevdiklerinin yanında olmalısın.”
Her gece tam olarak aynı cümleyi kuruyor. “Az kaldı.” Ben de ona
her gece tam olarak aynı kelimelerle karşılık veriyorum. Memnun olarak
başını sallıyor ve yoluna devam ediyor.
Bilgisayarına Gömülmüş Genç Adam ve Terli İskoç Viskisi Sever
gitti. Bardakları istiflemeyi bitiriyorum ve paraları sayıyorum, yazar
kasa rulosundakiyle çekmecedeki eşit olana kadar iki kez kontrol
ediyorum. Her şeyi hesap defterine yazıyorum, pompaları kontrol
ediyorum, yeniden sipariş edilmesi gerekenleri not alıyorum. Koca
adamın paltosunun hâlâ bar taburesinin arkasında asılı durduğunu o anda
fark ediyorum. Yürüyorum ve başımı kaldırıp ekrana bakıyorum. Münih
uçağı yolcu alımına henüz başlıyor, eğer paltosunu ona yetiştirmeye
kalkışırsam diye. Bir kez daha bakıyorum ve sonra erkekler tuvaletine
doğru yavaşça yürüyorum.
“Merhaba? Kimse var mı?”
Duyduğum ses boğuk, belli belirsiz bir histerinin izini taşıyor.
Kapıyı itiyorum.
İskoç Viskisi Sever, lavaboların üzerine eğilmiş, yüzüne su
5
downloaded from KitabYurdu.org
çarpıyor. Yüzü bembeyaz kesilmiş. “Benim uçağımı mı anons
ediyorlar?”
“Yolcu alımına henüz başladılar. Birkaç dakika daha zamanınızın
olduğunu tahmin ediyorum.” Gitmeye yelteniyorum ama bir şey beni
durduruyor. Adam bana bakıyor, gözleri iki küçük, gergin endişe
düğmesine dönüşmüş. “Yapamam.” Bir kâğıt havlu alıyor ve yüzünü
kuruluyor. “O uçağa binemem.”
Bekliyorum.
“Bu yolculuğa yeni patronumla tanışmak için çıkmam gerekiyor ve
yapamıyorum. Ona uçağa binmekten korktuğumu söyleyecek cesareti
bulamadım.” Başını iki yana sallıyor. “Korkmak değil. Dehşete
kapılıyorum.”
Kapının arkamdan kapanmasına izin veriyorum. “Yeni işiniz
ne?”
Gözünü kırpıştırıyor. “A... araba parçaları. Hunt Motors firmasının
yeni Kıdemli Bölge Müdürü oldum, parantez aç Yedek Parçalar
parantezi kapa.”
“Büyük bir işe benziyor,” diyorum. “Sizin... parantezleriniz falan
var.”
“Bu iş için uzun zamandır uğraşıyorum.” Zorlukla yutkunuyor. “O
yüzden de bir alev topunun içinde ölmek istemiyorum. Gerçekten uçan
bir alev topunun içinde ölmek istemiyorum.”
Aslında bunun uçan bir alev topundan ziyade hızlıca inişe geçen
bir alev topu olacağına dikkat çekmek istiyorum ama sanırım bunu
söylememin ona pek yardımı dokunmaz. Tekrar yüzüne su çarpıyor, ona
bir tane daha kâğıt havlu uzatıyorum.
“Teşekkür ederim.” Titrek bir nefes veriyor ve dikleşiyor, kendini
toplamaya çalışıyor. “Eminim daha önce hiç aptal gibi davranan bir
yetişkin görmemişsindir, değil mi?”
“Günde yaklaşık dört kere görüyorum ”
6
downloaded from KitabYurdu.org
Küçük gözleri büyüyor.
“Günde yaklaşık dört kere erkekler tuvaletinden birini çıkarmak
zorunda kalıyorum. Sebebi de genelde uçak korkusu oluyor.” Bana göz
kırpıyor.
“Ama bakın, diğerlerine de söylediğim gibi bu havalimanından
kalkan hiçbir uçak düşmedi.”
Boynunu yakasına gömüyor. “Gerçekten mi?”
“Bir tanesi bile düşmedi.”
“Pistte küçük bir çarpışma bile olmadı mı?”
Omuz silkiyorum. “Aslında burada zaman oldukça sıkıcı geçiyor.
