Table Of Contentmarife, y(cid:18)l. 8, say(cid:18).1, bahar 2008, s. 243-254
“COURTOIS”
A!K ANLAYI!INDA ARAP ETK(cid:21)S(cid:21)
Süheyla BAYRAV*
Orta çaS, edebiyat türlerinden herbirinin, belli bir dilde, en güzel ifadesini
bulduSuna inanOr: destanOn en güzel FransOzcada, lirik Piirin ise Provans dilinde
söylendiSine. Nitekim SicilyalO Pairler, (cid:15)talyanca Piir dizmeSi denemeden önce,
ProvansalcayO kullanmOPlardOr. Provansal, ya da Oc1 dilinin Piire en uygun taPOt
sayOlmasO, Püphesiz “troubadour”, yani güney FransalO Pairlerin üstün baParOsOnO
açOklar. Vezin ve biçim oyunlarOnda bu Pairlerin ustalOSOnO biliriz, ama, Piir yapO-
sOndaki hünerleri tek baPOna, provansal Piirin bütün Avrupa liriSine örnek olabil-
mesini saSlOyamazdO. Elde edilen sonuç, biçim olgunluSu yanOnda,
troubadour’larOnyeni bir öz, bir duygulanma getirdiklerini de ortaya koyar.
Gerçekten de Oc edebiyatOnOn özelliSi, “courtois” aPk anlayOPOnO yaratmOP
olmasOdOr. “Courtois”, yani saraylO aPkO. Seçkin bir azOnlOSOnduyabileceSi bu aPkOn
niteliSiüzerinde durmamOzyerinde olur.
*Prof. Dr., (cid:15)stanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Emekli ÖSretim Üyesi. Bu makale (cid:15)stanbul Üni-
versitesi Edebiyat Fakültesi %arkiyat Enstitüsü tarafOndan çOkarOlan (cid:18)arkiyat Mecmuas(cid:15),sayO:VI, (cid:15)s-
tanbul 1966, ss. 47-60’da yayOnlanmOPtOr. YayOna HazOrlayan: Dr. Fikret KarapOnar, Selçuk Üniversi-
tesi (cid:15)lahiyat Fakültesi. [email protected]
Yay(cid:23)nlanm(cid:23)(cid:31) kitaplar(cid:23):Roman Filolojisine Giri(cid:23),E. Auerbach, çev. Süheyla Bayrav, (cid:15)stanbul Üniver-
sitesi, 1944; Chanson De Roland: Edebiyat ve Üslubu Tahlili, Süheyla Bayrav, (cid:15)stanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi YayOnO,1947; Bat(cid:15)Edebiyat(cid:15)ndan Seçme Metinler, Eva Buck/Süheyla Bayrav, I. Bs.
(cid:15)stanbul 1954, Milli ESitim BasOmevi; Roman Dillerinin Do)u(cid:23)uVe Geli(cid:23)mesi, Süheyla Bayrav, (cid:15)stanbul
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi YayOnlarO 1967; Yap(cid:15)sal Dilbilimi, Süheyla Bayrav, (cid:15)stanbul,
Multilingual YabancO Dil YayOnlarO; Okuma Anlama Yorumlama (Bir Yakla(cid:23)(cid:15)m Denemesi), Süheyla
Bayrav/(cid:15)smail Yerguz, Multilingual YabancODil YayOnlarO;Dilbilimsel Edebiyat Ele(cid:23)tirisi,Multilingual
YabancODil YayOnlarO;Filolojinin Olu(cid:23)umu, Multilingual YabancODil YayOnlarO;Ortaça)Frans(cid:15)zEdebi-
yat(cid:15),Multilingual YabancODil YayOnlarO.(Hzl. notu)
1Oc edebiyatOXI. yüzyOlOnen sonunda, XII. yüzyOlda birden ortaya çOkar. (AntikçaSOnsonuna doSru
doSan FransOzca, ülkenin kuzeyinde/Oil bölgesinde langue d’oil/oil dili, güneyinde/Oc bölgesinde
langue d’oc/oc dili (Oksitanca dili) ve doSusunda ise, ikisinin arasOnda, FransOz-Provans lehçeleri
Peklinde geliPimini sürdürmüPtür. Bunlardan sadece langue d’oil ulusal bir konum elde ederek öteki
yerel lehçelerin hOzla gerilemesine neden olmuPtur. Oksitanca ölmek üzere olan dile dönüPmüPleh-
çelerden biridir. Hzl. notu)
244 Nostalji / Süheyla Bayrav
Troubadour’larOn yaydOSO aPk anlayOPO, Avrupa kültüründe nezaket kuralla-
rO,günlük davranOPlara kadar, o derece yerlePmiPtir ki, çaSOmOzOnünlü tarihçilerin-
den Seignebos: “aPk mO? XII. yüzyOlOn buluPu” diyebilmiPtir. (cid:15)lk bakOPta PaPOrtOcO
bulduSumuz bu hükümde gerçek payOolup olmadOSOnOaraPtOralOm.
%üphesiz, bir kadOnla bir erkeSin, her türlü engeli küçümsiyecek, hatta
ölümü göze alacak kadar birbirlerine baSlandOklarO XII. yüzyOldan önce de görül-
müPtür. Antikitenin aPkO tanOdOSO inkâr edilemezse de, greko-latin edebiyat gele-
neSinde sevgi belli kalOplara bürünerek, karPOmOza çOkar.
Söz konusu bazan iki bekâr gencin arasOndaki yakOnlOktOr. BirlePmelerini
önleyen engelleri nasOl yendiklerini, ya da sevgileri uSruna nasOl öldüklerini anla-
tan bu hikâyeler iki genç insanda aPkOn doSuPunu, isteklerin geliPmesini göster-
mekle beraber, örgütlerinin özelliSi, evlenme öncesi serüvenlerini dile getirmektir.