İnsanlar uçağa biniyor, nereye gideceklerse oraya gidiyor, birkaç gün
sonra da geri dönüyorlar.” Açılsın diye kapıya yaslanıyorum. Bu
tuvaletlerin kokusu akşamları iyice ağırlaşıyor. “Her neyse, ayrıca bence
başınıza gelebilecek daha kötü şeyler var.”
“Eh. Galiba haklısınız.” Bunun üzerine düşünüyor ve bana yan yan
bakıyor. “Demek günde dört kere, öyle mi?”
“Bazen daha fazla. Şimdi kusura bakmazsanız geri dönmem
gerekiyor. Sık sık erkekler tuvaletinden çıktığım görülürse benim için iyi
olmaz.”
Adam gülümsüyor ve bir anlığına başka şartlarda onun nasıl biri
olacağını görebiliyorum. Doğal bir coşkuya sahip bir erkek. Neşeli biri.
Tüm kıta için imal edilen araba parçaları oyununun zirvesinde bir adam.
“Baksanıza, sanırım sizin uçuşunuzu anons ediyorlar.”
“Sizce iyi olacak mıyım?”
“İyi olacaksınız. Çok güvenli bir havayolu firmasıyla
gidiyorsunuz. Hem hayatınızın yalnızca birkaç saatini götürecek. Bakın,
SK491 beş dakika önce piste indi. Uçağınızın çıkış kapısına doğru
yürürken sağ salim evlerine dönen host ve hosteslerle karşılaşacak
ve hepsinin aralarında sohbet ettiğini, gülüştüklerini göreceksiniz.
Onlar için bu uçaklara binmek otobüse binmekten farksız. Bazıları bunu
7
downloaded from KitabYurdu.org
günde iki, üç, dört kere yapıyor. Ve bu insanlar aptal değil. Güvenli
olmasa binmezlerdi, öyle değil mi?”
“Otobüse binmek gibi,” diye tekrarlıyor.
“Muhtemelen ondan çok daha güvenli.”
“Eh, orası kesin.” Kaşlarını kaldırıyor. “Yollarda çok fazla aptal
insan var.”
Başımla onaylıyorum.
Kravatını düzeltiyor. “Ve bu büyük bir iş.”
“Küçücük bir şey yüzünden kaçırırsanız yazık olur. Yeniden
yukarıda olmaya alışınca hiçbir sıkıntınız kalmayacak.”
“Belki de haklısınız. Teşekkür ederim...”
“Louisa,” diyorum.
“Teşekkür ederim, Louisa. Çok nazik bir kızsın.” Yüzüme
şüpheyle bakıyor. “Sanırım... sen... bir ara birlikte bir şeyler içmek ister
misin?”
“Sanırım sizin uçuşunuzu anons ediyorlar, efendim,” diyorum ve
kapıyı açıp geçmesini bekliyorum.
Başını sallıyor ve utancını gizlemek için aceleyle ceplerine
vuruyor. “Evet. Doğru. Şey... o zaman ben kaçayım.”
“Parantezlerin tadını çıkarın.”
O çıktıktan iki dakika sonra üçüncü kabinin her yanına kustuğunu
fark ediyorum.
Eve saat biri çeyrek geçe varıyorum ve sessiz dairenin kapısını
arkamdan kapatıyorum. Pijama altımı ve kapüşonlu eşofman üstümü
giydikten sonra buzdolabını açıyorum. Bir şişe beyaz şarap ve bir kadeh
çıkarıyorum. Dudak büzdürecek kadar ekşi. Etiketi
incelediğimde şişeyi önceki gece açtığımı, sonra mantarını tekrar
takmayı unuttuğumu fark ediyorum ve bu konularda ayrıntılı
düşünmenin hiçbir zaman iyi bir fikir olmadığına karar veriyorum.
Kadehimle bir koltuğa çöküveriyorum.
8
downloaded from KitabYurdu.org
Şömine rafında iki kartpostal duruyor. Biri ailemden geldi, doğum
günümü kutluyor. Annemden gelen “en iyi dilekler” bir bıçak yarası
kadar acı veriyor. Diğer kartsa kız kardeşimden, Thom’la birlikte hafta
sonu gelmeyi teklif ediyor. Altı ay önce gönderilmiş. Telefonumda iki
sesli mesaj var, biri diş hekiminden. Diğeri değil.
Selam, Louisa. Ben Jared. Dirty Duck’ta tanışmıştık. Daha
doğrusu takılmıştık (boğuk, tuhaf bir kahkaha). Yani işte... anlarsın ya...
ben keyif aldım. Belki tekrarlayabiliriz diye düşündüm. Sende numaram
var...