Diyebiliriz ki, bu çePit eserlerde olaylar duygudan aSOr basar. Serüven romanlarO
bir yana, kadOn ve sevgiden üç biçimde söz açOldOSOnO görürüz: Anne ve hayat
arkadaPO Matrone’nun fazileti saygOyla övülür. Ama kocasOnOn onunla ilgilenme-
sinde evine, soyuna deSer vermesi önemli yer tuttuSu için, bu sevgi coPturucu,
heyecanlandOrOcO bir duygu olamaz, sOcak, rahat bir histir. Aristo, bir yazOsOnda,
“karO koca arasOnda bazan öyle anlaPmalar vardOr ki, onlara dostluk adOnO verebili-
riz” diyor. UnutmOyalOm, Antikiteye göre kutsal, yükseltici duygu aPkdeSil, dost-
luktur. (cid:15)ki kiPiarasOndaki sevgiyi öven en güzel sözler dostluk için söylenmiPtir.
SaygO ve güven üzerine kurulmuPsevgi dOPOnda, tutkuyu dile getiren erotik
Piirler çoktur. Bunlar, genellikle, hafif mePrep kadOnlar için yazOlmOP parçalar olup,
Pölenlerde, erkek meclislerinde okunur ve anlattOklarOduygularOnsamimiyet ya da
yeniliSi yerine, ifade tarzlarOndaki ustalOSa göre deSer kazanOrdO. Onlara okumuP
sOnOfOn eSlencesi gözüyle bakabiliriz. Lirik Piirin ikinci derece bir sanat sayOldOSOnO
baPka bir yoldan da gösterelim: Her türün belli bir üslupta en güzel biçimini bul-
duSunu savunan greko-latin edebiyat geleneSi, türleri yüksek, orta, bayaSO olmak
üzere üç sOnOfa ayOrOr. Lirik, erotik Piir orta üslupta yazOlmalOydO.Cemiyetin geçici
bir gönül eSlencesi gözüyle baktOSO kadOnlara beslenmiP duygularOn
önemsenmiyeceSiaPikârdOr. Sevgilisinin kendisini aldatmasOndan Pikâyet ettiSibir
Piirinde, Catullus: “Ben seni bir kadOnsevilir gibi deSil, bir babanOnoSul ve damat-
larOnO sevdiSi gibi sevmiPtim” der2. Bu örnekten tutku ile sevginin ayrO duygular
olduklarOnO, birincisinin, gerçekte, küçümsendiSini anlOyoruz. Modern okuyucuya
en yakOn Pair sandOSOmOz Propertius da davranOPO ile bizi PaPOrtOr. Uzun zaman,
Piirlerinde, sevgilisi Cynthia’ya duyduSu derin baSlOlOktan söz etmiPtir. Ama
Cynthia ölünce, düPük bir kadOnOn cenazesinde görünmekten çekindiSini, törene
katOlmadOSOnOgene kendisi Piirinde açOklamOPtOr3.Büyük aPkPairi Ovidius, deSersiz,
çOkarOna düPkün, bencil, kötü birer yaratOk olarak tanOttOSO kadOnlarO kötümser.
2Catullus, Teubner, 72. Piir.
3Propertius, kitap IV. Piir VII, Belles-Lettres.
“Courtois” A#kAnlay(cid:18)#(cid:18)nda Arap Etkisi 245
Erotik duygulara deSer verilemiyeceSini, kadOna duyulan arzunun insan hayatOn-
da, sofra ya da giyimden önemli olamOyacaSOnO,en baPta “elégiaque”4Pairleri ince-
leyerek anlarOz. Antikite geleneSinde tutku kiPiye üzüntü ya da zevk verir. Hasta-
lOk, felaket gibi hayatOn parçasOdOr, ama sevgiliye saygO duyulmadOSO için, insanO
yükseltmez, yaPantOyOdeSerlendirmez.
Antikite ayrOca kör tutkuyu da tanOr. Ölçüleri yOkOp, duygu ve davranOP
ahengini yok ederek, kiPiyi ölüme ya da cinayete sürükleyen tutkuyu: Phedra’nOn,
Medea’nOn çilesini. Bu biçim kör ihtiraslar, hayatO deSerlendirmek Pöyle dursun,
tanrOlarOn öç almak için seçtikleri cezalar sayOlOrdO: delilik, hastalOk gibi. Genç kOz-
lar, Euripides’in bir oyununda, tanrOlara, ölümle bitecek tutkudan kendilerini
korumalarO için yalvarOrlar5. KiPinin iç düzenini alt üst eden kör tutkular, Antiki-
teye göre, kaderin hazOrladOSO tuzaklardOr. DüPünürü kötümserliSe götürebilecek
bu biçim duygulardan kaçOnmalOdOr.
Öte yandan, ilk bakOPta, Cermen ve Kelt geleneSinde aPkOn yeri önemli gö-
rünüyor. Tristan ile Iseult gibi mitoslar, günümüze kadar, bütün bir ömrü kapsa-
yan aPka örnek sayOlOr. Bununla beraber, kuzey mitos ve edebiyatlarOnda rastladO-
SOmOz aPk, gerçekte, sihir, büyü gücü ile doSar. En yeni araPtOrmalar, Iseult ile
Tristan’On içtikleri iksirin, hikâyeye sonradan girdiSini, baPlangOçta Iseult’ün
Tristan’O büyülediSini, bir ‘geis’ ile kendine baSladOSOnO savunuyorlar6. BazO sözle-
rin, bazO nesnelerin sihirli kudretile insan iradesinin baSlandOSO eski topluluklarda
yaygOn bir inançtO. Bizim masallarda da ‘geis’lara rastlanOr. Keltlerin yazOdan çe-
kindiSini biliriz. Bu yüzdendir ki, düPünce ve inançlarO bizim için gizli kalmOPtOr.
KuPkulanmalarOna sebep olarak yazOnOn büyülü etkisine karPO koyamOyacaSOmOza
inançlarOnO gösterebiliriz. (cid:15)sveç kralO Olaf’in kOzOna manzum mektup göndererek,
aPkOnOaçOkladOSO için, genç Pair bir ölüm cezasOna çarpOlmOPtO.Suçu yazOyla prense-
si büyülemeSe yeltenmekti7. AyrOca bu toplumlarda, her soylu kiPi, kendisinden
istenilen kötü bir iP olsa da, dilekleri baSOPlamalOydO, baPka türlü davranma Peref-
sizlik, yerini kaybetme sayOlOrdO. DileSi yerine getirilen kiPi ise baSlanOp, sOrasO
gelince, o da baSOPta bulunana hizmet ya da fedakârlOketmeliydi. Soylular arasOn-
da baSlar kurarak, hareket temin eden bu alOP veriP,sosyal bir düzenin kurulmasO-
nOsaSlOyor, doSala karPO kültürü kuruyordu. Almak vermek kadar mertlikti, çünkü
alan kendisinden ne istenileceSini bilmeden borçlanmaSO kabulleniyordu. YiSitlik,
hesapsOz cömertlikle, kendini ortaya koymakla ölçülürdü. Bir kadOnOn teklif ettiSi
aPkO cevapsOz bOrakmamak, bu aPk bir akraba ya da efendiye baSlOlOk gibi çok
4Elégiaque: ASOt(Hzl. notu)
5Euripides. Medea.
6Jean Marx, La naissance de l’amour de Tristan et Iseult (Romance Philology), cilt IX, nr. 2, 1955. “Geis”ler
için gene Jean Marx, La légende Arthurienne el le Graal, P.U.F., 1952.
7%airin adOKara Ottar’dO.
246 Nostalji / Süheyla Bayrav
önemli ahlak ilkelerine karPO gelse de, soylu kiPinin Perefini korumak için seçeceSi
yol olduSubazOmitoslarda açOklanOr.
‘Courtois’ aPk anlayOPO ne Antikitenin kör tutkusuna, ne Kuzeyin büyülü
baSlOlOSOna benzer. Seignebos’un sözünde gerçek payO vardOr: (cid:15)lk defa Avrupa ede-
biyatOnda, aPk, bir hayatOn en önemli olayO, soylu, coPkun, yükseltici bir duygu
olarak ‘troubadour’larOnPiirinde önümüze çOkar, ancak sevgi belli kurallara uyma-
lOydO.
Bu kurallarO gözden geçirmeden önce, Provans uygarlOSOnOnbazO özellikleri-
ni hatOrlatalOm. Kuzey Fransa’da, hayat seviyesinin bir hayli ilkel olduSuçaSlarda,
Güney bolluk içinde, cömertçe yaPamaSO, soyluluSun ilk PartO sayar; israfO, ihtiPa-
mO över, kOlOklarOna, giyimlerine, temizliSe önem vermeyen kuzeylilerin cimriliSi
ile alay ederdi. Güneylilerin varlOklarOnO delice harcamalarO, meselâ sürülmüP bir
tarlaya altOn para ekmeleri ya da bütün bir Patonun yemeSini, o zamanOn büyük
lüksü balmumu Pamdanlarla piPirmeSe yeltenmeleri gibi hareketlerin Kuzeylileri
olduSu kadar çaSOn ahlakçOlarOnO da PaPOrttOSOnO yazOlO vesikalardan öSreniriz.
Provansal edebiyat, gösteriPe, eSlenceye önem veren Patolarda geliPmiPtir. KadOn-
larOn katOldOklarO, hatta düzenledikleri toplantOlar, eSlenceler, Piir yarOPmalarO Pato
hayatOnOdolduran olaylardO.Soylular sanatla ilgilenir, sanatçOlarO korurlardO.TanO-
dOSOmOz ilk ‘troubadour’, Güneyin en nüfuzlu derebeyi Poitou kontu, Aquitaine
dükü IX. Guillaume’dur. Ondan baPka ünlü Pairlerden bir kaçO soylu kiPilerdi.
Aristokratik karakterine raSmen Oc Piirinin oluPuelePtirmeciler için bir karmaPOk-
tOr, çünkü bu akOmOn deneme, biçim arama çaSOndan hiç bir örnek bize kadar
gelmemiPtir: elimize geçen en eski Piirler, vezin ve biçim oyunlarOnda tam bir
ustalOk gösteriyorlar. Daha önemlisi, bu edebiyatO yüklenen dil, hiç bir Güney
bölgesinin özel lehçesine benzetilememiP, bunun ortak bir kültür dili olduSu ileri
sürülmüPtür.
Oc edebiyatOnOnbaPlangOcOgibi sonu da kesindir: Tam biçiminde olduSubir
sOrada, içinden bozulmayarak, dOPtan gelen bir olayla ortadan kalkmOPtOr: Güney-
de yaygOn sapOk bir din tarikatOnO, ‘cathare’ tarikatOnO öne süren Kuzeyliler, bir
haçlO seferi tertiplediler, bütün bölgeyi vahPice kana boSarak ele geçirdiler. Bu
tarihten sonra da Güney kaygusuz, sevinçli yaPayOPOnO, özel uygarlOSOnO kaybetti.
Engizisyon korkusu ile saS kalan ‘troubadour’lar ya sustu, ya da dine sOSOnOp,
Piirlerinde kutsal aPkO, Meryem’i, Kiliseyi övmeSi denediler. Bu eSilim büyük (cid:15)tal-
yan lirismini daha yakOndan hazOrlamOP oldu. Troubadour’larOn bir çoSu, zaten
(cid:15)talya’ya kaçmOPlardO.
Seçkin ruhlu olmayanlarOnduyamOyacaklarObu aPkanlayOPO,süresi boyunca
bazOgeliPmeler göstermiPtir. Daha doSrusu, ilk Pairlerde saray aPkOnOnbütün özel-
likleri görünmez. OnlarOn eserlerinde Pehvet çok daha fazla yer tutar. Zaman
ilerledikçe, ruhlarOn anlaPmasO vücudun isteklerinden aSOr basmOPtOr. Böylece geli-
Pen aPkanlayOPO bir doktrin kOlOSOna girdi. Bu geliPmenin varlOSOnOgözden kaçOrma-
dan, ‘courtois’ aPkOn kurallarOndan bir kaçOnO hatOrlatalOm: En baPta, aPkO vücudun
“Courtois” A#kAnlay(cid:18)#(cid:18)nda Arap Etkisi 247
isteklerinden ayOrmaSO esas tutan ‘courtois’ aPk, iki gencin evlenme ile sonuçlana-
bilecek sevgisine ilgi göstermez. Saray aPkO mePru olmOyan, evli bir kadOna besle-
nen duygudur. KadOnOn evli olmasOnOn neden gerektiSini Pöyle açOklayabiliriz:
Genç bir kOz arzu ile aPkO kolayca karOPtOrOr, iki duygu arasOnda bilinçli ayOrOmO
ancak evli bir kadOnyapacak durumdadOr.