Şişede bir şey kalmayınca yeni bir tane almayı düşünüyorum ama
tekrar dışarı çıkmak istemiyorum. Yirmi dört saat açık marketteki
Samir’in benim bitmek bilmeyen Pinot Grigio şişelerim hakkında
yapacağı espriyi duymak istemiyorum. Kimseyle konuşmak zorunda
kalmak istemiyorum. Bir anda üzerime yorgunluk çöküyor ama bana,
yatağa gidersem uyuyamayacağımı anlatan baş ağrısının eşlik ettiği bir
bitkinlik bu. Kısa bir an için Jared’ı ve tuhaf biçimli tırnaklarını
düşünüyorum. Tuhaf biçimli tırnaklar beni rahatsız mı ediyor? Salonun
çıplak duvarlarına bakıyorum ve asıl ihtiyacım olanın temiz hava
olduğunu anlıyorum. Gerçekten hava almaya ihtiyacım var. Salonun
penceresini açıyorum ve çatıya ulaşana kadar yangın merdivenlerini
dengesizce çıkıyorum.
Buraya dokuz ay önce ilk kez çıktığımda emlakçı bana eski
kiracıların burada yaptığı küçük teras bahçesini göstermişti, birkaç saksı
ve küçük bir bankla döşemişlerdi. “Resmî olarak senin değil tabii,”
demişti emlakçı, “ama bir tek senin dairenin buraya doğrudan erişimi
var. Bence oldukça güzel. İstersen burada parti
bile vt'ivbiliısin!” Yii/üne kıkakalmışt ıın, gerçekten parti veren bir
insana ben/evip benzemediğimi merak ediyordum.
O /amandan beri bit kiler çoktan kurudu ve soldu. Anlaşılan o kı
bir şevlerin bakımını üstlenmede yeterince iyi değilim. Şimdi yatıda
9
downloaded from KitabYurdu.org
ılımmış. Londra'nın aşağıdan göz kırpan karanlığım izi iyonun.
Çevremde bir milyon insan yaşıyor, nefes alıyor, yemek yiyor, tartışıyor.
Benimkinden tamamen ayrı bir milyon hayat. Bu bana garip bir hu/ur
veriyor.
Şehrin gürültüleri gece semalarına süzülürken sodyum lambalar
titreşiyor, araba motorları çalışıyor, kapılar çarpılıyor. Birkaç kilometre
güneyde bir polis helikopterinin uzaktan gelen şiddetli gürültüsü
dııvuluyor. Işığı yerel parkta sırra kadem basan bir suçluyu bulmak için
karanlığı tarıyor. Uzaktan bir siren sesi duyuluyor. Siren hep vardır.
"Burayı evin olarak benimsemen uzun sürmeyecek,” demişti çınlakçı.
Az kalsın kahkahayı basıyordum. Bu şehir bana her zamanki kadar
yabancı geliyor. Ama bugünlerde bana her yer yabancı geliyor zaten.
Tereddüt ediyorum, sonra bir adını atıp korkuluğa çıkıyorum.
Kolları iki yana açık, hatifçe sarhoş bir ip cambazı. Bir ayağımı
diğerinin önüne koyup beton boyunca ilerliyorum, esinti açık
kollarımdaki tüyleri diken diken ediyor. Buraya ilk taşındığımda,
gerçekler yüzüme en şiddetli haliyle çarptığında bazen kendi binamın bir
ucundan diğer ucuna yürümeyi göze alırdım. Diğer uca ulaştığımda gece
esintisine gülerdim. Göriivor musun? Buradayım havattavını-- ve ctı
uçtayım. Bana söylediğini yapıyorum!
Bu gizli bir alışkanlık oldu; ben, şehrin silueti, karanlığın lıu-/uru.
isimsi/lik, burada hiç kimsenin adımı bilmediğinin farkında olmak.
Başımı kaldırıyorum, gece esintilerini hissediyorum, aşağıdan gelen
kahkahaları duyuyorum, bir şişe kırılıp paramparça oluvor. trafik şehre
doğru ilerliyor, arka lambalardan oluşan bitmek bilmeyen kırmızı bir
akış görünüyor, arabaların kan akışı...
• M •
Yalnızca sabaha karşı saat üç ile beş arası nispeten sakin oluyor;
sarhoşların yataklarına çöktüğü, restoran şeflerinin beyaz önlüklerini
çıkardığı, barların kapılarını kilitlediği saatler. O saatlerin sessizliği
10
downloaded from KitabYurdu.org