APkOnistek ya da baPka bir zaafOn etkisinde kalmasOnO önlemek isteyen na-
zariyeciler8 bir çok kurallar düPünmüPlerdir: ErkeSin toplumda kadOndan daha
alçak basamakta bulunmasO,çok güzel olmamasOtercih edilir; aksi halde, sevgisini
baSOPlayan kadOn, para, kudret, güzellik gibi etkenlere boyun eSmiP olabilir. Hal-
buki güzellik, varlOkdOP tesadüflerdir, insanOnöz deSerleri sayOlmaz. ‘Courtois’ aPk
nereden geldiSi, nasOl doSduSu bilinmeyen, bilinç altO romantik bir duygu olma-
yOp, takdir, saygO, beSenme üzerine kurulu bir baSdOr. Erkek zor kullanmadan,
sOzlanmadan, aksine boyun eSerek, derebeylik toplumda vassalOn efendisine gös-
terdiSi baSlOlOk ve kendini unutmayla, seçtiSi kadOnOn isteklerini yerine getirmeSe
çalOPOrken, hayatOnOn en deSerli olayO bu sevgi olduSuna ve hislerinde samimî kal-
dOkça, ahlâk bakOmOndan, yükseleceSine inanOr. HOristiyan ahlâk anlayOPOna uy-
mamakla beraber, ‘courtois’ aPkOnetik bir karakter taPOdOSO da inkâr edilemez.
Görülüyor ki, ‘courtois’ aPk sosyal Partlara aykOrO, PaPOrtOcO bir olaydOr: Gü-
neyin dinde tutumu ne olursa olsun -zamanOn din adamlarO kiliselerin boP kaldO-
SOndan, dine saygO gösterilmediSinden Pikayet ederler-9, çevre HOristiyan, kilise
baskOsO aSOr olduSu bu çaSda, evlenme dOPO, yasasOz bir sevgi dile getirilmiPtir. Öte
yandan, askerlik üzerine kurulu toplumlarda, erkeSin en çok deSer verdiSi Peref,
kibir, söz geçirme, kendini saydOrma gibi kavramlarOhiçe sayarak, mutluluSun tek
yolunu, sevgilide acOma uyandOrmak, alçak gönüllülük göstererek, dostluk ve gü-
venini kazanmakta bulmuPtur.
‘Courtois’ aPkanlayOPO,Avrupa uygarlOSOna öylesine yerlePmiPtir ki, bir sOnOf
ya da mektebin özelliSiolmaktan çOkarak, günlük hayat düzenine, nezaket kural-
larOna girmiPtir. Ama, unutmayalOm, Provans Piirinin geliPtiSi çaSda, toplumda
kuvvet erkeSin elindeydi. Evlenmelerde, hele yüksek basamakta olanlarOn evlen-
melerinde, hislere kOymet verilmez, politika ya da menfaat hesaplarO baP rolü oy-
nardO.Bu yüzden de siyaset PartlarO deSiPince evliliklerin kolayca çözüldüSügörü-
lür. Derebeylik, miras yoluyla kadOnlara kalOrsa da, kadOn kendisi deSil, kocasO ya
da oSlu idareyi ele alOr, toplumda efendi, yine, erkek olurdu. Bir yandan kadOnOn
en yüksek basamaSa çOkarOlmasO, öte yandan, evlilik dOPO bir ilgi oluPu, ‘courtois’
aPkOn, toplum PartlarO ile açOklanmasOnO güçlePtirir. Bununla beraber kilisenin evli-
8Andrea Capellanus, De arte honesti Amandi, G. G. Parry.
9 Bununla beraber Cathare’lar gibi çilekeP bir yaPantOyO seçmiP bir tarikatOn, her sOnOf halk arasOnda
yayOlmOP olmasO,Robert d’Arbissel’in kurduSuFontevrault manastOrOnOnhayret verecek Pekilde ge-
liPmesi, soylu ve zamanlarOnda kendilerinden söz ettirmiP kadOnlarOn bu manastOra girmesi, karPO
tezin savunulmasOnda gösterebilir.
248 Nostalji / Süheyla Bayrav
lik dOPO bir baSakarPO koymak Pöyle dursun, bu Piirleri uzun zaman hoPkarPOlama-
sOnO anlamakta fazla güçlük duymayOz. ‘Courtois’ aPkOn PartlarO aSOr, beklenilen
ödül bazen sadece bir öpücüktür10. Seçkin ruhlu kiPilerin duyabilecekleri bu aPk,
beraber yaPamanOn verdiSi zevklerden istek atePini üstün bulur. AmacOna eriPmiP
bir sevgi, ona göre, sönmeSe, ölmeSe yüz tutmuPtur. Mutluluk aPkOn sonudur.
APkO üzüntü, kaybetme, sevilmeme korkusu yaPattOSOndan, sevgilileri ayOran en-
geller ortadan kalkacak olsa, yenilerini yaratmak gerekir: Gerçek aPk, kiPilerin
manevî varlOSOnO yükseltecek aPk, rahat ve huzur içinde yaPayamaz. Saray aPkO,
hele ilk troubadour’larOn Piirlerinde, birlePmeSi, Pehveti reddetmemekle beraber,
sevgilinin ilgisini kazanmaSO o kadar uzak bir geleceSe atar, seviPme zevklerinin
gerçeklePeceSine o derece Püphe ile bakar ki, genellikle, onu ‘platonique’ bir duy-
gu, ruhlarOn anlaPmasO sayabiliriz. Saray aPkO nazariyesinde en büyük kabalOk, en
bayaSO his kOskançlOktOr. Bütün bu kurallardan ‘courtois’ aPkOn oyun tarafO, akOl
yapOsO oluPu da ortaya çOkar. AynO zamanda kilisenin böyle bir aPk ifadesinde ne-
den sakOnca görmediSide anlaPOlOr.
Sorunun çözümlenmesindeki bir güçlük de, bu kavramOn, Oc Piirinde bir-
denbire dile gelmesidir. Yukarda Provans edebiyatOnOn baPlangOcO, biçimini arama
süresi üzerine bilgimizin yokluSuna iParet etmiPtik. En eski Pairlerin ustalOSO,hâlâ
elePtirmecileri düPündürüyor. Biçimde gördüSümüz bu birden olgunluSa varma
halini, mektebin ilk Pairi Guillaume de Poitiers’nin eserini öz bakOmOndan incele-
diSimizde de buluruz. Devrinde pek çok krallardan daha zengin ve kudretli bir
derebeyi olduSu için, tarih vesikalarOnda kontu tanOtmaSa yarayacak bilgi eksik
deSildir. Bu yoldan edindiSimiz kanaata göre, Guillaume kadOnlara, zevkine, nef-
sine çok düPkün, kilise ve papazlardan pek hoPlanmaz, kurnaz bir politikacO idi.
%iirlerinin çoSu, tarih kaynaklarOndan edindiSimiz fikre uyar ve oldukça kaba
konularO iPler: %ehvet, seviPme sanatOndaki kabiliyetini övme v.s. Ama külliyatOn-
daki dördüncü ParkO, bilinmeyen tanOnmayan sevgiliye hitap ederek, ‘courtois’
aPkOn bütün özelliklerini taPOr. %air, burada, öteki yazOlarOnda gösterdiSi karaktere
hiç uymayan yeni bir benliSe bürünmüPtür. (cid:15)lk troubadour’un mizacOna da, çev-
renin PartlarOna da uymadOSOnO gördüSümüz bu duyarlOSOn kaynaSO haklO olarak
merak uyandOrmOP, saray aPkO kavramanOn oluPu üzerine bir çok varsayOmlarOn
ortaya atOlmasOna yol açmOPtO.
Konumuzla ilgili olarak hatOrlatalOm ki, o zamana kadar din hayatOnda sö-
nük denebilecek bir yer tuttuSunu izlediSimiz Meryem, birden XII. yüz yOlda
önem kazanOr. Anne olduSu için, insanlara sevgi ve acOma duyar, günahlarO çabuk
baSOPlar kanaatiyle, HOristiyanlar, dualarOnO onun aracOlOSO ile TanrOya ulaPtOrmaSO
daha etkili bulmaSabaPlarlar. Devrin edebiyatOnda Meryem’e inancOnO kaybetme-
yen en büyük günahkârlarOn bile, ümitsiz durumlardan nasOl kurtulduklarO, dra-
10 Bu öpücük, gerçekte, Pövalye adayOnOnbir törenle Pövalye ilân edilmesinden sonra efendisinin onu
öpmesini hâtOrlatOr. APkhizmeti ile feodal sistem arasOnda benzerlikler çoktur.
“Courtois” A#kAnlay(cid:18)#(cid:18)nda Arap Etkisi 249
matik ya da hikâye biçiminde anlatOlOr. Kutsal adaletten çok yüce acOma övülür.
Belli bir tarihten sonra bina edilmiP kilise ve katedrallerin hemen hepsi ona
adanmOPtOr. Meryem’e tapOnma ile kadOnOn meleklePmesi arasOnda ilgi sezen eleP-
tirmeciler, kâh tapOnmayO saray aPkOna, kâh saray aPkOnO tapOnmaya baSlamOPlarsa
da, ilâve edelim ki, bu son varsayOm hiç bir zaman inandOrOcO bir güç göstermedi.
(cid:15)leri sürülen fikirlerin en önemlilerini sOralayalOm11:Klâsik edebiyat geleneSiile bir
Pey açOklanamOyacaSO bugün hemen herkes tarafOndan kabul edilmektedir. Latin-
cenin halk dilindeki edebiyatO etkilediSini söyleyenler etken olarak klâsik geleneSi
deSil de, baPka akOmlarO gösterirler: En baPta ‘Goliard’ ya da ‘clerici vagantes’lerin
Piirlerini. Goliard adO ile tanOdOSOmOz bu Pairler, genellikle üniversite ile iliPiSi olan,
öSrenci ya da eski öSrenci kiPilerdi. Latince yazdOklarO Piirlerinde, dünya zevkleri-
ni, içkiyi, kadOnO, gençliSi sevinçle överler. Ama Goliard’larOn yazOlarOna kesin bir
tarih verilemediSinden, iki Piir arasOnda benzeme bulunsa da, bu hali tam aksi bir
yönden açOklamak, yani Latince Piirlerin halk dilindeki edebiyatOn etkisinde kal-
dOklarOnO düPünmek te kabildir. AyrOca mekteplerde, bilginlerin, en baPta, soylu
rahibelere yazdOklarO övgü Piirlerinden kadOnO yükseltme eSiliminin doSmuPolma-
sO inandOrOcO bir varsayOmdOr. HaçlO seferleri zamanOnda kadOnlarOn idareyi elde
tuttuklarO, Pairlerin de onlara yaranmak istedikleri ileri sürülmüP, tarihsel ve sos-
yal Partlarla böyle bir anlayOPa varOldOSO savunulmuPtur. Kimi elePtiricilere göre,
‘courtois’ aPk nazariyesinde, ‘cathare’ tarikatOnOn sembolleri saklanOr12. Ama yüz
yOla yakOn tartOPmalara raSmen en inandOrOcO çözüm gene de saray aPkOnOn Arap
geleneSiile açOklanacaSOdOr13.Tarih bu varsayOmOdestekler görünüyor. XII. yüzyOl-
da, Fransa’nOn güneyi memleketin kuzey bölgelerinden çok (cid:15)spanya ile siyasal
baSlar kurmuPtu. ProvanslO derebeyleri, Karolinjyen hanedanOnOn iddia ettiSi bas-
kOdan kendilerini büsbütün sOyOrmaSa uSraPOrlarken, KatalonyalO,Aragonlu prens-
ler maSripli Araplarla savaPmaktansa, topraklarOnO Pirene’lerin kuzeyine doSru
geniPletmeSi daha elveriPli buluyorlardO. Bilinçli bir evlenme siyaseti, Toulouse
beylerinin elinde Velay, Gevaudan, Le Vivarais’yi toplamOPtO. Son kontun tek
varisi, kOzO Douce, Katalanya prensi Béranger’nin karOsO olduSundan bütün bu
topraklar (cid:15)spanyol hanedanOna geçti. Biraz sonra baPka bir evlenme ile (Petronille
11 ÇePitli tezlerin özetini en iyi veren bir eserde: R. R. Bezzola’nin Les origines et la formation de la
littérature courtoise H. Champion, 1960, cilt I, s. 183 ve devamO.
Oc Piirinin kaynaSO: D. Scheludko’ya göre bilginlerin Latince Piirleri, Brinkmann’a göre Goliard ve
bilginlerin Latince Piirleri, Gaston Paris’ye göre halk edebiyatO,dans ParkOlarO,A. Jeanroy da Gaston
Paris’e yakOnfikirdedir, Burdach, Singer, Nykl, Briffault, Menendez Pidal’a göre Arap geleneSidir. R.
R. Bezzola, akOmOnkaynaSOnO,Robert d’Abrissel’in, erkeklere tahsis edilmiPevleri olmakla beraber,
aslOnda kadOnmanastOrOolarak kurduSuFontevrault tarikatOnda arar. Bu tarikatOnen yüksek dereceli
yöneticisi (erkek manastOrlarOdahil) bir kadOndO.Guillaume de Poitiers’nin birinci ve üçüncü karOsO
ve baPka akrabalarObu tarikata girmiPlerdi.
12 Le Génie d’Oc et l’homme méditerranéen, 1943, Cahiers du Sud dergisinin özel sayOsO.
13 Arap etkisini kabul etmek istemeyenler bile, bu varsayOmObugün kesin olarak reddetmiyorlar, Arap
geleneSine de akOmOnoluPunda yer veriyorlar.
250 Nostalji / Süheyla Bayrav
ile Raymond Béranger) Katalonya ile Argon birlePti. Raymond’nun oSlu II.
Alfons, hem Aragon kralO,hem Provans ve Rousillon kontu unvanOnOtaPOmOPtOr.
ArkasOkesilmeyen savaPlar yüzünden olduSukadar, kutsal yerlerin ziyareti
dolayOsO ile de güney Fransa’yO, devamlO, (cid:15)spanya ile temasta görürüz. Güneyli
soylulardan en önemlileri, tanOnmOP troubadour’larOn çoSu bir süre (cid:15)spanya’da
bulunmuPlardOr. (cid:15)spanya’da ise, Müslümanlarla HOristiyanlar uzun zaman dost
geçindiler. (cid:15)ki OrkOhiç bir sOnOrayOrmazdO.La Frontera, Kordoba ile Sevilla arasOnda
Jaen’e kadar uzanan bölge, Müslümanlarla HOristiyanlarOn buluPma yeriydi. Ya-
rOm-adada iki OrkOn arasO, sonradan, yabancOlarOn: BurgonyalO prenseslerin, Cluny
tarikatOna mensup papazlarOn etkisi ile açOlmOPtOr. (cid:15)lk üç yüz yOlda, iki millet, din
taasubuna kapOlmayarak, yanyana yaPadOlar. (cid:15)spanyol devletlerinin geniPlediSi
çaSda bile, krallar, AraplarO, yarOm-adadan uzaklaPtOrmaSO düPünmezler, aksine,
iki Ork üzerine saltanat sürmeSi tasarlarlardO. Uzun zaman (cid:15)spanyol prensleri ara-
larOndaki savaPlarda Araplardan yardOm istediler ve yardOm gördüler. Raymond
Béranger, on bin dinar bir ödeneSe karPOlOk, Abdurrahman b. Tahir’le savaPan
SevillalO El-Mu’temid’i tutmuPtur. KardePi VI. Alfons’un hOPmOna uSrayOnca da,
Mu’temid’in yanOna sOSOnmOP,MüslümanlarOndesteSi ile durumunu düzeltmiPtir.
(cid:15)ki prensin dostluSu ömürlerinin sonuna kadar saSlam kaldO. Leon KralO Sancho
da tahtOnO Abdurrahman’On yardOmOna borçluydu. Sancho’nun, kraliçe Theida ve
oSlu ile KordobalO hekimlere danOPmak üzere Endülüs’e gittiSini biliriz. (cid:15)ki din
mensuplarOarasOnda evlenmeler, kral ailelerinde de soylularda da, halk arasOnda da
yaygOndO. Müslüman ve HOristiyan soylularO arasOndaki dostluSa örnek bulmak
kolaydOr. Ama Pahsî dostluklardan daha önemli sayacaSOmOz durum, (cid:15)spanyol
prenslerinin PatolarOnda Müslüman emîrlerin zevklerini, yaPayOP tarzlarOna, adet-
lerini benimsemeleridir. Aragon kralOnOn kOzO Constance’la evlenmek üzere (cid:15)span-
ya’ya gelen Fransa kralO VII. Louis, (cid:15)spanyol sarayOnOn ihtiPamOnO görünce, hayre-
tini gizliyememiPtir: (cid:15)mparator-kralO, tam ParklO bir sultan gibi geniP bir harem
ortasOnda, az çok mePru altO ePinden baPka -birisi, Zaide, Sevilla sultanO El-
Mu’temid’in kOzOidi-, sarayOnda cariyeler, hanedeler ve rakaseler bulunurdu. Arap,
Yahudi ya da HOristiyan gezici ParkOcOlarO bütün (cid:15)spanya’yO köy köy, Pehir Pehir
dolaPtOSOnO biliriz. Escurial müzesinde bulunan bir minyatür iki ParkOcOyO gösterir:
Biri Arap, öteki ‘Provans’ modasOna göre giyinmiPlerdir. (cid:15)spanya’da, vakti hali
yerinde kiPilerin verdikleri ziyafet ve eSlencelerde ParkOcOlarOn bulunmasO âdetti:
Araplarda olduSu kadar HOristiyanlarda da. Gezici ParkOcOlarOn Pireneleri aPmadOk-
larOnO sanmak için ortada sebep yoktur. ‘Jongleur’ (gezici ParkOcO)’lerin kullandOk-
larO müzik aletlerinin hepsi Müslümanlardan alOnmOPtO: Viola, luth (ut), rubab
(kemanOn ceddi), gitar, rebek v.s. Orta çaS yazarlarO müziklerinin Arap kaynaklO
olduSunu açOkça bilirler: Galeran de Bretagne adlO FransOzca romanda, genç bir
kOzOnnasOlyetiPtirildiSiPöyle anlatOlOr:
Si lui apprint ses bons parrains
Lais et son et baler des mains (ParkO,müzik ve el hareketleriyle dans)
“Courtois” A#kAnlay(cid:18)#(cid:18)nda Arap Etkisi 251
Toutes notes sarrasinnoises ((cid:15)spanyalOAraplarOnnotalarO)
Chansons Gascognes et Françaises.
Sekizinci, dokuzuncu yüzyOllarda (cid:15)spanya’da, kültür hayatO, doSunun etki-
sinde kalmOPsa da, onuncu yüzyOlda yarOm-adaya öz bir edebiyat geliPmiPtir.
Emevî hanedanOnOn daSOlmasO ile merkezlePmenin ortadan kalktOSOnO, buna karPO-
lOk, edebiyata, sana’ata deSer veren saraylarOn türediSini görürüz. XI. yüzyOlda
kaleme alOnmOP divanlar edebiyat sevgisinin ne kadar yaygOn olduSunu belirtir.
Devlet adamlarO arasOnda Pair olanlar pek çoktu. YazmayO denemeyenler etraflarO-
na bilginleri toplarlar, kültür iPleri ile ilgilenirlerdi. HOristiyanlarOnbile yalnOzArap
edebiyatile uSraPtOSOnO Alvari piskoposunun acO Pikâyetlerinden öSreniriz: “Din-
daPlarOm Arapça Piir ve hikâyeler okuyarak, vakit geçiriyorlar; Müslüman filozof
ve ilahiyatçOlarOnOndoktrinlerini, onlarOçürütmek için deSil, Arap dilinde güzel bir
üslup edinmek gayreti ile inceliyorlar... Kabiliyetli genç HOristiyanlar, bugün yal-
nOz Arap dilini ve edebiyatOnO biliyorlar”14. (cid:15)spanya’nOn Klâsik Arap Piirinin temle-
rini yaPatmakla yetindiSi çaSlarda kaleme alOnmOP eserlerde bile mahallî bir çePni
sezilir. Endülüs Pairleri, bir süre sonra, klâsik kasideden vazgeçerek, halk Piirinin
biçimi zecel’i tercih edeceklerdi. Zecel, klâsik Arapça yerine halk dilini kullanOr,
hatta acemi, yani roman sözcüklerin arada bir metne girmesini bile hoP görür.
Zecel kOt’alardan meydana gelir, her kOt’anOnson mOsraO ePtir, ParkOyla söylenmeSe
kasideden çok daha elveriPlidir. Bu nokta önemlidir, çünkü bu Piirler gerçek an-
lamda liriktirler, yani müzikle söylenirlerdi. Oc edebiyatOnOn da özelliSi lirik ol-
masOdOr; öyle ki, biografilerde bazO sanatçOlar için “sözleri fakir, ama besteleri çok
deSerlidir” diye kayOtlar vardOr. AyrOca, Oc Piiri ile Endülüs Piiri arasOnda vezin ve
tem bakOmOndan büyük benzerlikler olduSugösterilmiPtir15.
14 Dozy, Histoire des Musulmans d’Espagne, 317-318.
Avrupa XI., XII. yüzyOllarda, ilim, sanat, zanat alanOnda, Araplardan pek çok Pey öSrenmiPtir. Ma-
tematik, astronomi, kimya, tOp araPtOrmalarO hOzOnO Araplardan almOPtOr. Aristo’yu batOya Araplar
tanOtmOPtOr. (cid:15)bn Sîna, (cid:15)bn RüPd’ün etkisinden baPka, bilginler çePitli eserlerden faydalanmOPlardOr.
Örnek Regiomontanus’un al-Battânî’den edindiSi bilgi sayesinde, Henri le Navigateur, Vasco di
Gama, Christophe Colomb yeni yollar, yeni kOt’alar bularak, dünya yüzünü geniPletmiPlerdir.
Euclides’in tek nüshasOKordoba’daydO.
15 Hermann Ethé, Verhandl. d. v. Intern. Oriental Congress, Berlin, 1882, II, 48 ve devamOnda Provans
edebiyatOndaki tensons’larla, Fars edebiyatOndaki münâzara’larOnbenzerliSiüzerine dikkati çekmiP-
tir.
Arap Piiri ile Oc Piiri arasOndaki benzerliSitartOPanlar: Ribera, Disertaciones y opusculos, Madrid, 1928;
Guido Errante, Marcabru e le fonte sacre dell’antica lirica romanza, Floransa, 1948; F. Gennrich,
Grundriss einer Formenlehre des Mittelalterlichen Liedes, Halle, 1932; H. Spanke, Beziehungen zmischen
romanischer und mittellateinischer Lyrik, mit besonderer Berücksichtigung der Metrik and Musik, Berlin,
1936; Menendez Pidal, Poesia ârabe y poesia europea, 3. baskO,1946 (collecin Aastral).Biçim benzerli-
Sini savunanlarOnüzerinde durduklarOolaylara örnek: FransOzvirelai’si ile (cid:15)spanyol villanico’sunun
PemasOPöyledir: ilk iki mOsraOnkafiyesi ePtir ve bu iki mOsra her kOt’anOnsonunda tekrarlanOr. AyrOca,
her kOt’anOnson mOsraO,ilk iki mOsraOnkine ePtir, yani
A-A/b-b-b-a/A-A/c-c-c-a/A A vs.
Peklindedir. Endülüs zecel’leri bu formüle çok yakOndOrlar. GiriP bir, ya da iki mOsradOr, dört mOsralOk
kOt’alarOnson kafiyesi giriPin kafiyesini tekrarlar. %öyle bir formül elde edilir:
(cid:1)
252 Nostalji / Süheyla Bayrav
(cid:15)slâmdan önce Araplarda Piir yarOPmalarO yapOldOSOnO biliriz. Bedevî çadOrla-
rOnda çoSunlukla, okumuP, hatta Pair kadOnlarOn baPkanlOk ettiSi toplantOlarda
baPlOca Pu konular iPlenirdi: AtOnO, savaPta yararlOklarOnO, sevdiSi kadOnO övmek.
%air kadOnlar islamiyetten sonra da çoktur. (cid:15)spanya’da Piir dizmiP, Pairleri koru-
muPbir çok kadOntanOnOr.
Sevgili önünde eSilme, OrkOngeleneklerindendi. Halife Harun el-RePid’in bir
Piirinde bu temayO bütün canlOlOSO ile görürüz: “ESilmez sandOSOm gönlümü üç
kadOnboyunduruk altOna aldO.Bütün bir millet sözümden çOkmazken, üç pervasOz
genç kadOnOn esiri oldum. Kudretli bir hakan olarak devletin bütün bahçelerine
girebilirim, ama kirpiklerinin bir titrePimi dudaklarOmO dudaklarOna deSdirmeSi
yasaklar, aç bir dilenci gibi üzgün giderim”.
Genç kadOnlarOn üç oluPu ve Piirin iklimi bizi aldatmasOn. Bu örneSe baka-
rak, AraplarOn aPk konusunda yalnOz Pehvete kOymet verdiklerini sanmak yanlOP
olur. (cid:15)slâmiyetle hemen beraber, mistik bir akOm, ‘sûfîlik’ toplumun bütün sOnOfla-
rOna yayOlmOPtO. Sûfîlik, aPkO, evrenin yaratOlOPOndaki ilke olarak görür. Kutsal aPkO
anlatOrken, sarhoPlukla erotik duygular için kullanOlan deyimlere, imgelere baP
vurur. Eflatun’la yeni-EflatuncularOntanOnmasObu akOma daha da hOzverdi. Ama,
bazOfilozoflar, Phedra ile %ölen’in belli kOsOmlarOna dayanarak, mistiklere karPOtbir
yol tuttular. (cid:15)nsanlara duyulan sevgiyi kutsal sevgiye benzeterek, tasvir ettiler.
DavranOPlarO sûfîlerinkinin tam aksi idi. Her türlü Pehvetten kaçOnan bu sevgi
Eflatun’un yuvarlak ruhlar mitosuna dayanOyordu: %ölen’de Aristophanes’in bir
açOklamasOna göre, önceleri küre biçiminde olan ruhlar sonradan ikiye bölünmüP-
lerdir. Öyle ki, yeryüzünde her ruhun kaderi eP ruhunu aramaktOr. Bir Pair bu
inancO Pöyle ifade eder: “ruhum onunkine daha doSmadan baSlOydO, ömrümüz
süresinde sevgimiz arttO, ölümden sonra aPkOmOz mezarOmOzO nurlandOracaktOr”.
Gerçek buluPma, ölüm ötesinde ruhlarOn kaynaPmasOdOr. Bir hadîse göre, “aPkOnO
gizli tutup, aPk uSruna arzusunu doyurmadan ölenler Pehit sayOlOr”16. Benî Uzre
(cid:1)
a/b-b-b-a/c-c-c-a/
a-a/b-b-b-a-a/c-c-e-a-a/
Endülüs Piirinde son mOsra bazen ‘roman’ dilinde olurdu. Bu mOsralara ‘jaryas’ (Ar. harca) adOverilir.
%iir, klasik Arapça ile yazOlmOPsa muva(cid:23)(cid:23)ah,Endülüs lehçesinde ise zecel adOnOtaPOr.
P. le Gentil, zecel’lerde XIII. yüzyOldan itibaren çift mOsralOk nakarat görüldüSünü söyler, Roman
Piirlerinde de refrain’e aynOtarihte rastlandOSOnOilâve eder. Menendez Pidal MaSrip ve Provans Pii-
rinde iki kafiye üzerine kurulu kOt’alarOnbulunmasOna dikkati çeker. IX. Guillaume’un Piirinde görü-
len Pemanen:
a-a-a-b/e-e-c-b/d-d-d-b/
XI. yüzyOlOnbirinci yarOsOndan itibaren Endülüs Piirinde, zecel’lerde bulunduSunu gösterir. Nykl’e (bk.
s. 246) Aben Guzman ((cid:15)bn Kuzmân)’OnCzecel’i ile canso’lar arasOnda tam bir bezerlik vardOr. Bk. bir
de (cid:15)réne Cluzel, Quelques reflexions â propos des origines de la poesie lyrique des Troubadours (Cahiers de
civilisation médievale, c. IV, no. 2, Avril, Juin 1981).
16 Hadîs hakkOnda deSerlendirme: (cid:15)bn Hibbân, el-Mecrûhîn, thk: Mahmûd (cid:15)brahim Zâyid, Haleb 1396,
I, 348; Gülâbâdî, Maâni’l-Ahbâr, -Konya yazma nüshasO-, 290/b; Hatîb el-BaSdâdî, Târîhu Ba)dâd,
Beyrut trs, V, 156, V, 262, VI, 50, XI, 297; (cid:15)bnü’l-Cevzî, Ebu’l-Ferac, el-Ilelü’l-Mütenâhiye fi’l-
Ehâdîsi’l-Vâhiye, Beyrut 1983, II, 771-772 (1286, 1287, 1288), hadisin Rasulullah’a atfOnOnsahîh ol-
(cid:1)
Description:troubadour'ların yeni bir öz, bir duygulanma getirdiklerini de ortaya koyar. Erotik duygulara değer verilemiyeceğini, kadına duyulan arzunun insan